Cilt 2 Sayı 2 2016
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe The investigation of the housing stock in Turkey and Japan according to the non-structural seismic risks(Artvin Çoruh Üniversitesi, 2016) Demirarslan, DenizDeprem, toplumların kültürleri ile gelişen konut mekânlarını etkileyerek içinde yaşayan insanlara zarar veren önemli bir doğal afettir. Konut mekânlarının doğru planlanması ve depreme dayanıklı olarak inşa edilmesi deprem zararlarını azaltmaktadır. Ancak, kullandığımız eşyalar kullanım alışkanlıkları nedeniyle iç mekân planlamasını, deprem sırasında ise konut binalarını ve içindekileri etkilemektedir. Yeryüzünde önemli deprem kuşakları üzerinde bulunan Türkiye ve Japonya’da meydana gelen hasarlar incelendiğinde yıkım, hasar, ölüm ve yaralanmaların Türkiye’de daha fazla olduğu gözlenmektedir. Japonya’da ise depremle yaşamayı öğrenmek ve depreme dayanıklı binalar tasarlamak bir yaşam şekli haline gelmiştir. Hiç kuşkuşuz bu konuda geleneksel Japon yaşam tarzının çağdaş konut iç mekânı tasarımına olan etkileri bulunmaktadır. Bu amaçla, bu makalede deprem sorununu tasarım açısından çözmüş bir ülke olarak kabul edilen Japonya ile deprem konusunda büyük acılar yaşayan Türkiye’nin geleneksel ve çağdaş konut iç mekân kullanım alışkanlıkları incelenerek aradaki farklılıklar ve benzerliklerin yapısal olmayan deprem tehlikesi yönünden incelenerek afet yönetimi açısından doğru bir çözüme ulaşılması hedeflenmiştir.Öğe Kentlerde yeni yerleşim alanlarının gelişimi ve katı atık sorunu: İzmit-Yahyakaptan Mahallesi Örneği(Artvin Çoruh Üniversitesi, 2016) Demirarslan, Kazım Onur; Demirarslan, DenizTürkiye’de zaman içinde artan nüfus ve diğer gelişmelere bağlı olarak yerleşme birimleri büyümüş, gelişmiş ve yayılmıştır. Cumhuriyetin ilanından itibaren Kocaeli ili İzmit ilçesinde sanayinin ve ticaretin gelişmesiyle birlikte yoğun iş göçü yaşanmış ve şehrin nüfusu artmıştır. 1950’li yıllardan bu yana nüfusu hızla artan şehrin en büyük sorunlarından biri konut sorunudur. Devlet ve özel sektör aracılığı ile yapılan konut yerleşimleriyle İzmit ilçesinin nüfus artışına dayalı konut sorunu çözülmeye çalışılmış; ancak 1999 Marmara Depremi ile konut sorunu farklı bir boyut almıştır. 1999 depremi sonrasında başlatılan çalışmalar ile İzmit ilçesinde yeni yerleşim alanları belirlenmiştir. Bu yerleşim alanlarının gelişimi 2000’li yıllardan itibaren hız kazanmıştır. Son yıllarda kentsel dönüşüm uygulamaları da yeni yerleşim alanlarının gelişimini tetikleyici bir unsur olmuştur. Yeni yerleşim alanlarının inşası ile bu alanların hem yüzölçümü hem de nüfusu artmış, alt ve üst yapı sorunları, çevre sorunları başta olmak üzere çeşitli sorunlar ortaya çıkmıştır. Gürültü, hava kirliliği, evsel atıklar, görüntü kirliliği yeni yerleşim alanlarında önemli çevre sorunlarını oluşturmaktadır. Bu çalışma kapsamında İzmit ilçesi Yahyakaptan Mahallesi’nde nüfus artışı ve yeni yerleşim alanlarının oluşum nedenleri ortaya konulacak, konut tipolojileri ile konut kullanım ihtiyacı kıyaslanarak, yeni yerleşim alanının mahalle üzerindeki çevresel etkilerine dair bulgular verilecek ve bölgede artan yapılaşma ve nüfusa göre katı atık miktarı çevre mühendisliği açısından TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) verileri yıllık atık miktarı hesaplama yöntemlerine göre incelenerek evsel atık sorununa çözümler önerilecektir.Öğe Kentsel çevre ve sağlık bağlamında Van depreminden çıkarılan dersler(Artvin Çoruh Üniversitesi, 2016) Kalanlar, Bilge23 Ekim ve 9 Kasım depremlerinde Türkiye’nin Van İlinde birçok insan hayatını kaybetmiştir. Deprem çok kuvvetli bir şekilde hissedilmiş olup, bölgede yıkıcı hasar yaratmış ve çok sayıda can kaybına yol açmıştır. Van depremi gerçeği kentlerin afete daha hazırlıklı olması açısından en yakın örnektir. Bu bağlamda çalışmada amaç, Van depreminde gözlenen problemlerin ve çıkarılan derslerin kentsel çevre ve sağlık açısından ele alınmasıdır. Kentsel çevre ve sağlık açısından Van depremi değerlendirilmiş ve çalışma değerlendirme makalesi olarak kurgulanmıştır. Çalışma Van depreminde yazarın gözlemleri ve ulusal ve uluslararası literatür bağlamında ele alınmıştır. Kentsel çevre ve sağlık açısından Van depremi sonrasında afetzedelere birinci basamak sağlık hizmetlerinin afetzedelere sunulması ve bunun sürdürülebilirliğinin aksadığı görülmüştür. Afetzedelerin içme suyu, gıda, barınma, ısınma, giysi, tuvalet, yıkanma, çöp – atık uzaklaştırma gibi gereksinimlerinin sağlıklı olarak sağlanmasında sorunlar olduğu tespit edilmiştir. Uygun barınma ve sanitasyon şartlarının sağlanmasında sorunlar yaşandığı ve alt yapı hizmetlerinde sorunlar olduğu görülmüştür. Bu bağlamda afetlerde yaşanan deneyimlerin bilgi olarak aktarılması, kentlerin gelecekte yaşanacak depremlere hazırlıklı olmak açısından oldukça önemlidir. Kentsel çevre ve sağlık açısından depremlerde etkin planlama yapılması, ölüm ve yaralanmalar için risk faktörlerinin epidemiyolojik analizi, depremlerde acil ihtiyaç değerlendirmesi için gerekli bilgi, kurtarma faaliyetleri, kayıpların yönetimi, tıbbi malzemeler, hastalık kontrol ve sanitasyon ve dış yardım konularının deprem öncesi, sırası ve sonrasında olmak üzere afetin tüm evrelerinin önceden planlanması gerektiği değerlendirilmektedir. Ayrıca kentsel çevre ve sağlık bağlamında afete hazırlıklı olma noktasında kentlerimizde veya belirlenecek ortak noktalarda kışlık çadır, konteyner depoları oluşturulması gerektiği, depolarda afetzedeler için ve sağlık personelleri için gerekli uyku tulumu, stok imkânı bulunan malzemelerin bulundurulması gerektiği en önemli bulgulardır.Öğe Doğu Karadeniz Bölgesinde kükürtdioksit (SO2) dağılımlarının coğrafi bilgi sistemleri yardımıyla belirlenmesi(Artvin Çoruh Üniversitesi, 2016) Demirarslan, Kazım Onur; Akıncı, HalilHava kirliliği özellikle kentleşmenin yoğun ve plansız olduğu bölgelerde daha fazla görülmektedir. Bu noktalarda yaşanan kirlilik, hava kalitesini azaltmakta ve sonuç olarak çeşitli sağlık sorunlarına neden olmaktadır. Bu çalışmada gerek çarpık kentleşme, gerekse topografik nedenlerden dolayı hava kalitesinde azalma görülen Doğu Karadeniz Bölgesindeki kükürtdioksit (SO2) konsantrasyon dağılımları incelenmiştir. Özellikle kış aylarında ısınma amacıyla kullanılan fosil yakıtlar bölgede önemli derecede hava kirliliğine yol açmaktadır. Çalışma alanında hava kirliliğine yol açabilecek önemli kaynaklardan biride Karadeniz sahil yoludur. Yapılan çalışmada, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yer alan, Artvin, Bayburt, Giresun, Gümüşhane, Ordu, Rize ve Trabzon illerindeki SO2 kirleticisinin hava kalitesi üzerindeki etkileri ve dağılımları, Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) yardımıyla üretilen haritalarla incelenmiştir. Hava kalitesiyle ilgili veriler, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'na ait ölçüm istasyonlarında ölçülen 2011- 2016 yılları arasındaki saatlik verilerdir. Yapılan çalışma sonucunda, 2011-2016 yılları arasında illere göre ilkbahar ayları SO2 konsantrasyon ortalamaları sıralaması Ordu > Giresun > Trabzon > Gümüşhane > Rize > Bayburt > Artvin, yaz aylarında Trabzon > Giresun > Rize > Ordu > Artvin > Bayburt, sonbahar aylarında Trabzon > Ordu > Gümüşhane > Giresun > Bayburt > Artvin > Rize, kış aylarında ise Ordu > Trabzon > Gümüşhane > Giresun > Bayburt > Artvin > Rize şeklinde olduğu bulunmuştur.Öğe SRTM ve Topoğrafik harita verileri kullanılarak Artvin ilindeki yağış havzalarının fiziksel özelliklerinin belirlenmesi(Artvin Çoruh Üniversitesi, 2016) Yıldırımer, Saim; Özalp, Mehmet; Yüksel Erdoğan, EsinSu kaynaklarının kullanımı ve korunmasına yönelik çalışmalarda Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ve bağlantılı yazılım ve/veya modüllerin uygulanmasının son yıllarda arttığı bir gerçektir. Bu programlar sayesinde yağış havzalarının sınırları, arazi kullanımları, drenaj ağları, eğim ve yükselti gibi bazı fiziksel özellikleri hızlı, detaylı ve güvenilir bir şekilde belirlenebilmektedir. Bu çalışmada da CBS programlarından biri olan ArcGIS 10.3.1 ile entegre halde çalışan ArcHydro modülü kullanılarak Artvin il sınırları içerisinde kalan yağış havzalarının bazı özelliklerinin (sınırlar, drenaj ağı, büyüklük, eğim, vb.) belirlenmesi amaçlanmıştır. Sayısal Yükseklik Modeli (SYM) oluşturmak için hem “Shuttle Radar Topography Mission (SRTM)” hem de 1/25.000 ölçekli “topoğrafik harita” verilerinden yararlanılmış ve böylece elde edilen sonuçların bu iki farklı altlık arasında karşılaştırılması sağlanmıştır. Genel olarak, SRTM ve topoğrafik harita verilerinin havzaların özelliklerinin belirlenmesinde birbirine oldukça yakın sonuçlar verdiği ortaya konulmuştur. Örneğin, araştırma alanında tespit edilen büyük havza (10-100 km2) sayısı SRTM ve topoğrafik harita verilerine göre sırasıyla 315 ve 312 olarak belirlenmiş, çok büyük havzaların (>100 km2) sayısı ise her iki altlıkta da 30 olarak tespit edilmiştir. Ayrıca, topoğrafik haritalardan elde edilen eğim sınıfları gruplamasında ilin %89.27‘sinin çok dik-sarp arazi sınıfında yer aldığı belirlenirken, STRM verilerine göre ise bu oranın %87.13 gibi oldukça benzer bir sonuç verdiği bulunmuştur.












