Cilt 6 Sayı 2 2020

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Güncel Gönderiler

Listeleniyor 1 - 19 / 19
  • Öğe
    Yerdeğiştirme tabanlı deprem erken uyarı sistemleri
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2020) Şentürk, Murat Doruk; Aktuğ, Bahadır
    Yerdeğiştirme tabanlı deprem gözlemleri giderek yaygınlaşmakta ve buna bağlı olarak kullanım alanları genişlemektedir. Deprem başladıktan kısa süre içerisinde meydana gelen depremin nihai büyüklüğünün belirlenmesi, hem Deprem Erken Uyarı Sistemleri (DEU) hem de depremden bittikten sonraki dönemde kayıpların kestirilmesi ve yardım faaliyetlerinin koordinasyonu için büyük önem taşımaktadır. 1999 Chi-Chi (Mw7.6), 1999 Hector Mine (Mw7.1) ve 2003 Tokachi-Oki (Mw8.3) gibi büyük depremler için yapılan testlerde kuvvetli yer hareketi ölçerlerden elde edilen yerdeğiştirmeye dayalı kestirimlerin daha duyarlı olmakla birlikte özellikle büyük depremleri olması gerekenden daha küçük olarak kestirdiği gözlenmektedir (Brown vd. 2011; Crowell vd. 2013). Büyük depremler sırasında kaynağa yakın hızölçerlerin satüre olması, kaynağa uzak olmaları durumunda ise erken uyarı için yeterli zaman kalmaması nedeniyle hızölçerlerin erken uyarı amaçlı kullanımında sorunlar bulunmaktadır. Jeodezik ölçüler ve ivme kayıtlarının birlikte kullanımı ile elde edilen sismojeodezik dalga formları ise satürasyon sorunu içermemeleri nedeniyle kaynağa çok yakın mesafeden veri sağlamakta, GNSS alıcılarının inersiyal olmayan bir sistemde ölçüm yapmaları sayesinde doğrudan kalıcı yerdeğiştirmeler ve buna bağlı deprem büyüklüğü hesaplanabilmesine olanak sağlamaktadırlar. Günümüzde A.B.D. ve Japonya gibi depreme maruz kalan gelişmiş ülkelerde sismojeodezik verilere dayalı erken uyarı sistemleri kurulmuş ve yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu çalışmada, ülkemizde yakın dönemde meydana gelen bazı büyük depremler için sadece GNSS dalgaformlarına dayalı olarak deprem büyüklükleri hesaplanmıştır. Gökova, Gökçeada ve Van depremlerinin GNSS yerdeğiştirme dalga formları ile tekrar hesaplanması soncunda sırası ile 6.6, 6.9, 7.2 Mw olan deprem büyüklüğü 6.54, 7.21 ve 7.22 Mw olarak hesaplanmıştır. Bu sonuçlar, özellikle büyük depremler için GNSS dalgaformlarına dayalı olarak hesap edilen deprem büyüklüklerinin yüksek duyarlık sağladığını ve deprem erken uyarı amaçlı kullanımındaki potansiyelini göstermektedir.
  • Öğe
    Atık bitkisel yağların çevreye etkileri ve geri dönüşümü hususunda halkın farkındalığının belirlenmesi: Malatya İli örneği
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2020) Dursun, Nesrin
    Dünyada, hızlı nüfus artışına bağlı olarak çevre kirliliği artmıştır. Çevre kirliliği, toplumun çevre duyarlılığıyla azaltılabilir. Anket uygulamaları ile, halkın duyarlılığının olup olmadığı ve çevresel konulardaki farkındalıkları belirlenebilir. Ayrıca anket değerlendirmeleri, çevre kirliliğini önlemeye yönelik çalışmalar yapan belediyeler, kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarına yön vermektedir. Bu çalışma, Malatya ili merkez ilçeleri olan Battalgazi ve Yeşilyurt'ta yaşayan bireylere "atık bitkisel yağların çevreye etkileri ve geri dönüşümü" ile ilgili farkındalıklarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. 19 sorudan oluşan anket uygulanarak sonuçları değerlendirilmiştir. Demografik bilgiler, atık bitkisel yağların çevreye etkileri ve geri dönüşümü ile ilgili bilgilerden oluşan ankete her ilçeden 150 birey olmak üzere 300 birey katılmıştır. Çalışma ile evsel atık yağların su, hava ve toprak kirliliğine etkileri ve geri dönüşüme verilmesi (özellikle biyodizel üretiminde ham madde olması) hususunda halkın ne derece bilinçli olduğu belirlenmiştir. Anket sonrası atık yağların çevreye etkileri hakkında bilgilendirmeler yapılarak, bu etkilerin olmaması ya da asgari seviyelerde olabilmesi için farkındalığı oluşturma hedeflenmiştir. Anket uygulaması sonucunda (i) kızartma tüketiminin katılımcı yaşı ile ters orantılı olduğu; (ii) ankette spesifik sorular olmasına rağmen halkın büyük çoğunluğunun bu spesifik konulara hakim olduğu; (iii) bu farkındalıkta çevre duyarlılıkları başta olmak üzere konu ile ilgili internet, TV, radyo, gazete ve dergileri takip ettikleri; (iv) sivil toplum kuruluşları ve belediyelerin bilgilendirme faaliyetlerinin etkili olduğu tespit edilmiştir.
  • Öğe
    Baraj rezervuarlarında heyelanlardan kaynaklanacak itki dalga özelliklerinin ampirik ilişkilerle değerlendirilmesi: Borçka Barajı örneği
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2020) Ersoy, Hakan; Karahan, Murat; Öztürk, Hasan Hüseyin
    Bu çalışmada Borçka Baraj Rezervuarında baraj gövdesine 4 km uzaklıkta bulunan paleo-heyelan malzemesinin aktif hale gelmesi durumunda oluşacak itki dalgalarının çevresel etkilerinin ampirik ilişkiler kullanılarak belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada, heyelan malzemesine ait farklı kalınlık ve genişlik değerleri dikkate alınarak, 0.5 ile 1 milyon metreküp arasında değişen hacimlerde malzemenin rezervuara akması durumu için 3 farklı senaryo geliştirilmiştir. Heyelan kaynaklı dalganın rezervuarda her yöne dairesel olarak yayılacağı belirlenmiş, dalga özellikleri 3 boyutlu ampirik yaklaşımlarla değerlendirilmiştir. Farklı senaryolar için, dalga hızının 27.1 ile 27.7 m/s arasında değişeceği, en yüksek hız değeri için karşı kıyıya ulaşacak dalga yüksekliğinin 23 metre olacağı ve bu dalganın karşı kıyıda yamaç boyunca 42.3 metre yükseleceği hesaplanmıştır. En düşük dalga hızı değeri için ise dalga yüksekliği 18.5 m ve yamaç boyunca ilerleme yüksekliği ise 32.5 metre olacaktır. Baraja ait 4 metrelik dalga payı değeri dikkate alındığında, rezervuar boyunca ilerleyerek baraj gövdesine ulaşacak dalganın gövde için bir tehlike oluşturmayacağı belirlenmiştir. Basit rezervuar geometrileri ve kısa mesafeler için heyelan kaynaklı dalga özelliklerinin hesaplanmasında ampirik eşitliklerin kullanılması önerilirken, kompleks rezervuar geometrileri için mutlaka 3 boyutlu sayısal modellerin kullanılması, bu modellerde ise sayısal tabanlı yamaç duraylılık analizleri uygulanarak hesaplanacak heyelan hacmi değerinin kullanılması gerekliliği göz ardı edilmemelidir
  • Öğe
    Uluabat Gölü noktasal kirletici kaynaklar ve kirlilik yükleri
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2020) Hacısalihoğlu, Saadet; Karaer, Feza
    Bu çalışmada Uluabat Gölü havzasında bulunan noktasal kirletici kaynaklara ait debi değerleri ve kirlilik yükleri, Ağustos 2013- Temmuz 2014 dönemlerini kapsayan süreçte, 12 ay boyunca, 4 farklı örnekleme noktasında izlenmiş ve parametrelerin mekânsal ve zamansal değişimleri irdelenmiştir. İzlenen parametreler; askıda katı madde (AKM), kimyasal oksijen ihtiyacı (KOI), biyolojik oksijen ihtiyacı (BOI), amonyum azotu (NH4-N), nitrat azotu (NO3-N), toplam azot (TN), fosfat fosforu (PO4-P) ve toplam fosfor (TP) parametreleridir. Çalışma sonucunda, Mustafakemalpaşa Çayı’nın (MKP Çayı)ortalama debi değerinin 8.91 m3 /sn ve Kocasu Çayı’nın ise 19.72 m3 /sn olduğu tespit edilmiştir. Bulunan ortalama debi değerlerinin diğer noktasal kaynaklara göre yüksek olduğu gözlenmiştir. Akçalar Deresi en düşük debiye sahip noktasal kaynak olup ortalama debisi 0.03 m3 /sn’dir. Göle giriş akarsuyu olan MKP Çayı’nın göle yüksek miktarda kirlilik taşıdığı tespit edilmiştir. Kirlilik yükleri değerlendirildiğinde Akçalar Deresi’nin göle en az kirletici yükü taşıdığı (TN:19.6 ton/yıl; TP:0.3 ton/yıl; KOI:74 ton/yıl; BOI:50.5 ton/yıl; AKM:41.4 ton/yıl), Uluabat pompa istasyonunun ise en çok kirletici yükü (TN:333.6 ton/yıl; TP:5.3 ton/yıl; KOI:1570 ton/yıl; BOI:662.5 ton/yıl; AKM:368.4 ton/yıl) taşıdığı tespit edilmiştir
  • Öğe
    Taşkın frekans analizinde eşik üstü pikler yönteminin Seyhan Havzası’nda uygulanması
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2020) Onuşluel Gül, Gülay; Gül, Ali
    Taşkın frekans analizi; nehirlerdeki belirli tekerrürlere veya olasılıklara karşı gelen akım miktarlarını elde edebilmek için kullanılan bir yöntemdir. Bu yolla hidrolik yapıların projelendirilmesi ve ekonomik olarak değerlendirilmesi sağlanmaktadır. Bu çalışmada Seyhan Havzası’nda yer alan 1801 no’lu istasyon için eşik üstü pik değerleri kullanılarak taşkın frekans analizi gerçekleştirilmiştir. Eşik değer; eşik değer seçme grafiği, ortalama kalıntı ömrü grafiği, yayılım indeksi grafiği ile ortalama ve standart sapmaya bağlı yöntem olmak üzere dört farklı yöntemle belirlenmiş ve elde dilen eşik üstü piklerin bağımsız olup olmadıkları otokorelasyon analizi ile sınanmıştır. Bir sonraki adımda, kısmi süreklilik serilerinde sıklıkla kullanılan Genelleştirilmiş Pareto dağılımı uygulanarak gözlenmiş değerlere uygunluğu sınanmıştır. Genelleştirilmiş Pareto dağılımının parametrelerinin ve hesaplanan 2, 5, 10, 25, 50, 100, 200, 500 ile 1000 yıl tekerrürlü taşkın debileri üzerinden güven aralıklarının belirlenmesiyle belirsizlik analizi yapılmıştır. Son olarak farklı tekerrürler için hesaplanan taşkın debilerinin, yıllık maksimum değerler üzerinden elde edilen aynı tekerrürlü taşkın debileri ile karşılaştırılması gerçekleştirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre eşik üstü piklerin analizi ile elde edilen taşkın tahminlerinin yıllık maksimumların analizi ile elde edilen taşkın tahminlerine kıyasla düşük tekerrür aralıklarında daha büyük farklar gösterdiği, büyük tekerrürlerde ise (500 ve 1000 yıl) nispeten yakın sonuçlara ulaşıldığı görülmüştür.
  • Öğe
    Karayolu kenarındaki heyelan bölgesinin bazı toprak özelliklerinin belirlenmesi: Lapseki-Şevketiye (Çanakkale) örnek çalışması
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2020) Parlak, Mehmet
    Heyelanlar önemli çevre sorunları ortaya çıkarmaktadırlar. Karayolu kenarındaki heyelanlar doğal bir olay olup dik eğim, yağış ve toprak özelliklerinin etkisiyle oluşurlar. Heyelanların neden olduğu çevre sorunlarından birisi de verimli üst toprağın kaybını takiben alanın verimliliğinin azalarak arazi bozulmasının görülebilmesidir. Bu araştırma Çanakkale-Bursa karayolu kenarındaki bir heyelanın (Şevketiye) içinden ve buğday tarlasından alınan toprakların (0-10 cm derinlik) bazı özelliklerini (pH, elektriksel iletkenlik, kireç, organik madde, toplam azot (N), alınabilir fosfor (P), alınabilir potasyum (K), tekstür, agregat stabilitesi, likit limit, plastik limit, plastiklik indeksi ve kil aktivitesi) karşılaştırmak için yapılmıştır. Toprak özelliklerinin karşılaştırılmasında t testi kullanılmıştır. Heyelanın içinden alınanlara göre buğday tarlasından alınan toprak örneklerinde elektriksel iletkenlik (EC), organik madde, alınabilir potasyum (K), kil, silt ve plastiklik indeksi yüksek; pH ve ince kum miktarları ise daha düşük saptanmıştır. Kireç, toplam azot (N), alınabilir fosfor (P), kaba kum, likit limit, plastik limit ve kil aktivitesi bakımından istatistik olarak önemli farklılıklar saptanmamıştır. Toprak özelliklerini iyileştirmek için heyelandan etkilenen alanlara hayvan gübresi, hasat artıkları veya kompost uygulanmalıdır.
  • Öğe
    Orman yangın yönetiminde etkili bir karar destek sisteminin kavramsal çerçevesi
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2020) Coskuner, Kadir Alperen; Bilgili, Ertuğrul
    Orman yangın organizasyonları, yangınlarla mücadelede başarılı olabilmek için doğru, güncel ve kolaylıkla elde edilebilir bilgilere ihtiyaç duyar. Bu bilgilerin temini, yangın risk ve tehlike potansiyeli ile yangın davranışı hakkında doğru ve hızlı bilgi verebilen kapsamlı bir sistemin varlığı ile mümkün olabilir. Bu çalışmada, Türkiye orman yangın organizasyonu ve yangın yönetim planlamalarında kullanılabilecek bir Karar Destek Sisteminin (KDS) kavramsal çerçevesi, yapısı ve hiyerarşisi belirlenmiştir. KDS tasarımında, bir bütün halinde veya ayrı ayrı çalışabilecek dört alt sistem öngörülmüştür. Bunlar; i) Yangın Bilgi Sistemi; orman yangınları ile ilgili mekânsal, zamansal ve tanımlayıcı bilgilerin depolandığı ve veriler üzerinden akıllı sorgulamaların yapılabildiği alt sistem, ii) Yangın Çıkma İhtimalini Tahmin Sistemi; sabit ve değişken çevre faktörlerini dikkate alan ve belirli bir alan için yangın risk ve tehlike potansiyelini derecelendiren alt sistem, iii) Meteorolojik Yangın İndeksi Sistemi; yanıcı madde nemine bağlı olarak yanıcı maddelerin tutuşabilirliğini belirleyen ve yangının başlaması durumunda potansiyel yangın yayılma oranı ve yangın şiddeti hakkında bilgi veren alt sistem ve iv) Yangın Davranışı Tahmin Sistemi; yangın davranışını farklı hava halleri, topoğrafya ve yanıcı madde özelliklerine bağlı olarak tahmin etmeye çalışan alt sistemidir. Geliştirilen sistem tasarımı uygulamada kullanılabilecek şekilde hazır hale geldiğinde, orman yangınları ile mücadelede yangın yöneticilerine yangın öncesi, yangınla mücadele ve yangın sonrası planlamalarda önemli katkılar sunacak potansiyeldedir.
  • Öğe
    Türkiye bina deprem yönetmeliğine (2018) göre sıvılaşma potansiyeli analizi ve Sığacık (Seferihisar/İzmir) örneği
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2020) Durukan, Seda; Sarıkaya, Ezgi
    Bu çalışma, Sığacık sınırları içinde yer alan alüvyon özellikteki zeminlerin deprem etkisi altında sıvılaşma potansiyelinin Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği (TBDY)’ne göre analiz edilerek incelenmesini içermektedir. Çalışma alanının altından Batı Anadolu Fay Hattı kollarından Seferihisar Yelki fay zonu geçmektedir. Bu riskin değerlendirilmesi amacıyla Seferihisar ilçesinin yeraltı su seviyesi yüksek olan Sığacık mahallesindeki Seferihisar Belediyesi tarafından ruhsatlandırılmış yapılardan elde edilen zemin etüt raporları incelenmiş, 18 adet sondaj çalışmasına ait veriler kullanılmıştır. Bu kapsamda, önce yönetmelikte verilmiş olan sıvılaşma riski analiz yöntemi tanıtılmış ve örnek bir çözüm ayrıntıları ile sunulmuştur. Ardından, Sığacık mahallesindeki veriler değerlendirilmiş ve farklı deprem senaryoları için sıvılaşma riskleri hesaplanıp, harita üzerinde sunulmuş ve tahmini oturma miktarları da hesaplanmıştır. Sonuç olarak, inceleme sahası içinde 1. senaryo için hesap yapılan noktaların %65’i sıvılaşma için riskli olarak nitelendirilmiştir. 2. senaryoda sıvılaşma riski azalmış ve %47’ye kadar inmiştir. 3. senaryoda ise, ilgili bölge %71 oranında güvenli olarak belirlenmiştir. Bununla beraber, 1. senaryo için aynı zamanda tahmini oturma miktarları da iki yöntem kullanılarak hesaplanmış ve parsel bazında olası oturmaların her iki yöntemde de 50 cm’yi aştığı sonucuna ulaşılmıştır. Derinlik boyunca her tabaka için, veri bulunmayan yerlerde ise tabaka başına hesap yapılmış ve 8,1-27,9 cm arasında değişen oturma miktarları hesaplanmıştır.
  • Öğe
    Yerel yönetimler için karbon ayak izinin belirlenmesi: Ümraniye Belediyesi örneği
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2020) Gürsoy Haksevenler, Betül Hande; Çelik Onat, Gamze Nur; Akpınar, Begüm; Bedel, Tuğba
    Bugün olumsuz etkileri ile karşı karşıya olduğumuz küresel ısınmanın azaltılması yönünde uluslararası, ulusal, bölgesel ve yerel düzeyde önlemler alınması yoluna gidilmektedir. Küresel ısınmanın büyük ölçüde kentleşmeden ve kentlerden kaynaklanması, yerel yönetimlere önemli sorumluluklar yüklemektedir. Bu çalışmada İstanbul’un ilçelerinden hızlı bir şekilde gelişmekte olan ve önemli bir nüfusu barındıran Ümraniye ilçesi pilot bölge olarak seçilmiştir. İlçe sınırları içerisinde yer alan konutlar, sanayiler, ticarethaneler ve resmi kurumlar (hastane, okul, vb.) ile ulaşım kaynaklı karbon ayak izinin belirlenmesinin yanı sıra Ümraniye Belediyesinin kendi faaliyetlerinden kaynaklanan karbon ayak izi de belirlenmiştir. Bu kapsamda ilgili kurumlardan toplanan 2017 yılı doğalgaz ve elektrik tüketim verileri ile toplu taşıma ve özel araçların güzergah, sayı, yakıt cinsi ve tüketimleri dikkate alınmıştır. Elde edilen sonuçlardan, karbon ayak izinin bu kaynaklar arasında konutlarda %43, ticarethane ve resmi kurumlarda %35, ulaşımda %16, sanayide %4 ve dış ortam aydınlatmalarında %1 olarak dağıldığı gözlenmiştir. Bu kaynaklardan özellikle ticarethaneler ve resmi kurumlar (%29) ile konutlarda (%22) elektrik kullanımının etkisinin büyük olduğu belirlenmiştir. Ulaşımda özel araç kullanımının etkisinin (%50), toplu taşımaya (%12) göre oldukça yüksek olduğu tespit edilmiştir. Belediyenin kendi faaliyetlerinden kaynaklanan karbon ayak izinin ise toplam içinde %3 oranla düşük bir paya sahip olduğu belirlenmiştir. İlçede kişi baına düşen emisyon 2,55 ton CO2/kişi olarak hesaplanmıştır.
  • Öğe
    Farklı malzemeler ve geosentetiklerin yol dolgusu güvenliğine ve davranışına etkileri
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2020) Çiçek, Elif
    Bu çalışmada, doğal ve atık malzemelerin geri kazanımından elde edilen yeni malzemeler ile oluşturulmuş yol dolgusu modelleri sonlu elemanlar yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Kumlu silt, kaya agregası, beton, cam gibi farklı malzemelerin yol dolgusuna etkileri incelenmiş ve atık liflerin yol dolgusunda kullanıldığı modellerin analiz sonuçları doğal koşullar ile karşılaştırılmıştır. Ayrıca farklı geosentetik donatı sayıları ile güçlendirilmeye çalışılan yol dolgusu modelleri için de hesaplamalar yapılmıştır. Böylece oluşturulan yol modelinin güvenlik sayısına farklı malzemelerin, liflerin ve geosentetik sayısının etkileri incelenmiştir. Yolun ani göçmesine karşı değerlendirmeler yapılarak, dolgu altındaki yeraltı suyundan kaynaklanacak konsolidasyon davranışının da etkileri farklı malzeme koşulları için karşılaştırılmıştır. Ayrıca, farklı malzemeler kullanılarak inşa edilen dolgularda yolun farklı bölgelerinde trafik yükünden oluşabilecek oturma farkları da değerlendirilmiş ve geosentetiğin etkileri de belirlenmeye çalışılmıştır. Sonuçlar incelendiğinde hem çevreci hem de daha verimli çözümler için değerlendirmeler yapılmıştır. Atık malzemelerin geri dönüşümü ile elde edilen malzemelerin, yol dolgularının stabilite ve güvenlikleri için önemli katkılar sağlayabileceği gözlenmiştir.
  • Öğe
    Batı Karadeniz Bölgesinde kuraklık indisleri üzerine trend analizi uygulanması
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2020) Partal, Turgay; Yavuz, Ercan
    Bu çalışmada Batı Karadeniz Bölgesinde elde edilen kuraklık indisleri üzerine trend analizi uygulanmıştır. Kuraklık, iklim araştırmacıları için son yıllarda çok önem verilen bir konu haline gelmiştir. Bu çalışma içinde, trend analizi yöntemleri kullanılarak, kuraklık indislerinde trend olup olmadığı araştırılmıştır. Trend analizi için ilk önce standart yağış indisi ve De martonne indisi elde edilmiştir. Daha sonra Mann-Kendall testi bu kuraklık indisleri üzerine uygulanmıştır. Çalışmada kullanılan veriler 1960 ve 2015 yılları arasında verilere sahip 6 istasyona aittir. Kullanılan veriler Batı Karadeniz Bölgesinin genel hidrolojik özelliklerini yansıtacak şekilde seçilmiştir. Trend analizine göre, 1 aylık standart yağış indisi için Aşırı Şiddetli Kuraklık sınıfında tüm istasyonlarda istatistiksel olarak %5 anlamlılık seviyesinde önemli olmayan artan eğilim vardır. Diğer yandan De-Martonne indeksine göre kış aylarında ve yıllık olarak negatif z değerleri belirlenmiştir. Gözlenmiş yağışlarda trend belirlemek için yapılan araştırmada, Kasım, Aralık ve Ocak aylarında istasyonların çoğunda azalma eğilimleri belirlenmiştir.
  • Öğe
    Bingöl il merkezinde taşkın yayılım alanlarının coğrafi bilgi sistemleri ve HEC-RAS ile belirlenmesi
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2020) Çeliker, Murat; Nacar Koçer, Nilüfer; Yıldız, Osman
    Taşkın, ülkemizde en sık görülen doğal afetler arasında yer almaktadır. Bu nedenle, taşkın yayılım alanlarının önceden belirlenmesi, taşkın riskinin azaltılması ve buna bağlı olarak can ve mal güvenliğinin sağlanması açısından çok önemlidir. Bu çalışmada, Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ve HEC-RAS yardımıyla Bingöl İl merkezinden geçen Çapakçur, Gayt ve Göynük çaylarının kent içerisinde oluşturacağı taşkın su derinliklerinin ve yayılım alanlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Bunun için, sentetik birim hidrograflardan elde edilen 2, 5, 10, 25, 50, 100, 500 ve 1.000 yıllık tekerrür sürelerine ait taşkın pik debileri kullanılarak HEC-RAS ile bu derelerin il merkezinden geçen kısımlarının hidrolik modellemeleri yapılmıştır. İl merkezine ait 1/1.000 ölçekli hali hazır haritalardan elde edilen verilerin modele tanımlanması ArcGIS üzerinde çalışan HEC-GeoRAS ile gerçekleştirilmiştir. HEC-RAS yardımıyla elde edilen hidrolik model sonuçlarına göre CBS ortamında hazırlanan taşkın yayılım haritalarında, göz önüne alınan taşkın debilerinin sebep olduğu maksimum su derinliğinin 8,12–9,62 m, su yayılım alanının ise 635.402- 1.561.982 m2 arasında değiştiği görülmüştür. Elde edilen bu taşkın yayılım haritaları, bölgenin ileriye yönelik yerleşim ve kalkınma planları için önemli bir veri kaynağı niteliği taşımaktadır.
  • Öğe
    Katı atık toplama ve taşıma sisteminden kaynaklanan hava kirleticileri emisyonlarının mekansal analiz teknikleri ile farklı araç kapasiteleri için hesaplanması: İzmir Çiğli örneği
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2020) Yalçınkaya, Sedat
    Bu çalışmada evsel katı atık toplama ve taşıma sisteminden kaynaklanan önemli hava kirleticileri (CO, NMVOC, NOx, PM, N2O, NH3, SO2 ve CO2) emisyonlarının hesaplanması ve toplama aracı kapasitesinin (8+1 m3 ve 13+1.5 m3 ) kirletici emisyonlarına etkisinin incelenmesi için Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) tabanlı bir yöntem geliştirilmiş ve İzmir’in Çiğli ilçesi için uygulanmıştır. CBS tabanlı Vehicle Routing Problem (VRP) yöntemi ile optimum güzergahların tayini, toplam kat edilen mesafelerin ve toplam araç çalışma sürelerinin tespiti gerçekleştirilmiştir. Akabinde araç ve yakıt türüne bağlı emisyon faktörleri ve CBS analizleri sonucu elde edilen yakıt tüketiminin çarpımına dayalı hesaplama yöntemi ile emisyonlar hesaplanmıştır. Bulgular büyük araç ile toplama yapılması halinde ihtiyaç duyulan işçi ve araç sayısı azalırken toplam yakıt tüketiminin arttığını göstermektedir. Büyük araçla toplama yapılması halinde çalışma kapsamında değerlendirilen hava kirleticilerinin tamamının emisyonlarında küçük araca göre %17 artış hesaplanmıştır. Bu çalışma temel CBS bilgisi olan katı atık yönetimi planlayıcılarına optimum toplama güzergahlarının planlanması ve emisyonların hesaplanması için az veri ile uygulanabilir, basit ve hızlı bir modelleme yöntemi sunmaktadır.
  • Öğe
    Termal uzaktan algılama görüntüleri ile yüzey sıcaklıklarının belirlenmesi: Kocaeli örneği
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2020) Akyürek, Özer
    Kentleşme ile paralel olarak yoğun yerleşim alanlarında sıcaklık, kent çevresinde bulunan kırsal alanlardan daha yüksek olarak gözlenir. Kentsel alanların etrafında bulunan doğal alanlardan daha sıcak olmasına sebep olan bu sıcaklık olayı kentsel ısı adası olarak tanımlanmaktadır. Uzaktan algılama platformlarında termal bandların kullanılması ile birlikte yer yüzey sıcaklıklarının (YYS) belirlenmesi ve ilgili parametrelerin konumsal dağılımları eski yöntemlere göre daha iyi bir biçimde temsil edilmeye başlanmıştır. Uydular sayesinde algılanan görüntülerden elde edilen bu verilerin, düşük maliyetli olması ve geniş alanları kapsamasından dolayı çok çeşitli uygulamalarda veri kaynağı olarak kullanılmalarına imkân sağlamıştır. Bu çalışmada, 2015 – 2019 yılları arasında her yılın Temmuz ayına ait toplam 5 adet Landsat 8 uydu görüntüsünün termal bandı kullanılarak, Kocaeli il sınırları içerisindeki YYS haritaları oluşturulmuştur. Oluşturulan haritalara göre 5 yıllık dönem içerisinde, ilin batı –sanayileşmenin yüksek olduğu– ve güney –jeotermal aktivitenin yüksek olduğu– bölgelerinin YYS değerlerinin yüksek olduğu belirlenmiştir. Ayrıca İzmit ve Kartepe ilçelerindeki çeşitli sanayi tesislerinin de YYS değerlerinin yüksek olduğu tespit edilmiştir. Hava kalitesi istasyonlarından alınan rüzgâr hızı ve yönü bilgileri ile rüzgâr haritaları oluşturulmuş ve YYS’yi azaltıcı bir etki göstermediği tespit edilmiştir. Son olarak, uydu görüntüleri üzerinden Düzeltilmiş Toprak Bitki İndeksi (SAVI) ve Normalleştirilmiş Fark Yerleşim Alanı İndeksi (NDBI) görüntüleri oluşturularak YYS ile aralarında bulunan istatistiksel ilişki incelenmiştir. Bu inceleme sonucunda SAVI ile ters, NDBI ile doğrusal bir ilişkinin olduğu belirlenmiştir.
  • Öğe
    Nevşehir ilinde hava kalitesinin ve meteorolojik faktörlerin hava kirliliği üzerine etkilerinin incelenmesi
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2020) Oğuz, Kahraman
    Kentsel hava kirliliğinin artması çevreyi ve insan sağlığını etkileyen önemli problemlere neden olmaktadır. Kentsel hava kirliliğinin en önemli kaynaklarından biri karayolu taşımacılığı sektörüdür. Ayrıca, yerel, ticari ve endüstriyel faaliyetler ile uzun mesafeli taşınımlar kentsel hava kirliliğine önemli katkıda bulunmaktadır. Hava kirliliğinin çevreyi etkilediği gibi, hava kirliliği üzerinde etkili olan faktörler de bulunmaktadır. Bunların başında meteorolojik faktörler gelmektedir. Bu çalışmada, Nevşehir bölgesindeki hava kirliliğinin ve limiti aşan kirli gün sayısının değerlendirilmesi ile birlikte meteorolojik faktörlerin hava kirliliğine olan etkilerinin detaylıca incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Hava Kalite İzleme İstasyon verilerinden Nevşehir iline ait 2010-2019 yılları arası PM10, SO2, hava sıcaklığı, basınç, rüzgâr hızı ve bağıl nem verileri elde edilmiştir. Bu verilerin Mann-Kendall ve Sen testi yardımı ile trend ve eğimleri hesaplanmıştır. PM10 ve SO2 parametrelerinin yıllık, mevsimlik, aylık ve saatlik değişimleri ile sınır aşan günlerin analizi yapılmıştır. Bunun yanında, ölçülen en yüksek 6 adet PM10 değerlerinin kaynağının analizinin yapılması amacıyla HYSPLIT modeli çıktıları elde edilmiştir. Sonrasında, meteorolojik koşulların Nevşehir bölgesinde hava kirliliğine etkisinin analizi kapsamında, PM10 ve SO2 kirleticilerinin hava sıcaklığı, basınç, rüzgâr hızı ve bağıl nem parametreleri ile ilişkisi incelenmiştir.
  • Öğe
    Perde-çerçeve sistemlerde rijitlik ve kayma merkezi
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2020) Bozdoğan, Kanaat Burak; Aydın, Süleyman
    Binalarda burulma olması durumunda yapıya ilave deprem kuvvetleri etkimekte ve iç kuvvetler ve yer değiştirmeler artmaktadır. Bu nedenle düşey taşıyıcı sistemlerin planda mümkün olduğunca burulma etkisini azaltıcı şekilde yerleştirilmesi önemlidir. Burulma etkilerini en aza indirmek için rijitlik merkezi ile ağırlık merkezinin mümkün olduğunca yakın olması gerekmektedir. Her ne kadar mevcut deprem yönetmeliklerinin birçoğunda analiz aşamasında rijitlik merkezinin belirlenmesine ihtiyaç duyulmasa da özellikle burulma etkilerinin azaltılması açısından rijitlik merkezinin yerinin bilinmesi önemlidir. Uygulamada rijitlik merkezi ve kayma merkezi kavramları zaman zaman karıştırılmakta ve yanlış olarak bulunabilmektedir. Perde-çerçeve sistemlerde perde ve çerçevede hâkim davranışın farklı olması nedeniyle, perde ve çerçevelerin boyutlarının yapı yüksekliği boyunca sabit olması durumunda bile rijitlik merkezi kattan kata değişmektedir. Rijitlik merkezi bu tür yapılarda bazı katlarda plan dışına bile çıkabilmektedir. Bu çalışmada öncelikle rijitlik merkezi ve kayma merkezi kavramları kısaca açıklanmıştır. Daha sonra rijitlik merkezi ve kayma merkezinin bulunması için bir yaklaşım önerilmiştir. Sunulan yaklaşım literatürden alınan iki örnek üzerinde uygulanarak elde edilen sonuçlar literatür ve ETABS yazılımı ile karşılaştırılmış ve sunulan yöntemin uygunluğu gösterilmiştir
  • Öğe
    Spektral açı haritalama tekniği ile Aşağı Seyhan ovası Tarsus - Karataş arasının arazi değişiminin belirlenmesi
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2020) Traore, Mamadou; Tekin, Senem; Çan, Tolga
    Yaşam alanlarını oluşturan kara parçalarının bilinçsiz ve kontrolsüz kullanımı nedeni ile ortaya çıkan olumsuzlukların, doğada neden olduğu tahribatı engellemeye yönelik doğayı ve doğal kaynakları koruma düşüncesi arazi kullanım planlamalarının önemini artırmaktadır. Bu çalışmada, Çukurova’nın güney kesiminde ekolojik olarak öneme sahip olan doğal koruma alanlarından biri olan Akyatan yaban hayatı geliştirme sahasını da içeren ve Ramsar koruma alanlarının da yer aldığı, bir kısmı ile Seyhan ovası içerisinde bulunan Tarsus (Mersin) ile Karataş (Adana) arasındaki bölgede, 1985, 2000 ve 2019 yılları arasındaki arazi kullanımında meydana gelen değişimler incelenmiştir. Analizlerde 30 m mekânsal çözünürlüğe sahip Landsat-5TM 1985, Landsat-5TM 2000 ve Landsat-8 OLI 2019 uydu görüntüleri kullanılmıştır. Uydu görüntüleriyle öncelikli olarak geometrik, radyometrik kalibrasyon ve atmosferik düzenlemelerden oluşan ön işleme çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Arazi kullanım değişim tespitinde Spektral Açı haritalama yöntemi kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre 1985-2019 yılları arasında yerleşim, ekili olmayan tarım, orman ve yarı doğal ve lagün/göller alanlarında %192, %37, %7 ve %8’lik büyüme gelişirken, çıplak ve ekili tarım alanlarda ise %43 ve %21’lik oranlarda azalmalar meydana gelmiştir. Aynı zamanda ülkemizde bulunan aktif fay hatlarından biri olan Karataş fayı civarında 500, 1000 ve 2000 m’lik tampon bölgeler içerisinde yerleşim birimlerinde meydana gelen değişimler değerlendirilmiştir. Karataş fayı civarında ise yerleşimin 1985 ile 2019 yılları arasında yapılaşmaların %192 oranında arttığı belirlenmiştir. Yapılan kontrollü sınıflama çalışmalarının doğruluğu kappa istatistiği ile değerlendirilmiş olup 1985, 2000 ve 2019 yılları için sırasıyla 0.80, 0.84, 0.87 olarak hesaplanmıştır
  • Öğe
    Sürdürülebilirliğin temel taşı: ekolojik ayak izi
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2020) Mızık, Ece Tuğba; Yiğit Avdan, Zehra
    İnsan nüfusunun artması ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte doğal kaynaklara olan talep her geçen gün artmaktadır. Üretim ve tüketim ihtiyaçlarını sağlamak için kullanılan doğal kaynaklar insanların dünyanın sahibi olduğuna dair düşüncelerinden dolayı tahrip edilerek düşüncesizce kullanılmaktadır. Ekolojik ayak izi ifadesi kaynak kullanımının sürdürülebilir bir biçimde gerçekleştirilebilmesi için kullanılan sayısal bir metottur. Bu metot ekolojik kaynakların ekonomik değerlerinin olduğunu belirten ekolojik ekonomi ve sürdürülebilirlik kavramlarının bir bütününü temsil etmektedir. Ekolojik ayak izi kavramı, tüketilen ekolojik verimli kaynak miktarlarını ve bu kaynakların alan bazında belirlenmesini sağlayarak ekolojik kaynak tüketimini sayısallaştırmaktadır. Son zamanlarda sürdürülebilirlik kavramının disiplinler arası değerlendirilmesi sonucunda ekolojik ayak izi kavramı genişletilerek ayak izi ailesi kavramı oluşturulmuştur. Ayak izi ailesi, ekolojik kaynakların tüketiminin kaynak bazında değerlendirilmesini sağlayarak her bir kaynağın sürdürülebilirliğini sağlamaktadır. Bu çalışmada, ekolojik kaynakların sürdürülebilir yönetiminde anahtar rol oynayan ekolojik ayak izi kavramının tarihçesi ve kaynakların yönetiminde etkin olan ayak izi ailesi hakkında detaylı bir derleme çalışması yapılmıştır.
  • Öğe
    Yusufeli barajı antropojenik etkilerinin peyzaj planlama açısından değerlendirilmesi
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2020) Yılmam, Belgin; Turgut, Hilal
    Yirminci yüzyılın ikinci yarısından sonra önemli seviyelere ulaşan insan kaynaklı doğa tahribatının uzun bir süre daha dünya gündemini meşgul edeceği görünüyor. Dünya nüfusundaki ve buna bağlı olarak enerji ve besin gereksinimindeki artış doğal kaynaklar üzerindeki baskıları ve tahribatları da arttırmıştır. Bu baskı ve tahribatlar ekosistemlerin işleyişinde önemli aksaklıklara ve doğal dengede kimi zaman geriye dönülemez bozulmalara neden olmaktadır. Bu çalışmada, Yusufeli Barajı’nın yapım ve üretim süreçlerinde ortaya çıkan antropojenik baskıların belirlenmesi amaçlanmıştır. Kılıçkaya, Öğdem ve Yusufeli bölgeleri Yusufeli Barajı’ndan etkilendikleri için çalışma alanı olarak seçilmişlerdir. Antropojenik etkilerin belirlenmesinde uydu görüntüleri ve CBS yazılımları kullanılmıştır. Çalışma sonucunda elde edilen verilere göre, Yusufeli Barajı’nın su tutmaya başlamasıyla birlikte yaklaşık 33 km2 'lik su yüzeyinin oluşacağı tespit edilmiştir. Yusufeli Barajı’nın tamamlanmasının ardından yaklaşık 612 ha orman ve 62 ha tarım arazisi yok olacaktır. Arazi kabiliyet sınıfları bakımından yapılan değerlendirmelerde, I. sınıf arazilerin %100'ünün, II. sınıf arazilerin %69'unun, III. sınıf arazilerin %81'inin, IV. sınıf arazilerin %7'sinin, VI. sınıf arazilerin %1'inin ve VII. sınıf arazilerin %1'inin baraj rezervuar sahası içinde kalacağı görülmüştür. Yusufeli Barajı’ndan en fazla etkilenen Yusufeli ilçe merkezinin taşınacağı yeni yerleşim alanı yaklaşık 640 ha’lık bir alana sahiptir ve üç bölgeden oluşacaktır. Bu alanların oluşturulması için önemli miktarda kazı-dolgu işlemi yapılmıştır. İmar planına göre yeni yerleşim merkezinde 1300 konut için 21.6 ha, aktif yeşil alanlar için 9.65 ha ve pasif yeşil alanlar için ise 5.1 ha alan planlanmıştır. Bu çalışma ile Yusufeli Barajı ile ortaya çıkan antropojenik etkilerin olumsuz sonuçlarının en aza indirgenmesi için planlama önerileri sunulmuştur.