Doktora Tezleri
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe Evsel ilaç atıklarının toplanması projesindeki tersine lojistik sürecinin modellenmesi için genetik algoritmaların kullanılması(Dokuz Eylül Üniversitesi, 2013) Kırda, Kadir; Doğan, ÖzlemSon dönemlerde fark edilmeye başlanan çevresel kirlenme ve bunun zararları sonucunda insanların çevre konusunda duyarlılıkları artmış, aynı hassasiyeti işletmelerden ve yönetimlerden de bekler hale gelmişlerdir. Tersine lojistik bu konuda büyük bir öneme sahiptir. Tersine lojistik ile işe yaramayan ürünlerin lojistik zincirinde tersine doğru akışı ile değer kazandırılması söz konusudur. Böylece bütün olarak atık olabilecek bir ürünün ayrıştırma ile en az miktarda atık ortaya çıkacak şekilde değerlendirilmesi işlemi gerçekleştirilir.Evsel atık ilaçların toplanması için etkin yöntemlerden biri tersine lojistik ağının kurulması ve etkin yönetilmesidir. Evsel ilaç atıkları olarak isimlendirilen bu ilaçlar, çöpe veya kanalizasyona atıldığında fark edilemeyecek derecede küçük zerreler halinde yayılmakta, birikmekte, deniz canlılarına, sulara ve dolaylı yollarla insanlara zarar vermektedirler. Bu zararların önüne geçilebilmesi için evsel ilaç atıklarının toplanmasına yönelik tersine lojistik zincirinin kurulması ve etkin olarak yönetilmesi gerekmektedir.Bu tezde evsel ilaç atıklarının toplanması projesinde atık ilaçların taşınması faaliyetine yönelik genetik algoritmanın kullanılması araştırılmıştır. Genetik algoritma, evrim mantığının matematiksel modele uyarlanması ile geliştirilmiş sezgisel bir algoritmadır. Hızlı çözüme ulaşma, optimuma yakın sonuçlar verme gibi özellikleri genetik algoritmaların kullanılmasını avantajlı kılmaktadır. Araştırmanın kapsamında genetik algoritmanın hesaplanmasını sağlayan bir yazılım geliştirilmiştir. Geliştirilen masaüstü yazılıma eczanelere ve depolara ait verilerin eklenebildiği bir arayüz tasarlanmıştır. Verilerde yer alan koordinatlar web tabanlı bir uygulama aracılığıyla elde edilmiş ve ekler kısmında sunulmuştur.Yazılımda test edilmek üzere üç farklı taşıma modeli örneği geliştirilmiştir. Bu üç model gerçek veriler ve çeşitli varsayımlar ışığında karşılaştırılmış, test sonuçları sunulmuştur. Genetik algoritmaların etkin kullanımına yönelik olarak yapılan bu araştırmanın ileriye dönük bir rehber niteliğinde olması amaçlanmaktadır.Öğe Mentorlüğün yöneticilerin kariyer başarısına etkisi: Kocaeli ilindeki otomotiv üreticisi firmalar üzerinde ampirik bir araştırma(Kocaeli Üniversitesi, 2011) Doğan, Özgür; Erdoğmuş, NihatMentorlük, en basit tanımıyla, daha genç ve tecrübesiz bir bireye, kişisel ve mesleki olarak yol göstericilik yapmak, şeklinde ifade edilmektedir. Bu yol göstericilik, kimi zaman kendiliğinden ortaya çıkan bireysel bir çaba, kimi zaman da bilinçli bir örgütsel uygulama şeklinde olabilmektedir. Mentorlük uygulamaları da her iki biçimde ortaya çıkabilmektedir. Örgütsel bir uygulama şeklinde düşünüldüğünde, mentor ve mentorün yardım ettiği korunan dışında, örgüt de bu ilişkiden yarar sağlayan taraflardan birisi olmaktadır. Mentorlük, psikososyal ve kariyer geliştirme şeklinde iki temel başlıkta sınıflandırılan rollere sahiptir. Yöneticilerce yerine getirilen bu rollerden hangisinin, bugün yönetici olarak çalışan bireylerin kariyer başarısı üzerinde daha etkili olduğu, bu çalışmanın temel amacını oluşturmaktadır. Kariyer başarısı kavramı, bu çalışma kapsamında, içsel kariyer başarısı ve dışsal kariyer başarısı olarak iki başlık altında ele alınmıştır. İçsel kariyer başarısı, örgütsel bağlılık, iş doyumu, kariyer doyumu, iş yaşam çatışması alt başlıklarını içermektedir. Dışsal kariyer başarısı ise, alınan terfi sayısı ve ödemelerde meydana gelen artışı içermektedir. Araştırma kapsamında Kocaeli ilinde faaliyet gösteren otomotiv üreticisi firmalarda yönetici olarak çalışan bireyler örneklem olarak seçilmiş ve açıklamalı örnekleme yöntemi ile 73 kişiden elde edilen veriler analiz edilmiştir. Oluşturulan hipotezlerin test edilmesi için korelasyon ve regresyon analizi yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, içsel kariyer başarısına ilişkin alt başlıklardan örgütsel bağlılık üzerinde, kabul etme ve doğrulama rolü ile destekleme rolünün; iş doyumu üzerinde, meydan okuyucu görevler sağlama rolü, rol model olma rolü, danışmanlık rolü ve yaş demografik değişkeninin; kariyer doyumu üzerinde, koçluk rolünün; iş yaşam çatışması üzerinde unvan demografik değişkeninin, etkili olduğu yönündeki hipotezler doğrulanmıştır. Elde edilen bu sonuçlar özetlenerek değerlendirilmiş ve üzerlerinde tartışılmıştır. Uygulamaya yönelik önerilerle çalışma sonlandırılmıştır.Öğe İslam öncesi Fars öğüt edebiyatı(Atatürk Üniversitesi, 2013) Balcı, Musa; Yıldırım, NimetDiğer dünya edebiyatları içerisinde oldukça eski bir geçmişe sahip olan Fars edebiyatı; İslâm sonrasında olduğu gibi, İslâm öncesi dönemde de güçlü ve zengindir. Fars edebiyatı, bu zenginliğiyle özellikle divan edebiyatı üzerinden Türk İslâm edebiyatını da etkilemiştir. Fars edebiyatının güçlü bir geleneğe sahip olmasının en belirgin nedeni, özellikle kadîm İranda din ve devlet arasındaki bağın son derece güçlü oluşudur. Bu durum ahlâk edebiyatının zenginleşmesine ortam hazırlamıştır. Din ve devlet arasındaki güçlü birliktelik hem dinin edebiyatla, hem de edebiyatın dinle ilişkisini geliştirmiştir. Bütün güçlü medeniyetlerin ortak özelliği olan kültürel devamlılığın, İran kültüründe de son derece belirgin oluşu öğüt edebiyatı ürünleri üzerinden de görülmektedir. Fars kültüründe, diğer milletlerin edebiyatlarıyla kıyaslandığında öğüt metinleri ya da ahlâk edebiyatı ürünleri, İslâm sonrasında olduğu gibi İslâm öncesi dönemde de daha zengindir. İslâm öncesi Fars öğüt edebiyatı eserlerinde yaratıcıya inanmanın gerekliliği, dünya hayatının geçiciliği, ibadetler, yöneticilere ve anne babaya itaat, uyumlu olma, akıl ve bilginin önemi, ailenin gerekliliği, çalışıp üretmeye önem verme, yeme içme, konuşma ve dostluk adabı, ölüm ve ölüm ötesi hayat gibi çok çeşitli konularda tavsiyeler verilmiştir. İslâm öncesi İran öğüt metinleri Zerdüşt inanışının çok açık etkisinin yanı sıra, Hint ve Yunandan da izler taşımaktadır.Öğe İletişim disiplini açısından Türk modernleşmesinin bir bileşeni olarak sanat: Ankara Devlet Opera ve Balesi (adob) örneğinde bir araştırma(Ankara Üniversitesi, 2010) Akansel, İlkben; Makal, Ahmetİnsanlık tarihi birçok savaşlar ve yıkımlar yaşamıştır. Ama bunlardan hiçbiri BatıAvrupa'da son 450-500 yılda yaşanılanlardan daha keskin bir biçimde o coğrafyayı ve dünyanın geri kalan coğrafyalarının geleceğini bu kadar etkilememiştir. Çünkü orada yaşanılanlar 20. yüzyılın başında `modernleşme kuramları' adı altında, dünyada onların geçirdikleri deneyimleri yaşamamış ülkelere dayatılmıştır. Buradaki amaç, `biz bu formülleri kullanarak modernleştik, siz de bunları uygularsanız modern olursunuz' yargısını kabul ettirmekti. Gerçekten bu model kabul edildi ve uygulanmaya çalışıldı. Ancak üzerinden 20-30 yıl geçtikten sonra, bu kuramların formüllerini deneyen ülkelerde hiçbir değişiklik olmadığı hatta kimi noktalarda kötüye gidiº olduğu gözlemlendi. Bu nokta, modernleşme eleştirilerini doğurdu. Biz bu çalışmada, bir ülkenin `modern' olarak kabul edilmesinde rol oynayan eğitim, sağlık ve sanat faktörlerinden `sanat'ı el alarak `Türk modernleşmesine' olan etkisini araştırdık. Her türlü eleştiriye rağmen, bu üç faktörün güçlü olması, bir ülkenin ne kadar güçlü olduğunu gösterir. T.C. kurulurken, ülkenin nasıl modernleşeceği konusunda iki farklı görüş öne sürülmüştür. `Bütüncü' modernleşme yanlıları, bir ülkeyi modern yapan bütün değerlerin hepsinin alınması gerektiğini savunmuşlardır. Bunların görüşleri ağır basmıştır. `Kısmici' modernleşme yanlıları, Avrupa'nın modernleşmesinde çok önemli bir yer tutan `teknik'in alınmasını, diğer şeylere gerek olmadığını öne sürmüşlerdir. Bu çalışmada, modernleşme kuramlarından yola çıkarak, bunlara getirilen eleştirileri azami şekilde dikkate alarak ilerledik. Çünkü çalışmamızın ilerleyen safhalarında araştırdığımız, sanatın dünyada nasıl doğduğu, kültürün nasıl bir parçası haline geldiği, uygarlık-kültür-sanat bağlantısının ne olduğunu irdeleyebilmemiz için gerekliydi. Tüm bunları inceledikten sonra, Osmanlı İmparatorluğu'nun da son dönemlerde kötü gidişatını durdurmak için Batı'nın bazı değerlerini kendisine uyumlaştırdığını gördük. Bunlardan biri sanattı. Özellikle, 18. yüzyılda, bazı padişahlar Batı tipi sanat dallarına çok önem vermiş, bunların Osmanlı'da da kurulması için gayret saf etmişlerdir. Örneğin, Donizetti'nin İstanbul'a gelmesi ve sarayda `saray orkestrası' kurması, `Kızlar Fanfarı' (Kızlar Bale Grubu) adı verilen bale topluluğu oluşturulması gibi. Ama bütün bu çabaların T.C.'de yapılanlardan iki önemli farklılığı bulunmaktadır. Birincisi, Osmanlı'da sanat için atılan her adımı saray çevresi ile sınırlı kalmış ve ciddi şekilde kurumsallaşmamıştır. İkincisi, şahsi özellikler taşır. Örneğin, bir Belediye Başkanı, oğlu tiyatrocu olmaya heves ediyor diye İstanbul'daki bütün tiyatroları kapatmıştır. İşte T.C. kurulurken sanat için yapılan en önemli şey kurumsallaşmayı sağlamak ve şahsi olaylara yer vermemekti. Bir de bütün bunlardan daha önemli olmak üzere, T.C. insanların algılarını değiştirmek istemiştir. Unutmamak gerekir ki, yüzyıllarca şer'i sisteme göre yönetilen bir topluma son derece yabancı bu sanat dallarını kabul ettirmek o kadar kolay başarılabilecek bir iş değildir. Ancak T.C. `kısmi'de olsa bunu başarmıştır. Osmanlı'nın son dönemlerinde kurulmuş ama 1. Dünya Savaşı ardından Kurtuluş Savaşı gibi nedenlerle tam olarak faaliyet gösterememiş olan bazı kurumları miras alan T.C. bunları geliştirmiş ve bugünkü sanat kurumlarının temelini atmıştır. Bunlara örnek `Darül Elhan'ı yani Cumhuriyet'in `Konservatuvar'ıdır. Batı tipi sanat dalları olarak adlandırdığımız opera, bale vb. sanatların T.C.'de kurulup sağlam bir yer edinmesi ve insanlar tarafından algılanabilmesi için gösterilen onca çaba, 1950'den itibaren `karşı-modernleşme'nin harekete geçmesiyle, bu sanat kurumlarının örneğin kaynakları kesilerek vb. adım adım geriye götürülmeye başlanmıştır. Karşı-modernleşme dini taassuptan destek alarak, modernleşme ve onun kazanımlarının karşısında duran akımdır. İnsanların algılarındaki değişime etki ederler. Örneğin, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'nın (CSO) ilk şeflerinden Praetous bir anektodunda, verilen konsere salonun yetmediğini, fuayenin bile insanla dolup taştığını ve artık bir kişiyi bile içeri kabul edemeyecek şekilde insanların binanın dışına taştıklarını nakletmiştir. Günümüzde bu sanat dallarına ilgi bundan daha mı azdır? Daha az olduğu iddia edilemez. Sadece algıların değişmesiyle birlikte şekil değişikliği olduğunu düşünüyoruz. O zaman sanatlara her kesimden insan ilgi gösteriyorken, şimdilerde bu ilgi `orta-üst' tabaka denilebilecek insanlar tarafından gösterilmektedir. Bunun çeşitli nedenleri vardır. Birincisi, `karşı-modernleşme' zaman içerisinde insanların algılarını değiştirmiştir. İkincisi, bu çalışmanın konusunu da oluşturan Ankara Devlet Opera ve Balesi (ADOB) halkla ilişkilerindeki ciddi eksikliklerdir. Tezde bu algı değişikliğini daha iyi irdeleyebilmek ve kurumun bugünkü durumunu anlayabilmek için hem izleyicilerle hem de sanatçılarla mülakat yapılmıştır. Bu görüşleri genel olarak toparlarsak, hem izleyiciler hem de sanatçılar Batı tipi sanat dalları olan opera ve balenin seyircisinin genellikle `orta-üst' tabakadan insanlar olduklarını düşünüyorlar. Bu tabakayı da gelir seviyesi ile eğitim seviyesi ile değerlendiriyorlar, biz de onlarla aynı kanaatteyiz. Görüştüğümüz izleyicilerin tamamına yakını (73 kişi ile görülmüştür) en az üniversite mezunudur. `Karşı-modernleşme'nin 1950'den beri eğitim sistemi üzerinde yaptığı oynamalarla, halkın bilgi ve ilgi seviyesi giderek düşürülmüştür. Bu sebeple, bu sanat dallarında izleyici kitlesi eğitim seviyesi yüksek ama sayı olarak az bir kitleye gerilemiştir. `Karşı-modernleşme'nin etkisiyle kurumun yüz yüze kaldığı kurumsal zorlukları şöyle sıralayabiliriz: Eskiden Genel Müdürlük statüsünde olan ADOB, Müdürlük statüsüne çekilmiş ve bütçesi büyük oranda kısılmıştır. Başkent Ankara'da sayısız lüks ve büyük alış-veriş merkezleri varken kurum 1930'lardaki binaya ve sahneye mahkûm bırakılmaktadır. Sahne problemleri yüzünden yeterli oyun sergilenememekte, sponsor bulamamaktadır. Ödenek yokluğundan yurtdışından koreograf getirtilememekte ve yurtdışına turneye gidilememektedir. Son dönemlerde sayısı giderek artan, klasik batı müziği, operası ve balesinin ruhuna aykırı bir şekilde Türk Sanat Müziği eşliğinde baleler sergilenmekte, operalar yapılmaktadır. Bunlardaki ana tema `Osmanlılık' vurgusudur. Tüm bunların yanı sıra kurumun içsel problemleri de mevcuttur. Bunların en başında halkla ilişkiler eksikliği gelir. Kurumun kendini tanıtması ve kendini tanıması için bir arşivi yoktur. Internet sitesi yeterli değildir. Bütün bu anlattıklarımızı özlüce toparlayacak ve bir sonucu varacak olursak, modernleşme kuramlarının birçok yıkıcı etkisini bir yana bırakarak, sanatın bir toplumun modernleşmesine birçok katkısı olduğunu söyleyebiliriz. Sanat, insanı düşündürür, eğitir, sorgulamaya teşvik eder. Türk modernleşmesi başlatılırken bu iyi niyetli çabayla yola çıkılmış ancak 1950'den sonra, `karşı-modernleşme' hareketiyle geriletilmeye başlanmıştır. Modernleşme kuramlarını eleştiren Frankfurt Okulu'nun yüksek sanat, Althusser'in ideoloji görüşü, Gramsci'nin hegemonya kavramlarından hareketle kurumun durumu incelendiğinde şu sonuç çıkar: Türk modernleşmesine başlangıcında, büyük bir katkı sağlamış olan opera ve bale sanatları, 1950'den itibaren `gerilemeye başlamıştır ve sadece `orta-üst' kesime hitap eder görüntüsü sergilemektedir. ADOB'da bu süreçten payını almıştır.












