Cilt 7 Sayı 2 2021

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Güncel Gönderiler

Listeleniyor 1 - 17 / 17
  • Öğe
    Orman yangınlarının kuzugöbeği mantarının (morchella spp.) çoğalması üzerine etkilerinin araştırılması: Giresun, Alucra örneği
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2021) Sağlam, Bülent; Aybar, Mustafa; Yılmaz, Fatma Nur
    Türkiye’de her yıl binlerce hektar alanda etkili olan orman yangınlarından sonra yanan alanlarda birçok yeni bitki ve hayvan türü ortaya çıkmaktadır. Aynı şekilde yangınlardan sonra bölgede çok sayıda mantar türünün yoğun olarak ortaya çıktığı bilinmektedir. Bu türlerden kuzugöbeği mantarı (Morchella spp.) fiyatı çok yüksek olmasına rağmen tüm dünyada sevilerek tüketilmektedir. Mantar toplayarak gelir temin eden yöre halkı nazarında kuzugöbeği mantarı potansiyel yüksek bir gelir kaynağıdır. Kuzugöbeği mantarlarının bazı türleri, orman yangınlarından sonra yanmış alanlarda toprak kimyasındaki ani değişiklikler, küçük dal ve yaprakların yanması sonucu oluşan kül birikmesi nedeniyle bol miktarda ortaya çıkar. Bu çalışmanın amacı, yanan ormanlık alanlarda toprak reaksiyonu (pH) ve organik maddeye bağlı olarak kuzugöbeği mantarının çoğalma potansiyelini belirlemektir. Sonuçlar, yangınla birlikte toprak pH'ının ve beraberindeki organik maddenin arttığını ve dolayısıyla kuzugöbeği mantarı çoğalmasının arttığını göstermiştir. Mantar, toprak pH değeri yüksek ve organik madde oranı düşük veya organik maddesi yüksek ve toprak pH değeri düşük topraklarda tek başına tespit edilmemiştir. Alanda yüksek toprak pH'sı ve yüksek organik madde birlikte bulunmalıdır. Orman yangınına maruz kalan ve mantarın bulunduğu alanların ortalama organik madde ve pH değerleri sırasıyla 7,25 ve 6,71 olarak bulunurken, aynı ekolojik özellikleri gösteren yanmamış orman alanının ortalama organik madde ve pH değerleri sırasıyla 5,65 ve 5.98 olarak bulunmuştur. Ülkemiz ormanlarında tahribata neden olan en önemli doğal afetlerden biri olan orman yangınlarının kuzugöbeği mantarı üretimi kapsamında da kullanılabileceği söylenebilir. Yanan alanlardaki mantar üretiminden elde edilen gelir, yerel orman köylülerinin gelirlerini artıracak ve sınırlı yıllık bütçelerine ek bir mali yardım sağlayacaktır.
  • Öğe
    İçme suyu dağıtım sistemlerinde su kayıplarının azaltılması: Kocaeli örneği
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2021) Kızılöz, Burak
    Su kaynakları kısıtlı olan idareler için içme suyu dağıtım sistemlerinde görülen yüksek seviyelerdeki su kayıpları ciddi bir problemdir. Bu kayıplar, ancak şebekenin izlenmesi, kontrol edilmesi ve doğru bir şekilde yönetilmesi ile azaltılabilir. Bu çalışmada Kocaeli’nin merkez ilçesi olan İzmit’in mevcut içme suyu varlıkları sayısallaştırılarak hidrolik model yardımıyla yüksek seviyelerde seyreden su kaybının azaltılması amaçlanmıştır. Bu amaç için ilk olarak toplam şebeke uzunluğu 1143 km olan İzmit’in 567,95 km’sinde 69 izole ölçüm bölgesi oluşturulmuştur. Her izole bölge içinde aktif sızıntı kontrol yöntemleri uygulanarak tespit edilen 2116 şüpheli sızmadan 684’ü onarılarak kayıplar azaltılmıştır. İkinci olarak tespit edilemeyen sızmaları önlemek için basınç kırıcı vanalar kullanılarak basınç yönetim sistemi uygulanmıştır. Aktif sızıntı kontrol metotları ve basınç yönetim aktiviteleri sonrasında minimum gece debisinde yaklaşık 192,48 l/s’lik azalma elde edilmiştir. Üçüncü olarak, izole bölge içinde ekonomik ömrünü tamamlamış su sayaçları yenilenerek idari kayıplar da düşürülmüştür. Sonuç olarak İzmit’in 2014 yılında %45,40 olan su kaybı 2019 yılında %29,50 seviyelerine kadar indirgenebilmiştir. Bu çalışmada uygulanan aktif sızıntı kontrolü, basınç yönetimi ve sayaç değişimi metotlarının diğer ilçelere de uygulanarak Kocaeli genelinde su kaybının azaltılması ve 2014 yılında yayımlanan yönetmelik gereği su kaybının %25 seviyesine düşürülmesi hedeflenmiştir.
  • Öğe
    Isparta Havzasının 1D doğrusal olmayan zemin tepki analizi yöntemi ile değerlendirilmesi; 1914 Burdur (Ms: 7.0) deprem senaryosu
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2021) Silahtar, Ali
    Depremlerin meydana getirdiği yapı hasarlarının sadece depremin fiziksel özelliklerinden değil aynı zamanda zeminin özelliklerine de bağlı olduğu bilinmektedir. Bu durum zemin tepkisinin kuvvetli yer hareketi öncesi belirlenmesini deprem mühendisliği ve sismolojinin ana hedeflerinden birisi haline getirmiştir. Bu çalışmada, belirlenen 24 noktada kayma dalgası (Vs) ve sondaj verileri kullanılarak Türkiye’nin en önemli tektonik elemanlarından birinin merkezinde yer alan Isparta ovasının zemin tepkisinin öngörülmesi hedeflenmiştir. Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği (TBDY-2018) zemin sınıflama kriterlerine göre ZC ve ZD zemin grupları karakterize edilen çalışma alanında 1 boyutlu doğrusal olmayan zemin tepki analizi yaklaşımı DEEPSOIL programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Mw:6.9 İrpinia kuvvetli yer hareketi kaydı kullanılarak yapılan çözümlemede çalışma alanının en büyük yer ivmesi (Pga) ve spektral ivme (Sa) dağılım haritası oluşturulmuştur. Çalışma alanında yüzeydeki Pga değerleri 0.28-0.41 g aralığında, maksimum Sa değerleri ise 0.77-1.82 g aralığında dağılım gösterdiği tespit edilmiştir. Ayrıca havza içerisinde birbirine dik iki kesit üzerinde Pga ve Vs30 arasındaki uyum irdelenmiştir. Elde edilen sonuçlar şehir merkezi ve yeni yapılaşma alanlarının yoğun olduğu Çünür bölgesinde zeminin kuvvetli yer hareketinin etkilerini önemli bir şekilde arttıracağını göstermiştir.
  • Öğe
    Mikrotremor, deprem ve yüzey dalgalarının çok kanallı analiz yöntemi kayıtları kullanılarak zemin özelliklerinin belirlenmesi: AFAD kampüsünden örnek bir uygulama
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2021) Ateş, Erkan
    Zemin büyütmesinin belirlenmesinin en geçerli yolu kuvvetli yer hareketi kayıtlarının analizlerinin kullanılmasıdır. Ankara AFAD kampüsü içerisinde yer alan deprem gözlem istasyonu 2014 yılında kurulmuştur. Çalışma alanı içerisinde bulunan bölgede Ankara Bilkent Şehir Hastanesi, Sağlık Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı gibi birçok resmi kurum bulunmaktadır. Deprem istasyonun kurulduğu günden bu güne kadar 22 adet deprem kaydı kaydedilmiştir. İstasyonun bulunduğu zeminin üst 30 ve 50 metre ortalama kayma dalga hızı hesaplanması için yüzey dalgalarının çok kanallı analizi (MASW) ölçümü yapılmıştır. İstasyonun kaydettiği değişik fay zonlarında meydana gelen farklı büyüklük ve uzaklıklarda 14 adet deprem kaydı tek istasyon yöntemine göre yatay/düşey oran tekniği kullanılarak yorumlanmış ve zemine ait büyütme faktörü ve hakim titreşim frekansı hesaplanmıştır. Deprem kayıtları dışında CMG-6TD sismometre ile 4 saat mikrotremor ölçümü yapılmış, alınan ölçümler tek istasyon yöntemine yatay/düşey spektral oran tekniğine göre değerlendirilmiştir. Yapılan MASW, mikrotremor ve deprem kayıtlarının sonuçları karşılaştırılmış, yerin dinamik özellikleri incelenmeye çalışılmıştır. Deprem ve mikrotremor kayıtlarının analizleri üzerinden sonuçlara bakıldığında; büyütme faktörü ve hakim frekansların birbirine çok yakın olduğu, kayma dalga hızından hesaplanan zemin sınıfı ile uyumlu olduğu görülmüştür.
  • Öğe
    Çeşitli kuraklık indisleri ile Batman ilinin kuraklık analizi ve kontur haritalarının çıkarılması
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2021) Batan, Murat
    Küresel iklim değişikliği ile kuraklık ve taşkın gibi doğal afetlerde artış gözlenmiştir. Bu nedenle literatürde kuraklık, taşkın gibi doğal afetler üzerine birçok çalışma mevcuttur. Bu çalışmada genel olarak iklim yönünden kurak bir bölge olan Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yer alan Batman ilinde çeşitli kuraklık indisleri ile kuraklık analizi yapılmıştır. Sadece yağış verilerini dikkate alan Normalin Yüzdesi İndisi (NYİ), Modifiye Fournier İndisi (MFİ) ve Standartlaştırılmış Yağış İndisi (SYİ) ile; yağış ve sıcaklık verilerini birlikte dikkate alan De Martonne-Gotmann İndisi (DMGİ) ve Bagnauls-Gaussen İndisine (BGİ) göre analizler yapılmıştır. Bu analizlerde Batman iline ait 1988-2018 yılları arası Meteoroloji Bölge Müdürlüğünden temin edilen 31 yıllık sıcaklık ve yağış verileri kullanılmıştır. Analiz sonuçlarına göre, beş yöntemin sonuçlarının birebir uyuşmadığı görülmüştür. NYİ indisine göre; 23 yılın normal, 1 yılın hafif kurak, 5 yılın orta kurak ve 2 yılın şiddetli kurak olduğu, MFİ indisine göre; 4 yılın çok az yağışlı, 18 yılın az yağışlı, 8 yılın orta yağışlı ve 1 yılın yüksek yağışlı olduğu, SYİ indisine göre; 1 yıl aşırı yağışlı, 1 yıl çok yağışlı, 4 yıl orta yağışlı, 11 yıl hafif yağışlı, 8 yıl hafif kurak, 3 yıl orta kurak, 3 yıl çok kurak olduğu, DMGİ indisine göre; 10 yılın yarı kurak-nemli arası, 21 yılın yarı kurak olduğu ve BGİ indisine göre ise tüm yılların çok kurak olduğu tespit edilmiştir. Makalede Standartlaştırılmış Yağış İndisi (SYİ) ile yıllık analizlerin yanında mevsimlik analizler de yapılmıştır. Bazı yöntemlerin analiz sonuçlarının SURFER haritalama programıyla kontur haritaları da çıkarılıp görselleştirilmiştir.
  • Öğe
    Evsel katı atık yönetim senaryolarının yaşam döngüsü analizi: melikgazi ilçesi (Kayseri) örneği
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2021) Irbaş, Emine; Dadaşer-Çelik, Filiz
    Nüfus artışı ve teknolojik gelişmeler nedeniyle katı atık üretimi hızla artmaktadır. Katı atıklardan kaynaklanan olumsuz etkileri azaltmak için atık yönetiminde çevresel sürdürülebilirliği de dikkate alan entegre yönetim yaklaşımlarının geliştirilmesi büyük önem arz etmektedir. Yaşam döngüsü analizi bir ürün veya hizmetin çevresel etkilerinin değerlendirilmesi için kullanılabilecek araçlardan biridir. Bu çalışmada, Kayseri İli Melikgazi İlçesi’nde evsel katı atık yönetimi için seçilmiş alternatif yaklaşımlar yaşam döngüsü analizi kullanılarak incelenmiştir. Katı atık yönetim alternatifleri olarak dört adet senaryo belirlenmiştir. Senaryo 1, atıkların toplanması, depo sahasına taşınması ve düzenli depolanmasını içermektedir. Senaryo 2’de geri dönüşebilir atıklar kısmen kaynakta ayrıştırılmakta ve kalan atıklar ise düzenli depo sahasına taşınarak, depolanmaktadır. Senaryo 3’te geri dönüşebilir atıkların tamamı kaynakta ayrıştırılmakta ve diğer atıklar ise düzenli depo sahasına taşınmakta ve depolanmaktadır. Senaryo 4’te ise geri dönüşebilir atıkların tamamının kaynakta ayrıştırılması sonrası kalan atıkların %50’si kompostlama ve %50’si düzenli depolama ile bertaraf edilmektedir. Bu senaryolar yaşam döngüsü analizinde değerlendirilirken, hesaplama yöntemi olarak IWM (Integrated Waste Management-Entegre Atık Yönetimi) modeli kullanılmıştır. Çalışmada, tüm senaryolar için net enerji kullanımı / yenilenemeyen enerji kaynakları tüketme potansiyeli (GJ), küresel ısınma potansiyeli (kg CO2-eşdeğeri), asidifikasyon potansiyeli (kg SO2-eşdeğeri) ve ötrofikasyon potansiyeli (kg O2-eşdeğeri) hesaplanmıştır. Melikgazi Belediyesi için Senaryo 3 ve Senaryo 4’ün hem enerji tüketimi hem de çevresel etkileri açısından diğer alternatiflere göre daha avantajlı olduğu tespit edilmiştir. Geri dönüşebilir atıkların kaynakta ayrıştırılması çevresel etkilerin azaltılmasında etkili olmuştur. Ayrıca kompostlama uygulaması düzenli depolamaya nispeten daha az çevresel etki oluşturmuştur.
  • Öğe
    Türkiye kıyılarında deniz suyu sıcaklık değişiminin CSB ile analizi ve ekolojik etkilerinin değerlendirilmesi
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2021) Kalıpcı, Erkan; Başer, Volkan; Türkmen, Mustafa; Genç, Nihal; Cüce, Hüseyin
    Deniz suyu sıcaklıklarındaki artış sucul canlılarda ekolojik problemlere yol açabilmektedir. Bu düşünceden hareketle yapılan çalışmada; Türkiye’nin kıyıları boyunca yaşanan deniz suyu sıcaklığı artış oranları değişimi yıllık bazda irdelenerek, coğrafi bilgi sistemi ile değerlendirilmesi yapılmıştır. Araştırmada kullanılan veriler, Tarım ve Orman Bakanlığı Meteoroloji Genel Müdürlüğünden temin edilmiştir. 1970- 2019 yılları arasında Karadeniz, Akdeniz, Ege ve Marmara denizi, deniz suyu sıcaklık verileri irdelenmiş ve 50 yıllık analiz sonuçları ArcGIS ortamında işlenerek deniz suyu sıcaklıkları haritası oluşturulmuştur. Yapılan çalışma sonucunda; 1970 yılından 2000 yılına kadar ki süreçte deniz suyu sıcaklığı ortalamalarının değişim trendinin birbirine yakın ortalamalarda devam ettiği, 2000-2010 yılları arasında bir önceki dönem periyoduna (1990-1999) oranla Karadeniz’de 0,8°C, Akdeniz’de 0,5°C, Marmara ve Ege denizlerinde 0,4°C‘e deniz suyu sıcaklığı artışı gözlendiği, deniz suyu sıcaklığı ortalamalarındaki yükselişin özellikle 2010-2019 döneminde belirginleştiği görülmüştür. 1970-1979 yılları ortalama deniz suyu sıcakları ile 2010-2019 yılları ortalama deniz suyu sıcakları karşılaştırıldığında; ortalama deniz suyu sıcaklığının Karadeniz ve Akdeniz de 1,2°C, Ege denizinde 0,9°C, Marmara denizinde ise 1,5°C arttığı gözlenmiştir. Deniz suyunda yaşanan bu sıcaklık artışının ekolojik dengeye olası etkileri tartışılmıştır.
  • Öğe
    İtfaiye istasyonu ihtiyacının yedek çift kapsama yaklaşımıyla belirlenmesi ve yer seçimi: Trabzon kenti örneği
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2021) Kuku, Şeyda; Türk, Ersin
    İtfaiye istasyonları kentsel alanda can ve mal güvenliğini sağlayan acil hizmet birimleridir. Bu hizmetin ihtiyaca hızlı yanıt verecek şekilde yüksek hizmet düzeyi ile sunulması kamu güvenliği açısından çok önemlidir. Ancak, imar mevzuatında itfaiye istasyonlarının planlanmasına yönelik herhangi bir hükme yer verilmediğinden, imar planlarında ve uygulamada itfaiye istasyonlarının sayısına, büyüklüklerine ve konumlarına ilişkin kararlar yetkili belediyenin takdirine bırakılmıştır. Oysa, itfaiye istasyonlarının planlanmasına ilişkin literatür incelendiğinde, tepki süresi, kapsama alanı, nüfus vb. ölçütler dikkate alınarak kent bütününde itfaiye istasyonlarının planlanması önerilmektedir. Bu çalışmanın amacı; Yedek Çift Kapsama yaklaşımıyla, tüm planlama alanına 5 dakika tepki süresi içinde hizmet verilebilecek ve mahallenin yangın risk sınıfına göre literatürdeki 5, 8, 10, 15 dakika erişim süreleri içinde ikinci bir itfaiye istasyonunun yedek kapsamında olacak şekilde en az itfaiye istasyon sayısını ve bu istasyonlara uygun kamusal alanları yürürlükteki nazım imar planında belirlemektir. Trabzon’un merkez ilçesi Ortahisar imar planı sınırları, çalışma alanı olarak seçilmiştir. Çalışma kent içinde itfaiye istasyonu ihtiyacının belirlenmesine ve yer seçimi sürecine katkı sağlayacaktır. Çalışma sonucunda, var olan itfaiye istasyonun mevcut yerinde kalması gerektiği, kentin doğusunda ve batısında iki itfaiye istasyonuna daha ihtiyaç olduğu ve itfaiye istasyonlarının planlanmasına yönelik olarak Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinde düzenlemeler yapılması gerektiği sonuçlarına varılmıştır.
  • Öğe
    Fırat havzası’ndaki meteorolojik ve hidrolojik kuraklık haritalarının çeşitli enterpolasyon metotları ile belirlenmesi
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2021) Katipoğlu, Okan Mert; Acar, Reşat
    Kuraklık hidroelektrik enerji üretimi, sağlık, sanayi, turizm, ekonomi, tarım ve hayvancılık gibi çeşitli sektörleri olumsuz etkileyen bir doğal afettir. Bu nedenle izlenmesi, zamansal ve mekânsal dağılımının belirlenmesi ve önlemler alınarak kuraklık risklerinin yönetilmesi büyük öneme sahiptir. Bu çalışmada, Fırat Havzası’ndaki çeşitli meteorolojik ve hidrolojik kuraklıkların Kriging, Radyal Tabanlı Fonksiyon (RTF) ve Ters Mesafe Ağırlıklandırma (TMA) enterpolasyon yöntemleri ile zamansal ve mekânsal değişimleri kuraklık sınıflarına göre renklendirilerek haritalandırması ve havzadaki kuraklık risk durumunun değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bunun için Fırat Havzası ve çevresinde bulunan 16 adet Meteoroloji Gözlem İstasyonu ve 18 adet Akım gözlem istasyonuna ait Standartlaştırılmış Yağış İndeksi, İstatistiksel Z-Skoru İndeksi, Yağış Anomalisi İndeksi, Standardize Yağış Evapotranspirasyon İndeksi, Keşif Kuraklık İndeksi ve Standart Akım İndeksi değerleri kullanılmıştır. Analizler sonucunda havzada meteorolojik kuraklıkların tahmininde Kriging metodu, hidrolojik kuraklıkların tahmininde ise RTF en etkili yöntemler olduğu tespit edilmiştir. Havzanın kuraklık risk düzeyi yüksek tespit edildiği için çalışma alanında kuraklık yönetim planının yapılması, olumsuz kuraklık etkilerinin azaltılması, erken uyarı ve kuraklık önlemlerinin alınması önerilmektedir.
  • Öğe
    Türkiye’deki büyükşehirlerin karayolu ulaşımı kaynaklı sera gazı emisyon miktarının karşılaştırmalı analizi
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2021) Dündar, Abdullah Oktay
    Bu çalışmada Türkiye’deki büyükşehirlerin 2010 ve 2019 yıllarına ait karayolu ulaşımından (bireysel seyahatler+yolcu ve yük taşımacılığı) kaynaklı sera gazı emisyon miktarları IPCC tarafından geliştirilen Tier 1 yöntemi kullanılarak hesaplanmıştır. Elde edilen sonuçlara göre 30 büyükşehirde 2010 yılında toplam sera gazı emisyon miktarı 43.403 Gg CO2 eşdeğer(e.) iken, 2019 yılında artarak 70.271 Gg CO2e. ulaşmıştır. 2010-2019 yılları arasında toplam sera gazı emisyon miktarı %61,90 oranında artış göstermiştir. Toplam sera gazı emisyon miktarında İstanbul, Ankara, İzmir, kişi başına düşen sera gazı emisyon miktarında Denizli, Mersin, Muğla, araç başına düşen sera gazı emisyon miktarında Mardin, Kocaeli, Diyarbakır, km2 ’ye düşen sera gazı emisyon miktarında ise İstanbul, Kocaeli, İzmir şehirleri ilk 3 sırada yer almaktadır. Hem 2010 hem de 2019 yılında İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Mersin, Antalya, Konya ve Kocaeli ortalama emisyon miktarının üstünde değerlere sahiptir. Bu şehirlerde alınacak öncelikli önlemler ile ülkemizin karayolu kaynaklı emisyon miktarı önemli oranda düşürülebilecektir. Diğer taraftan Mardin, Van ve Şanlıurfa gibi doğu bölgemizdeki şehirlerde emisyon artış hızı diğer şehirlere göre çok daha yüksektir. Çalışmada büyükşehirler alternatif taşıma seçenekleri ve alt yapılara göre de karşılaştırılmış ve demiryolu hariç diğer seçeneklerin emisyon artış hızını azaltmada etkili olduğu tespit edilmiştir
  • Öğe
    Kısa dönemli hidrolojik tahmin sistemi uygulaması
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2021) Uysal, Gökçen; Sensoy, Aynur; Şorman, Arda; Ertaş, Mustafa Cansaran
    Bu çalışmanın amacı kar erimesinin etkili olduğu dağlık memba havzaları için kısa dönemli akım tahmin sisteminin geliştirilmesidir. Çalışma alanları olarak seçilen dağlık Fırat ve Seyhan Havzaları, yüksek su potansiyeli, bu potansiyeli besleyen kar erimeleri, mansapta büyük ve önemli su yapılarının bulunması ile ön plana çıkmaktadırlar. Yağış-akış ilişkisinin simülasyonu için dağlık bölge uygulamalarında literatürde yaygın olarak kullanılan HBV modeli seçilmiştir. Sayısal Hava Tahmin (SHT) verisi olarak Mesoscale Model 5 (MM5) ve Weather Research and Forecast (WRF) model sonuçları kullanılmıştır. Hidrolojik model parametrelerinin gözlenen yağış, sıcaklık ve akım verileriyle kalibrasyon/doğrulama işleminin yapılmasının ardından, analizleri yapılan SHT verilerinin girdi olarak kullanılması ile 1 ve 2 günlük akım tahminleri elde edilmiştir. İleriye dönük akım tahminleri Delft-FEWS platformunda kapalı döngü şeklinde çalıştırılarak, geçmiş dönem tahmin simülasyonları gerçekleştirilmiş ve akım gözlemleri ile kıyaslanarak performans değerlendirmesi yapılmıştır. Elde edilen sonuçlar havzaların akış aşağısında bulunan su yapılarının daha verimli işletilmesine ve böylece ülke ekonomisine katkı sağlayabilecektir.
  • Öğe
    Türkiye’deki illerin partikül madde (PM10) miktarının değerlendirilmesi ve R programlama dili ile görselleştirilmesi
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2021) Atalay, İbrahim Edibali; Neslihanoğlu, Serdar
    Hava kirliliği konusunda etkin bir madde olan partikül madde (PM10) miktarı Türkiye’deki verilerinin etkin bir şekilde anlaşılabilir olması için son yıllardaki teknolojik gelişmelerinde katkısıyla birlikte araştırmacılara ileri düzeyde animasyon temelli veri görselleştirmelerin yapılabilmesini amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultuşunda R programlama dilindeki “ggplot2” paketi temelli olarak Türkiye haritasının simülasyonlarının animasyonları ilk olarak bu araştırmada oluşturulmuştur. Bu kapsamda, 2014-2018 yılları arasındaki yıllık frekansa sahip Türkiye’nin iller ve ilçeler bazında PM10 miktarı verileri tercih edilmiş ve animasyonları oluşturulmuştur. Animasyon görselleştirmeleri incelendiğinde Türkiye geneli iller bazında PM10 miktarlarının, incelenen yılın Türkiye ortalamasına yakın değerlere sahip olduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca, Türkiye ortalaması üzerinde ölçüm değerleri bulunan illerin PM10 miktarlarının yıllara göre azalmasına rağmen Türkiye ortalaması üzerindeki ölçüm değerlerinin devam ettiği gözükmektedir. Bu durumun bir sonucu olarak insan sağlığı ve çevreyi tehdit eden risklerden birisi olan partikül madde kirliliğinin temiz hava eylem planı oluşturularak sürekli ölçüm ve değerlendirmeler yapılarak önlemlerin alınmasının gerekliliği ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada geliştirilen ileri düzey animasyon görselleştirmelerinin farklı frekanslardaki animasyonları ile daha etkin anlaşılabilir olması sağlanarak araştırmacılara veri görselleştirme alanında farklı bir bakış açısı sunulmuştur.
  • Öğe
    Diyarbakır istasyonunda 1929–2016 boyunca tarihsel kuraklığın yenilikçi şen yöntemi ile trend analizi
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2021) Gümüş, Veysel; Dinsever, Latif Doğan; Şimşek, Oğuz
    Bir doğal afet olarak kuraklık; su temini, hidroelektrik üretimi, tarım ve sanayi gibi çeşitli sektörleri etkilemektedir. Su kaynaklarının etkin ve verimli kullanılması açısından, kuraklığın zamansal değişiminin belirlenmesi önem arz etmektedir. Bu çalışmada, Diyarbakır ilindeki meteoroloji gözlem istasyonunda 1929-2016 yılları arasında ölçülmüş aylık toplam yağış verileri kullanılarak kuraklık analizi yapılmıştır. Kuraklık analizinden önce verilerin homojenliği kontrol edilmiştir. Kuraklığın belirlenmesinde, Standartlaştırılmış Yağış İndeksi (SYİ) yöntemi kullanılmış ve 1, 3, 6 ve 12 aylık zaman ölçeklerinde meydana gelen tarihsel kuraklık indis değerleri belirlenmiştir. Farklı zaman ölçeklerine göre hesaplanan kuraklık indis değerlerinin trendini belirlemek için Yenilikçi Şen Yöntemi (Innovative Trend Analysis-ITA) kullanılmıştır. Çalışmada, 1, 3, 6 ve 12 aylık zaman ölçekleri için en kurak periyodlar sırasıyla 8, 18, 21 ve 53 ay olarak belirlenmiştir. 1 aylık zaman ölçeğinde (SYİ-1) kurak dönem meydana gelme oranı %40 iken, diğer zaman ölçeklerinde bu değerin yaklaşık %50 olduğu, ayrıca üç aylık (SYİ-3), altı aylık (SYİ-6) ve 12 aylık (SYİ-12) için orta kurak ve üzeri kuraklık meydana gelme oranının %15-16.5 arasında değiştiği görülmüştür. Yenilikçi Şen Yöntemi ile kuraklık indislerinin trendi incelendiğinde ise, özellikle SYİ-12 için 0.8’den büyük indis değerlerinde zayıf bir azalma eğilimi, orta nemli sınıfa giren indis değerlerinde ise %5 üzerinde bir azalma eğilimi belirlenmiştir. Ayrıca, SYİ-12 değerlerinde -3 ve -3’ten küçük indis değerlerinin güçlü bir artış (%10 ve üzeri) eğilimi gösterdiği, yani aşırı kurak durumun son yıllarda azaldığı tespit edilmiştir.
  • Öğe
    Doğu Karadeniz orman yangınlarının uzun dönem meteorolojik parametrelerle değerlendirilmesi
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2021) Coşkuner, Kadir Alperen
    This study examines the relationship between number of forest fires and burned areas, and meteorological parameters between 1987 and 2020 in the North Eastern Region of Turkey. A total of 1560 forest fires affecting 7340.7 ha forested lands within the border of Giresun, Trabzon and Artvin Regional Forest Directorate were analysed with historic mean annual temperature, relative humidity, wind speed, total annual rainfall and calculated Sweden Angstrom Index for a period of 1987-2020. Results indicated that total annual number of fires were positively correlated with mean annual temperature, and negatively correlated with mean annual relative humidity and total annual rainfall. No significant relationship was found between the total annual number of fires and the annual average wind speed. The lower Angstrom index values indicate high risk of fires and significant negative correlation was found between total annual number of fires and Angstrom index values. No significant relationship was found between the total annual burned area and annual average temperature, relative humidity, wind speed, and Angstrom Index values, however, a significant negative correlation was found with the total annual rainfall. The linear diminishing trend in the values of Angstrom Index and increasing trend in the number of fires from 1987 to 2020 in North Eastern Anatolia indicated that forest fires may become a major problem for forested lands in the North Eastern Region of Turkey in the future.
  • Öğe
    Oto yıkama atıksularının klasik fenton prosesiyle arıtımı: ön çöktürmenin koi giderim kinetiği üzerine etkisi
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2021) Cüce, Hüseyin; Dulkadiroğlu, Hakan; Yakut, Şennur Merve; Kocabaş, Melike
    Nüfusa paralel olarak trafikteki araç sayısı da her geçen gün artmaktadır. Dolayısıyla araçların yıkanmasından kaynaklanan atıksuların miktarı da önemli boyutlara ulaşmaktadır. Bu atıksuların çoğu evsel atıksu sınıfında olmayıp doğrudan kanalizasyona verilmektedir. Bu çalışmada, 2 farklı oto yıkama tesisine ait 4 tip (ham ve ön çökeltim uygulanmış) atıksuda kimyasal oksijen ihtiyacı (KOİ) giderimi amacıyla klasik Fenton prosesi uygulanmıştır. Deneysel çalışmalar sonunda sabit pH = 3 değerinde, optimum kimyasal dozlar; 1 nolu tesisten alınan ham atıksu için: [Fe+2] = 100 mg L-1 , [H2O2] = 200 mg L-1 ve ön arıtım uygulanan örnek için bu değerler [Fe+2] = 75 mg L-1 , [H2O2] = 150 mg L-1 olarak tespit edilirken, 2 nolu tesisten alınan ham atıksu için [Fe+2] = 100 mg L -1 , [H2O2] = 225 mg L-1 , ön çökeltim uygulandıktan sonra ise [Fe+2] = 75 mg L-1 , [H2O2] = 100 mg L-1 olarak belirlenmiştir. Prosesin arıtım verimliliği değerlendirildiğinde, optimum koşullarda KOİ giderimi 1. Atıksu örneği için sırasıyla, %86 ve %89 iken 2. örnekte ise bu değerler sırasıyla %90 ve %98’dir. Reaksiyon kinetiği incelendiğinde, ham atıksularda oksidasyon mekanizmasının genel itibariyle 2. derece kinetiğe uygun olduğu görülse de (R2=0,55 ve 0,95) ön çöktürme sonrası ayrışma mekanizmasının BMG kinetik modeline daha fazla uyum gösterdiği (R2=0,99) ortaya çıkarılmıştır
  • Öğe
    Afetlerin mental sağlığa etkileri
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2021) Yorulmaz, Deniz Sümeyye; Karadeniz, Havva
    Afetler beklenmeyen bir zamanda meydana gelen, toplumu ve insanları derinden etkileyen, can ve mal kayıplarına neden olan, ekonomik kayıpları beraberinde getiren, doğa veya insan kaynaklı olaylardır. Afetler, zamanının belli olmaması, toplumu ve sağlık hizmetlerini kesintiye uğratması, ağır ekonomik etkilerinin olması, psiko-sosyal iyilik halini bozması, ilerleyen dönemlerde ciddi sağlık sorunlarına, can ve mal kayıplarına sebep olması nedeniyle önemli bir halk sağlığı problemidir. Dünyada ve Türkiye’de her yıl binlerce kişi afetlere maruz kalmakta ve afetlerden farklı şekillerde etkilenmektedir. Afetlerden sonra farklı yaş gruplarında farklı tepkiler görülmekle birlikte en sık travma sonrası stres bozukluğu, anksiyete, depresyon, uyku ve yeme bozukluğu gibi sorunlar görülmektedir. Yaş dönemlerine göre yapılan uygun müdahaleler ve psikolojik ilk yardım ile afetlerden sonra görülebilecek mental sağlık sorunları büyük oranda kontrol altına alınabilir ve azaltılabilir. Bu derlemede afetlerin psiko-sosyal sağlık üzerindeki etkisine ve bu doğrultuda yaş gruplarına göre yapılması gereken girişimlere yer verilmiştir.
  • Öğe
    Afetlere müdahale eden yardım personelini güçlendirme
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2021) Işıkhan, Vedat
    Tüm dünyada afetlerin yaratmış olduğu olumsuz sonuçlar gün geçtikçe artış göstermektedir. Afetler her yıl küresel düzeyde milyonlarca insanı etkilerken ne yazık ki toplumda yaşanan eşitsizliği ve adaletsizliği de hızlandırmaktadır. Afetlerin sıklığı ve insanlar üzerine etkisi, iklimsel değişmeler ve artan nüfus yoğunluğu sebebiyle artmış durumdadır. Günümüzde deprem, sel, kuraklık, yangınlar, volkanik ve nükleer patlamalar, terörist saldırılar adeta sıradan olaylara dönüşmüştür. Bu doğrultuda doğal veya insan kaynaklı afetlerin kazazede ve toplumlar üzerindeki etkileriyle ilgili literatür oldukça fazladır. Afet ruh sağlığı literatüründen elde ettiğimiz bulgular, ilk müdahaleyi yapan kurtarma ekibinin, afetlere müdahale ettikten sonra travmatik deneyimlere doğrudan ve sürekli maruz kaldıklarından olumsuz psikolojik sonuçlar için bir risk taşıdıklarını bildirmektedir. Afetlere anında müdahale eden ve mağdurlara yardımcı olan yardım personeli (arama kurtarma ekibi, itfaiyeci, destek grupları vb.), afet sonrasında çeşitli sorunlarla karşı karşıya kalabilmektedir. Ancak literatürde yaşanan afetlerin bu yardım personeli üzerindeki etkileri ile ilgili çalışmaların sınırlı olduğu belirlenmiştir. Bu çalışmada, afet literatürü, afet ruh sağlığı ilişkisi, afetlerin genel sonuçları, afetlerin yardım personeli üzerindeki psiko-sosyal, fiziksel ve davranışsal etkileri, bunların semptomları ve bu personele nasıl yardım edilebileceği ve güçlendirileceği tartışılmaktadır.