Taşkın, Faruk2026-10-092026-10-092026https://hdl.handle.net/11494/6631Bu çalışma, FO 424 serisi İngiliz diplomatik arşiv belgelerine dayanarak, 1850-1851 yıllarında Kütahya’ya yerleştirilen ve ikametleri denetim altında tutulan Macar ve Leh mülteciler meselesini belge temelli ve analitik bir yaklaşımla incelemektedir. Mültecilerin Osmanlı Devleti’ne sığınmasıyla başlayan süreç, Avusturya ve Rusya’nın güvenlik kaygılarıyla temellendirilen ve önemli siyasal sonuçlar doğurma potansiyeli taşıyan ısrarlı iade talepleri doğrultusunda kısa sürede çok aktörlü ve karmaşık bir uluslararası krize dönüşmüştür. Bu bağlamda Babıâli, geleneksel dönemde padişahın şahsi himaye ve takdir yetkisine dayanan iltica uygulamasını, Tanzimat sonrasında şekillenen hukuki gerekçelendirme, diplomatik müzakere ve devlet egemenliğinin uluslararası hukuk çerçevesinde savunulması esaslarına dayalı kurumsal bir devlet pratiğiyle yeniden tanımlayarak söz konusu talepleri kesin biçimde reddetmiş; böylece hem Osmanlı Devleti’nin egemenlik haklarını hem de uluslararası hukuk bağlamında üstlendiği ilkesel sorumlulukları koruma yönündeki iradesini açık biçimde ortaya koymuştur. Çalışma, İngiltere’nin krizin seyrine yönelik diplomatik yönlendirme çabalarını, insani ve stratejik unsurları bir arada barındıran diplomatik yaklaşımını ve Osmanlı Devleti’nin uluslararası konumunu güçlendirmeye yönelik destekleyici tutumunu, Avusturya’nın baskıcı, güvenlik odaklı ve zorlayıcı politikalarıyla karşılaştırmalı biçimde analiz etmektedir. Ayrıca, merkezin taşra üzerindeki idari, güvenlik ve denetim mekanizmalarını Kütahya örneği üzerinden inceleyerek, kriz yönetiminin yalnızca uluslararası arenada değil, Osmanlı taşrasında uygulanan idari pratikler üzerinden de nasıl şekillendiğini göstermektedir. Arşiv belgeleri, 1851 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin müdahil olmasıyla meselenin transatlantik bir boyut kazandığını ve Babıâli’ye önemli bir diplomatik manevra alanı sağlayarak çözüm sürecini hızlandırdığını ortaya koymaktadır. Mültecilerin 1 Eylül 1851’de tahliye edilmesi, Osmanlı Devleti’nin uluslararası baskılara rağmen egemenlik temelli ve tutarlı bir idari - diplomatik tutum sergilediğini göstermektedir. Bu yönüyle Kütahya örneği, diplomasi, uluslararası hukuk ve taşra yönetimi kesişiminde özgün bir kriz yönetimi modeli sunmaktadır.This study examines the question of Hungarian and Polish refugees who were settled in Kütahya and placed under supervised residence in 1850-1851. The research is based on British diplomatic archival documents from the FO 424 series, employing a document-based and analytical approach. The process, which began with the refugees’ asylum in the Ottoman Empire, rapidly evolved into a complex, multi-actor international crisis with significant political ramifications, driven by the persistent extradition demands of Austria and Russia, justified on security grounds. In this context, the Sublime Porte unequivocally rejected these demands by redefining the traditional asylum practice - formerly grounded in the sultan’s personal protection and discretionary authority - as an institutionalised state policy based on legal justification, diplomatic negotiation, and the defence of state sovereignty within the framework of international law as shaped in the post-Tanzimat period. In doing so, the Ottoman government evidently demonstrated its commitment to safeguarding both its sovereign rights and its principled responsibilities under international law. The study comparatively analyses Britain’s efforts to diplomatically steer the course of the crisis - characterised by an approach that combined humanitarian and strategic considerations - and its supportive stance aimed at strengthening the Ottoman Empire’s international position, in contrast to Austria’s coercive, security-oriented, and pressure-driven policies. Moreover, by examining the administrative, security, and surveillance mechanisms exercised by the centre over the provinces through the case of Kütahya, the article demonstrates how crisis management was shaped not only within the international arena but also through concrete administrative practices implemented in the Ottoman provinces. Archival evidence indicates that the involvement of the United States in 1851 endowed the issue with a transatlantic dimension, thereby providing the Sublime Porte with significant diplomatic scope for manoeuvre and accelerating the resolution process. The evacuation of the refugees on 1 September 1851 demonstrates that the Ottoman Empire maintained a consistent administrative and diplomatic stance grounded in sovereignty despite sustained international pressure. In this respect, the Kütahya case offers a distinctive model of crisis management at the intersection of diplomacy, international law, and provincial governance.trinfo:eu-repo/semantics/openAccessKütahya mültecileriFO 424 BelgeleriOsmanlı diplomasisi1848 DevrimleriDiplomatik kriz yönetimiKütahya refugeesFO 424 RecordsOttoman diplomacy1848 RevolutionsDiplomatic crisis managementİngiliz diplomatik arşiv belgelerinde Kütahya mültecileri krizi (1850-1851)The Kütahya refugee crisis (1850-1851) in British diplomatic archival recordsArticle4724740010.37879/belgeler.2026.247