Doktora Tezleri
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe Kuraklık stresine maruz bırakılan bazı doğu kayını (fagus orientalis lipsky.) orijinlerinde temel morfolojik ve fizyolojik değişimlerin araştırılması(Artvin Çoruh Üniversitesi, 2024) Çakmakçı, Sümeyra Işık; Güner, SinanBu çalışmada bazı Doğu kayını (Fagus orientalis Lipsky.) orijinlerinin kuraklık stresine verdiği tepkilerin belirlenmesi hedeflenmiştir. Artvin Çoruh Üniversitesi, Orman Fakültesi Serasında Bolu, İstanbul, Zonguldak, Giresun orijinli fidanlar yetiştirildikten sonra düzenli aralıklarla bakımları yapılmıştır ve 2023 yılının temmuz ayından itibaren 2. büyüme dönemindeki Doğu kayını fidanlarına kuraklık stresi denemeleri uygulanmıştır. Fidanlara kuraklık stresi uygulamak için 3 farklı sulama rejimi (günde 1 sulanan (kontrol), 2 günde 1 sulanan, hiç sulanmayan) oluşturulmuştur. Uygulamadan sonra ilk olarak serada fidanların kök boğazı çapları, fidan boyları, yan dal sayıları, toplam klorofil içerikleri, klorofil floresansları ölçülmüştür. Fidanlardan alınan kök numuneleriyle kök hacimleri, kök alanları ve kök uzunlukları belirlenip; yaprak numuneleriyle de nisbi su içerikleri, hidrojen peroksit (H2O2) ve lipid peroksidasyonunun son ürünü olan malondialdehit (MDA) analizleri yapılmıştır. Tüm parametreler bakımından orijinler arasında anlamlı farklılıkların olduğu görülmüştür. Kuraklık stresine maruz bırakılan gruplarda kontrol grubuna kıyasla fidanların nisbi su içeriği, klorofil floresansı, toplam klorofil içeriği miktarlarının azaldığı belirlenmiştir. Hidrojen peroksit içerikleri ve malondialdehit seviyelerinde ise kuraklık stresine maruz bırakılan gruplarda kontrol grubuna kıyasla artış gözlenmiştir. Sonuç olarak; fizyolojik özellikler bakımından kuraklık stresinden en az etkilenen, morfolojik özellikler bakımından da en iyi kök ve gövde gelişimini gösteren İstanbul orijininin kuraklık stresine en toleranslı orijin olduğu tespit edilmiştir.Öğe Terkos Gölü çevresindeki Sahil Çamı (pinus pinaster aıton) meşcerelerinde uygulanabilecek gençleştirme tekniklerinin belirlenmesi(Artvin Çoruh Üniversitesi, 2021) Çaloğlu, Volkan; Güner, SinanTürkiye için yabancı bir tür olmasına rağmen Sahilçamı Marmara Bölgesi başta olmak üzere Türkiye'de geniş alanlarda plantasyonları kurulmuştur. Hızlı gelişmesi endüstriyel amaçlı kurulan plantasyonlarda ve kanaatkâr olmasından dolayı da kumul tespitlerinde ilk akla gelen ağaç türlerinden biri olmuştur. İstanbul ilinin önemli su kaynaklarından biri olan Terkos Gölü'nü tehdit eden kumul hareketlerinin önlenmesi amacıyla 1960'lı yıllarda dikilmiş olan Sahilçamı meşcereleri geldiğimiz noktada yaşlanmış ve idare süreleri doldurmuş durumdadırlar. Bu çalışma Terkos Gölü çevresindeki sahilçamı meşcerelerinde uygulanabilecek gençleştirme metotlarını belirlemek amacıyla ele alınmıştır. Çalışma kapsamında Sahilçamı tohumlarının fiziksel özellikleri, çimlenme yüzdesi ve çimlenme hızı, tohum olgunlaşma süresi, tohum dağılım zamanları ile Terkos yöresinin iklim ve toprak özellikleri tespit edilmiştir. Araştırma alanında Sahilçamının biyolojisine uygun olabilecek gençleştirme metotlarından doğal gençleştirmeye dayalı Büyük Alan Tıraşlama İşletmesi + dal serme, doğal gençleştirmeye dayalı Büyük Alan Siper İşletmesi ve yapay gençleştirmeye dayalı Büyük Alan Tıraşlama İşletmesi + fidan dikimi yöntemleri uygulanmıştır. Büyük Alan Tıraşlama İşletmesi + dal serme doğal gençleştirme alanlarında 400 m2 büyüklüğündeki 15 adet sabit deneme alanında kozalaklı dal serme denemeleri (ilkbahar ve sonbahar aylarında yoğun, orta yoğun, az yoğun ve kontrol) tesis edilmiştir. En başarılı gençliklerin sonbahar dal sermelerinde, kontrol sahalarında ve az yoğun olan alanlara geldiği anlaşılmıştır. Doğal gençleştirmeye dayalı Büyük Alan Siper İşletmesinde yine 400 m2lik toplam 9 adet deneme alanında kapalılık oranları %60, %40 ve %20 oranlarına indirilmiştir. Alana gelen gençliklerin sayısında anlamlı bir fark olmadığı anlaşılmıştır. Yapay gençleştirmeye dayalı Büyük Alan Tıraşlama İşletmesi + fidan dikimi denemeleri için yine 400 m2 büyüklüğünde 9 adet sabit deneme alanında 3m x 2m aralık mesafesinde çıplak köklü, enso tipi ve tüplü fidan dikimi denemeleri yapılmıştır. Tüplü fidanların tutma ve yaşama yüzdeleri %90 seviyesinde olmuştur. Sonuç olarak Terkos gölü çevresinde bulunan ve idare süresi dolmuş sahilçamı meşcerelerinin doğal yolla gençleştirme başarısının arttırılması için, gençleştirme alanlarında ince bir tabaka halinde kozalaklı dal serme uygulaması ile gençleştirme uygulamasının yapılması, alanda yapılacak uygulamaların Ağustos, Eylül, Ekim aylarında yapılarak sonbahar çimlenmelerinin başladığı Kasım ayı gelmeden alandan çıkılması önerilmektedir. Olası bir başarısızlık durumunda yapılacak tamamlama dikim uygulamasında ise tüplü fidan tercih edilmelidir.Öğe Doğu karadeniz bölgesindeki ormanlarda yayılış gösteren bazı kemirgenlerin (Mammalıa: rodentıa) yangın sonrası popülasyon dinamiklerinin araştırılması(Artvin Çoruh Üniversitesi, 2024) Yılmaz, Fatma Nur; Sağlam, BülentOrman yangınları, birçok ekosistemin bileşimini, yapısını ve dinamiklerini büyük ölçüde etkileyen ekolojik bir süreçtir. Son yıllarda etkisi giderek daha fazla hissedilen iklim değişikliği ile birlikte sıcaklığın yükselmesi, kuraklığın artması, sıcak hava dalgaları gibi değişen meteorolojik ve iklimsel şartlar, orman yangınlarının sayısını ve yanan alan miktarını artırmaktadır. Orman yangınları yaban hayvanlarının doğrudan ölümüne veya habitatlarının tahrip olmasına, besin maddelerinin azalmasına veya tamamen yok olmasına, faunada rekabeti artıracak yabancı türlerin gelmesine ve hayvanların bulundukları alanlardan göç etmesine sebebiyet verebilmektedir. Yangınlardan en çok zarar gören hayvan grubu toprakta ve alt florada yaşayan küçük memeli hayvanlar ve sürüngenlerdir. Bu çalışmanın amacı, yangınların bazı kemirgen türleri üzerindeki etkilerinin zamana bağlı değişimini araştırmaktır. Bu amaç doğrultusunda yangın görmüş alanların bitki örtüsü kompozisyonu ve yapısındaki değişiklikleri belirlemek ve küçük memeliler üzerindeki etkilerini ortaya koymak planlanmıştır. Bu amaçlar doğrultusunda çeşitli yıllarda yanan orman alanları çalışma sahası olarak belirlenmiştir. Küçük memelilerin yangına nasıl tepki verdiklerini değerlendirmek için seçilen alanlara canlı yakalama tuzakları yerleştirilmiştir. Küçük memelilerin popülasyon bolluğu hakkında bilgi elde etmek için yakalama-markalama-yeniden yakalama (CMR) yöntemi kullanılmıştır. Çalışma alanlarında analizlerde kullanmak üzere 6 adet vejetasyon parametresi (ot, çalı ve ağaç tabakası kapalılıkları, ölü örtü miktarı, çeşitlilik indeksi ve bolluk değeri) belirlenmiştir. Çalışmanın sonucunda çalı tabakası kapalılığı ve ölü örtü kapalılığı kemirgen popülasyonu ile pozitif yönde bir ilişki göstermiş, ot tabakası kapalılığı ise negatif yönlü bir ilişki göstermiştir. Yangından sonra geçen zamana bağlı olarak popülasyonda önce bir artış daha sonra azalma gözlemlenmiştir. Yangından sonraki 5. yılda popülasyon miktarı yanmamış alana en yakın olarak ölçülmüştür.Öğe Oltu ilçesi dutlu dağı ve çevresinin flora ve vejetasyonu(Artvin Çoruh Üniversitesi, 2023) Önal, Mehmet; Eminağaoğlu, ÖzgürBu çalışma, 2020-2022 yılları arasında, Doğu Karadeniz Bölgesi'nin güneydoğusunda yer alan, Dutlu dağı ve çevresinin flora ve vejetasyon yapısını incelemeyi amaçlamıştır. 900-2530 m. yükseltiler arasında yer alan çalışma alanı, Holarktik bölgenin, İran-Turan fitocoğrafik alanı içerisinde kalmakta ve Davis tarafından uygulanan kareleme yöntemine göre A9 karesinde yer almaktadır. Bu araştırmada, 86 familya, 390 cinse ilişkin toplam 773 adet takson saptanmıştır. Bu taksonların tamamı Tracheophyta bölümüne aittir. Taksonların 1 adedi Gnetopsida, 5 adedi Pinopsida, 7 adedi Polypodiopsida, 683 adeti Magnoliopsida, 77 adeti ise Liliopsida sınıfına aittir. Araştırma alanında en çok taksona sahip familyalar; Asteraceae (121 takson), Fabaceae (64 takson), Lamiaceae (62 takson), Rosaceae (51 takson), Brassicaceae (42 takson), Caryophyllaceae (37 takson), Poaceae (31 takson), Apiaceae (30 takson) ve Boraginaceae (26 takson) dir. Araştırma alanında tespit edilen 285 taksonun (%36,92) fitocoğrafik bölgeleri saptanmıştır. Taksonların, fitocoğrafik bölgelere göre dağılımları şu şekilde sıralanmaktadır: 164 adeti (%21,24) İran-Turan, 95 adeti (%12,31) Avrupa-Sibirya, 26 adeti (%3,37) Akdeniz kökenli, 488 adeti (%63,08) çok bölgeli veya fitocoğrafik bölgesi tanımlanmamıştır. Hayat formlarına göre taksonların dağılımı şu şekildedir: Hemikriptofitler 407, Kriptofitler 108, Fanerofitler 74, Kamefitler 34, Terofitler 145, ve Vasküler parazitler 5 taksondur. Çalışma alanında 83 adet endemik bitki saptanmıştır ve endemizm oranı %10,75'tir. Bitkilerin IUCN risk kategorilerine göre sınıflandırması yapılmıştır. Araştırma alanındaki vejetasyon çalışmaları, Braun-Blanquet metodu kullanılarak yapılmıştır. 201 örnek alan alınarak yapılan değerlendirme sonucunda, 6 farklı vejetasyon tipine ait, tümü bilim dünyası için yeni olan, 11 bitki birliği ve 2 alt birlik tanımlanmıştır. Araştırma alanı ile ilgili tüm haritalar Coğrafi Bilgi Sistemlerine göre düzenlenmiştir. Vejetasyon tipleri ve bitki birliklerinin alfa ve beta damarlı bitkiler çeşitliği hesaplanmıştır. Vejetasyon tiplerine göre en yüksek çeşitlilik bozuk orman vejetasyonunda, bitki birliklerine göre ise Veronico-Salicetum albae birliğinde tespit edilmiştir.Öğe Korunan alanlarda sürdürülebilir ekoturizm yönetimi ölçüt ve göstergelerinin belirlenmesi (Camili Biyosfer rezervi örneği)(Artvin Çoruh Üniversitesi, 2021) Aydın, İnci Zeynep; Öztürk, AtakanSon yıllarda hızlı sanayileşme ile birlikte doğal ve kültürel kaynaklarda da meydana gelen tahribatlar karşısında pek çok ülke sürdürülebilir kalkınma anlayışını benimsemiş ve bu anlayışı farklı sektörlere uyarlama arayışına girmiştir. Bu süreçte özellikle turizm sektöründe; ekoturizm gibi sürdürülebilir turizm çeşitleri önem kazanmaya başlayarak ekoturizm amaçlı kullanımda birincil alanlar olarak görülen korunan alanlarda ekoturizm faaliyetlerinin uygulanabilirliği ve sürdürülebilirliği daha fazla ön plana çıkmış ve sürdürülebilir ekoturizm kavramı da gündemde daha fazla yer almaya başlamıştır. Korunan alanlardaki sürdürülebilir ekoturizm faaliyetlerinin akılcı bir biçimde yürütülebilmesini sağlamak amacıyla, bu faaliyetlerin sürdürülebilirliğinin betimlenmesi, ölçülmesi, izlenmesi ve değerlendirilmesi gerekmekte ve bunun için de ölçüt ve göstergelerden istifade edilmektedir. Dünya genelinde pek çok ülkede sürdürülebilir ekoturizm yönetimi amacına hizmet edecek çok sayıda ölçüt ve gösterge seti geliştirilmiş olsa da ülkemizde hâlihazırda bu amaca hizmet edecek bir ölçüt ve gösterge seti geliştirilmemiştir. Bu çalışmanın amacı, ülkemize özgü ve ülkemizin kendine has sosyal, ekonomik ve ekolojik farklılıkları gözönüne alınarak ulusal düzeyde sürdürülebilir ekoturizm yönetimi ölçüt ve gösterge setinin geliştirilmesi ve geliştirilen bu setin bir korunan alanın (Camili Biyosfer Rezervi) sürdürülebilir yönetiminde kullanım imkânlarının araştırılmasıdır. Çalışmanın ulusal düzeyinin başlangıç noktası olarak, WTO ve UNWTO ölçüt ve gösterge setleri temel alınarak hazırlanmış olan 12 ölçüt ve 68 göstergeden oluşan setten istifade edilmiştir. Üç aşamalı Delphi yöntemi kapsamında uygulanan tekrarlı anketler ile ormancılık teşkilatı, akademisyenler, turizm sektörü sivil toplum kuruluşları ve ilgili bakanlıklar (Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı) olmak üzere 4 öbekte toplanan uzmanların önerilerine dayalı ve uzlaşmayla sonuçlanan bir ölçüt ve gösterge setine ulaşılmıştır. Delphi yönteminin ilk aşamasında, uzmanlar mevcut başlangıç setine ilâveten yeni ölçüt ve göstergeler de tanımlamıştır. İkinci aşamada, birinci aşama sonucunda benimsenen ölçütlere ilişkin göstergeler çözümlenerek, ilgili ölçüt ve göstergeler önem düzeyi ve ölçülebilirlik açısından değerlendirilmiştir. Delphi yönteminin ilk aşamasında belirlenen ölçüt ve gösterge setinde ekoturizm faaliyetlerinde en fazla önem verilen ve benimsenen doğal kaynaklar ve biyolojik çeşitliliğin korunması ölçütünün Delphi yönteminin ikinci aşamasında da en fazla önem verilen ve benimsenen ölçüt olduğu tespit edilmiştir. Üçüncü ve son aşamada Delphi yöntemi sonlandırılarak, uzmanlara geri besleme yapılmıştır. Delphi yönteminde uzlaşma ölçütleri olarak; katılma yüzdesi, ortanca, çeyrekler arası genişlik, artimetik ortalama, standart sapma ve faktör çözümlemei yöntemlerinden birlikte yararlanılmıştır. Neticede, Türkiye'de korunan alanlarda sürdürülebilir ekoturizm yönetimi için 11 ölçüt ve 101 göstergeden oluşan ulusal ölçüt ve gösterge seti elde edilmiştir. Araştırmanın ulusal düzeyde belirlenen ölçüt ve gösterge setinin Camili Biyosfer Rezervi'ne uyarlanması amaçlanan ikinci bölümünde, AHS yönteminden istifade edilerek yerel yöneticiler ve GEF projesi çalışanları, STK ve tur operatörleri, doğrudan gelir elde eden Camili halkı ve akademisyenler olmak üzere, 4 öbekte toplanan yerel uzmanların görüşleri yardımıyla ilgili ölçüt ve gösterge setinin alan için önceliklendirilmesi yapılmıştır. Camili Biyosfer Rezervi'ndeki ekoturizm etkinliklerinin sürdürülebilir bir nitelikte gerçekleşip gerçekleşmediğini belirlemeyi amaçlayan son bölümünde ise; yerel yöneticiler, GEF projesi çalışanı, pansiyon sahibi, STK temsilcisi ve DOKA uzmanı olmak üzere 5 öbekte değerlendirmeyi yapacak ilgi öbeği temsilcilerinin görüşlerine göre alanın sürdürülebilirlik değerlendirilmesi yapılmıştır. Camili Biyosfer Rezervi'nde değerlendirmeye konu edilecek en önemli göstergelerin seçiminde, ortak sıralamada elde edilen normalleştirilmiş gösterge değerlerinin ortalaması alınarak, bu ortalama değere eşit ya da bu değerden yüksek normalleştirilmiş gösterge değerlerine sahip 46 gösterge belirlenmiştir. Camili Biyosfer Rezervi'nde gerçekleştirilen ekoturizm etkinlikleri dikkate alınan göstergeler bağlamında toplamda 95.4 puan alarak %69.1'lik ortalama ile alandaki ekoturizm etkinliklerinin olumlu sürdürülebilir nitelikte olduğu sonucuna varılmıştır. Camili Biyosfer Rezervi'ndeki ekoturizm etkinliklerinde mevcut 11 ölçütten; başta "alana yönelik bilinç ve algı düzeyi" olmak üzere "yerel halka sağlanan sosyo-ekonomik faydalar", "yerel katılım", "finansal yapı", "çevresel eğitim ve uygulamaları" ile "ziyaretçi memnuniyeti" ölçütlerinde olumlu sürdürülebilir değişimler meydana gelmiştir. Ancak, Camili Biyosfer Rezervi'ndeki olumlu değişimlerin devamlılığı ve sürekliliği için alanda katılımcı bir yaklaşımla özellikle yerel halkla olan iletişimler ve eğitimler arttırılmalı, yerel halkın beklentileri ile ekoturizmden elde edilen gelir ve memnuniyet düzeyleri arasında bir denge kurulmalı ve Camili Biyosfer Rezervi'ndeki ekoturizm faaliyetlerinin sürdürülebilir yönetiminde görevli personellerin, merkezi otoritenin, ziyaretçi merkezinin ve finansman yapısının oluşturulması gerekmektedir.Öğe Değişik ıslah zonlarından örneklenen kızılçam (Pinus brutia Ten.) ailelerinin dona dayanıklılıklarının belirlenmesi(Artvin Çoruh Üniversitesi, 2023) Kaplan, Abdullah; Ölmez, Zafer; İmal, BoraBu çalışmada, farklı ıslah zonlarında bulunan 3 farklı orijine ait ailelerin soğuğa dayanıklılık varyasyonunun ortaya konması amaçlanmıştır. Dona dayanıklılık testleri kış ve ilkbahar mevsiminde gerçekleştirilmiştir. Her iki mevsimde de kontrol grubu (+4°C) hariç 9 farklı sıcaklık kademesi kullanılmıştır. Dona dayanıklılık testlerinde 54 farklı aileden elde edilen 1+0 yaşındaki fidanlara ait sürgünler kullanılmıştır. Sürgünlerde oluşan don zararı hem klorofil floresans yöntemi ile hem de görsel değerlendirme yöntemi ile belirlenmiştir. Don zararının başladığı sıcaklıklar hem doğrusal olmayan model kullanılarak hesaplanan Lethal Temprature %50 (LT50) değerleri hem de çoklu karşılaştırma testi (Dunnet) ile ortaya konmaya çalışılmıştır. Her iki mevsimdeki kritik sıcaklık kademelerindeki (p<0.001) veriler kullanılarak genetik parametreler (kalıtım derecesi, genetik varyasyon katsayısı) ve ıslah değerleri tahmin edilmiştir. Araştırma sonucunda aileler arasında istatiksel ( p< 0.0001) olarak fark bulunmuştur. Dunnet testi sonuçlarına göre kış mevsiminde don zararı sıcaklık aralığı -17.5°C – 22.5°C, ilkbahar mevsiminde ise -15°C - 17.5°C olarak bulunmuştur. Kış mevsiminde en yüksek ve en düşük LT50 değerleri sırasıyla -23.25°C ve -18.60°C; ilkbahar mevsiminde ise -17.78°C ve 15.02°C olarak hesaplanmıştır. Bireysel ve aile ortalamaları kalıtım dereceleri kış mevsiminde sırasıyla 0.35 ve 0.57; ilkbahar mevsiminde ise 0.47 ve 0.64 olarak tahmin edilmiştir. Islah değeri en yüksek aile kış mevsiminde 3234 nolu aile ilkbahar mevsiminde ise 3236 nolu aile olarak bulunmuştur. LT50 değerlerinin ıslah değerleri ile korelasyonu kış mevsiminde 0.93; ilkbahar mevsiminde ise 0.98 olarak hesaplanmıştır. Bundan sonra orman ağacı türlerinde dona dayanıklılık üzerine yapılacak olan çalışmalarda orijin bazlı değil de aile bazlı olarak çalışmaların ele alınması ve çalışmanın amacına göre çalışılacak sıcaklık kademe sayısının belirlenmesi uygun olacaktır. Değişen iklim koşulları göz önünde bulundurularak kızılçam ıslah programında dona dayanıklılık özelliklerinin dikkate alınması gereklidir.Öğe Orman ekosistemlerinin erozyonu önleme fonksiyonunun amenajman planlama sürecine entegrasyonu(Artvin Çoruh Üniversitesi, 2020) Vatandaşlar, Can; Yavuz, MehmetToprak erozyonuyla oluşan arazi tahribatı, dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Türkiye'de de en önemli çevresel sorunlardan biridir. Orman ekosistemleri, doğru yönetildikleri takdirde, bu sorunun çözümünde kilit rol oynamaktadırlar. Bu rolün daha da etkinleştirilmesi için ormanların odun üretimi gibi ekonomik fonksiyonlarının yanı sıra, erozyonu önleme gibi ekolojik fonksiyonlarının da Ekosistem Tabanlı Fonksiyonel/Çok Amaçlı Planlama (ETFOP) yaklaşımıyla hazırlanan orman amenajman planlarına yansıtılmaları gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı; ormanların erozyonu önleme fonksiyonunun Türkiye'deki ETFOP sistemine entegrasyonudur. Bu amaçla; Veliköy ve Olur Planlama Birimleri (PB)'nin (i) yıllık potansiyel toprak kaybı ve erozyonu önleme fonksiyonlarını sayısallaştırarak haritalamak, (ii) amenajman planlarında erozyonu önleme fonksiyonuna ayrılması gereken alanları belirlemek, (iii) bunun için gerekli olan kriter ve göstergeleri geliştirmek ve (iv) Toprak Koruma İşletme Sınıfları'nda toprak kaybını minimize edecek optimal orman kuruluşunu ortaya koymak hedeflenmiştir. Her iki PB'nde toplam 250 örnek alanda ağaç serveti ve artım envanteri yapılmıştır. Örnek alanlarda ölü örtü kalınlığı, diri örtü yüksekliği gibi birçok ilave değişken de ölçülmüş ve üst toprak örnekleri toplanmıştır. Erozyon risk haritaları ise Yenilenmiş Evrensel Toprak Kaybı Eşitliği (RUSLE) kullanılarak çok yüksek çözünürlüklü hava fotoğrafları ile üretilmiştir. Ormanların erozyonu önleme fonksiyonunu sayısallaştırmak için sahada hiç bitki örtüsünün olmadığını varsayan ve mevcut durumu modelleyen senaryolar tasarlanmıştır. Böylece sahadaki maksimum erozyon, potansiyel erozyon, önlenen erozyon ve toprak koruma performans indisi (TKPİ) gibi kantitatif göstergeler elde edilmiştir. Bu göstergeler yardımıyla, erozyonu önleme fonksiyonunu meşcere yapısıyla sayısal olarak ilişkilendirmek mümkün olmuştur. Veliköy ve Olur PB'lerinde ormanların erozyonu önleme fonksiyonu sayesinde önlenen toprak kaybı miktarı sırasıyla 2,59 ve 5,08 Mt yıl-1'dır. Normal (>%10) kapalılıktaki ormanlar, bulundukları sahadaki erozyonu çıplak saha koşullarına göre %95'e varan oranlarda azaltabilmişlerdir. Değişik yaşlı seçme ormanlarda GD, GLD, LA rumuzlu kuruluşların; aynı yaşlı maktalı ormanlarda ise Çsc3, Çscd3, LGÇscd3 gibi meşcere tiplerinin ilgili fonksiyonu en iyi şekilde yerine getirdikleri anlaşılmıştır. Bu meşcerelerde neredeyse hiç erozyon yaşanmamıştır. Veliköy ve Olur'daki tüm bitki örtüsünün erozyonu önleme fonksiyonuna rağmen, sahadaki potansiyel toprak kaybı miktarlarının sırasıyla ort. 7,8 ve 15,8 t ha-1 yıl-1 olduğu tahmin edilmiştir. Erozyon haritaları altlık olarak kullanılarak, potansiyel toprak kaybı tolere edilebilir miktarın (5 t ha-1 yıl-1) üzerinde olan orman alanları erozyonu önleme fonksiyonuna ayrılmış ve bu tür alanlara eta verilmemiştir. Diğer yandan, daha önce planlarda doğayı koruma fonksiyonuna ayrılmış olan fakat erozyon riski bulunmayan ormanlar tespit edilerek, bunların bir kısmı üretime aktarılmıştır. Yeni düzenlemeyle, Veliköy ve Olur PB'lerindeki erozyon azaltıldığı gibi, toplam periyodik (20 yıllık) eta miktarları da sırasıyla %12,3 ve %1,8 oranlarında artmıştır. Dolayısıyla, ilgili mevzuatta erozyonu önleme ve doğayı koruma fonksiyonlu ormanları belirlerken kullanılan ayrım kriterleri gözden geçirilmelidir. Sonuç itibariyle, ormanların erozyonu önleme fonksiyonunu maksimize edebilmek için değişik yaşlı seçme kuruluşunun tercih edilmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bunun mümkün olmadığı yerlerde saf ibreli, çok katlı ve sık meşcereler kurulmalıdır. Hangi meşcere tipi olursa olsun, ormanın kapalılık derecesi olabildiğince yüksek tutulmalıdır. Erozyonu önleme fonksiyonlu Sarıçam işletme sınıfları için optimal idare süresi, 100?120 yıl olmalıdır. Özellikle yüksek eğimli (>%30) sahalarda, 120 yılı aşan idare süresinin yıllık potansiyel toprak kaybı miktarını giderek arttırdığı anlaşılmaktadır. Sarıçam'ın Toprak Koruma İşletme Sınıfları için hedeflenmesi gereken göğüs yüzeyi ise yaklaşık 55 m2 ha-1'dır. Bu çalışmada üretilen performans göstergeleri ve diğer modellerin, plan yapıcılar için önemli birer veri kaynağı oluşturacağı ve ileride geliştirilecek modelleme yazılımlarına altlık oluşturarak, bilimsel karar verme süreçlerinde yardımcı olacağı düşünülmektedir. Böylece gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, Türkiye ormancılığında da gerçek anlamıyla ETFOP uygulamasına bir adım daha yaklaşılmış olacaktır.Öğe Artvin yöresi kayın ve ladin meşcerelerinde toprak solunumunun kök ve mikroorganizma bileşenlerinin belirlenmesi(Artvin Çoruh Üniversitesi, 2020) Akbaş, Musa; Tüfekçioğlu, AydınToprak solunumu, karasal ekosistemlerden çıkan karbon için ana yoldur ve karbonu alıkoyan bitki metabolizmasının ototrofik süreci ile toprak sıcaklık veya nemine tepki vererek organik substratları işleyen heterotrofik bir sürecin sonucudur. Bu çalışmanın amacı Doğu kayını ve Doğu ladini meşcerelerinde; toprak solunumunu ve bunun kök ve mikroorganizma bileşenlerini belirlemek; biyojeokimyasal ve çevresel faktörler ile solunumun ilişkisini incelemektir. Bu amaçla, Artvin Saçinka mevkiinde bulunan kayın meşcerelerinde ve Kafkasör mevkiinde bulunan ladin meşcerelerinde; solunum bileşenlerini ayırmak için 2017 yılı yazında hendek açma uygulaması yapılmıştır. Uygulamadan sonra 6 ay geçince ölçümlere başlanılmış ve 2018 yılında Nisan'dan Kasım'a kadar aylık toprak solunumu, sıcaklığı ve nemi ölçümleri, mevsimsel toprak (0-10 cm) ve kök (0-30 cm) örneklemesi, 2019 yılında ise sadece solunum, sıcaklık, nem ölçümleri ile kök örneklemesi yapılmıştır. Alınan toprak örneklerinde tekstür, toprak reaksiyonu, organik madde, mineral azot, mikrobiyal biyokütle, toplam karbon ve azot, mikrobiyal bazal solunum analizleri yapılmıştır. Topraktan karbon salınımı değerleri çalışma genelinde 0,38 – 7,56 µ mol m-2 s-1 arasında değişim göstermiştir. Toplam toprak solunumuna kök ve mikroorganizma bileşenlerinin ortalama katkısı kayın sahasında ilk yılda sırasıyla % 57,6 ve % 42,4 ve ikinci yılda sırasıyla % 60,05 ve % 39,95 olarak bulunmuştur. Ladin sahasında ise ilk yılda yine sırasıyla % 41,7 ve % 58,3 ve ikinci yılda sırasıyla % 49,96 ve % 50,04 olarak bulunmuştur. Toprak solunumunun toprak sıcaklığı ve mineral azot ile oldukça kuvvetli pozitif korelasyonları bulunmuştur. Toprak sıcaklığı, toprak nemi ve diğer fiziksel, kimyasal ve biyolojik toprak özellikleri, anlamlı olarak toprak solunumundaki değişimin büyük (%60-70) kısmını açıklamıştır. Sonuç olarak, toprak solunumu ve bileşenleri türe ve mevsimlere göre değişmiştir ve bunların toprak sıcaklığı yanı sıra topraktaki biyolojik ve kimyasal faktörler ile ilişkili olduğu söylenebilir.Öğe Mor çiçekli ormangülü (Rhododendron ponticum L.) toprak üstü ve toprak altı biyokütlesinin belirlenmesi(Artvin Çoruh Üniversitesi, 2016) Özkaya, Mimar Sinan; Tüfekçioğlu, AydınBu çalışmada Doğu Karadeniz Bölgesi Artvin ilinde yer alan mor çiçekli orman gülünün (Rhododendron ponticum) toplam biyokütle, toprak üstü biyokütle, toprak altı biyokütle, gövde ve yaprak biyokütle değerleri belirlenmiştir. Araştırma alanında mor çiçekli ormangülünün toplam biyokütle, toprakaltı biyokütle, topraküstü biyokütle, gövde ve yaprak biyokütlesi değerlerini belirlemek amacıyla rastgele (tesadüfi) örnekleme yöntemine göre deneme alanları seçilmiştir. Araştırma alanının tamamında toplam 65 adet olmak üzere 5 x 5 m ebadında araştırma parselleri seçilmiştir. Kök örneklemesi, 35 cm derinliğinde 6.4 cm çapında çelik silindiri toprağa çakmak sureti ile her deneme alanından 5 adet kök örneği alarak yapılmıştır. Bu amaçla, 65 deneme alanından ilkbahar ve sonbahar dönemlerinde toplam 325 adet kök örneği alınmıştır. Elde edilen biyokütle değerlerinden yararlanılarak boy ve örtme derecesine bağlı mor çiçekli ormangülü'nün biyokütle regresyon denklemleri oluşturulmuştur. Araştırma alanında mor çiçekli ormangülü'nün ortalama toprak üstü biyokütle değeri 16,06 ton/ha, toplam biyokütle değeri ise 24,46 ton/ha olarak tespit edilmiştir. Mor çiçekli ormangülü'nün yaprak biyokütlesi 4,35 ton/ha olup, gövde biyokütlesi 11,71 ton/ha olarak belirlenmiştir. Mor çiçekli ormangülü'nün ortalama toprak üstü biyokütle değeri toplam biyokütlenin % 65,66'sını oluşturmaktadır. Yaprak biyokütlesi toprak üstü biyokütlenin % 27,08'sini, gövde biyokütlesi ise % 72,92'sini oluşturmaktadır. Toplam biyokütlenin % 17.78'inin yaprak, % 47.88'sinin ise gövde biyokütlesinden ibaret olduğu tespit edilmiştir. Yapılan bu çalışma ile ülkemizde özellikle Karadeniz Bölgesin'de geniş bir yayılış alanına sahip mor çiçekli ormangülü için biyokütle modellemelerinde kullanılmak amacıyla denklemler geliştirilmiştir.Öğe Kamilet Vadisi (Arhavi) flora ve vejetasyonu(Artvin Çoruh Üniversitesi, 2016) Yüksel, Emrah; Eminağaoğlu, ÖzgürBu çalışma, 2011-2016 yılları arasında, Doğu Karadeniz Bölgesi'nin kuzeydoğusunda, oldukça zengin floristik içeriğe sahip Kamilet Vadisi'nin flora ve vejetasyon yapısını incelemeyi amaçlamıştır. 300-3264 m. yükselti arasında bulunan araştırma alanı, Davis tarafından uygulanan kare yöntemine göre A8 karesinde yeralmakta olup, Holarktik bölgenin, Avrupa-Sibirya fitocoğrafik alanının Karadeniz provensinin Kolşik kesimine girmektedir. Bu araştırmada, 107 familya, 361 cinse ilişkin toplam 651 adet takson saptanmıştır. Bunlardan 41 takson Pteridophyta, 610 takson ise Spermatophyta bölümüne ilişkindir. Spermatophyta bölümüne ilişkin taksonlardan 5'i Gymnospermae, 605'i Angiospermae alt bölümünde bulunmaktadır. Angiospermae taksonlarının 504 adeti Magnoliatae, 101 adeti ise Liliatae sınıfına ilişkindir. Araştırma alanında en fazla takson içeren familyalar; Asteraceae 79 adet, Poaceae 44 adet, Rosaceae 38 adet, Fabaceae 30 adet, Brassicaceae 28 adet, Lamiaceae 28 adet, Caryophyllaceae 21 adet, Ranunculaceae 20 adet, Boraginaceae 18 adet ve Apiaceae 17 adettir. Çalışma alanında belirlenen 378 taksonun (%58.07) floristik bölgeleri saptanmıştır. Taksonların, fitocoğrafik bölgelere göre dağılımları ise şöyledir: 326 adeti (%86.24) Avrupa-Sibirya, 19 adeti (%5.03) İran-Turan, 5 adeti (%1.32) Akdeniz kökenli, 28 adeti (%7.41) kozmopolittir. Taksonların hayat formlarına göre dağılımları sırasıyla şöyledir: Hemikriptofitler 253 takson, Kriptofitler 196 takson, Fanerofitler 46 takson, Kamefitler 68 takson, Terofitler 86 takson ve Vasküler parazitler 2 taksondur. Araştırma alanında 19 adet endemik bitki saptanmış olup, endemizm oranı %2.92'dir. Endemik ve endemik olmayan nadir bitkiler, uluslararası IUCN tehlike kategorilerine göre sınıflandırılmıştır. Araştırma alanının vejetasyonu, Braun-Blanquet yöntemine göre 168 örnek alan alınarak araştırılmıştır. Araştırma alanında, 5 farklı vejetasyon tipine ait 11 bitki birliği tanımlanmıştır. Bunlardan 2'si bilim dünyası için yenidir. Çalışma alanının vejetasyon ve bitki birlikleri haritaları Coğrafi Bilgi Sistemlerine göre hazırlanmıştır.Öğe Artvin, Erzurum ve Bayburt illerindeki bazı mikro havzalarda orman, mera ve tarım alanlarında toprak altı ve toprak üstü karbon miktarlarının belirlenmesi, uydu görüntüleri ile ilişkilendirilmesi ve modellenmesi(Artvin Çoruh Üniversitesi, 2017) Dinç, Musa; Tüfekçioğlu, AydınBu çalışmada Çoruh Nehri Havzasının 11 alt mikro havzalarında verimli orman, boşluklu kapalı orman, tarım ve mera alanlarında toprak altı ve toprak üstü karbon miktarlarının belirlenerek uydu görüntüleri ile ilişkilendirilmesi ve modellenmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında mera alanlarında toprak üstü biyokütleyi belirlemek için 49, toprak karbonunu belirlemek için 666 ve toprak altı biyokütleyi belirlemek için 299 farklı noktadan toplam 1196 adet kök örneklemesi yapılmıştır. Diğer arazi kullanımlarındaki biyokütle ve karbon miktarlarının hesaplanmasında literatürde var olan katsayılardan yararlanılmıştır. Verimli ve boşluklu kapalı orman alanlarındaki yıllık net biyokütle miktarlarının tahmin edilmesi için uydu görüntülerine atılan rastgele noktaların yansıma değerleri ile regresyon denklemleri geliştirilmiştir. Çalışma sonucunda, mera alanlarındaki toprak üstü biyokütle miktarının belirlenmesi için geliştirilen modelin belirtme katsayısı 0,72'dır. Toprak üstü karbon miktarları 0,48 ton/ha ile 0,94 ton/ha arasında, toprak altı karbon miktarları ise 1,70 ton/ha ile 2,76 ton/ha arasında bulunmuştur. Arazide ölçülmüş olan toprak üstü biyokütle değerleri uydu görüntüsü yansıma değerleri ile ilişkilendirilerek R2=0,67 ile R2= 0,8 arasında değişen regresyon denklemleri geliştirilmiştir. Verimli ve boşluklu kapalı orman alanlarındaki yıllık net biyokütle üretim miktarları ise geliştirilen denklemler ile R2= 0,62 ile R2= 0,8 oranları arasında olduğu tespit edilmiştir. Tarım alanlarındaki toplam karbon miktarı 467.997 ton olarak hesaplanmıştır. Toplam biyokütle miktarı ise 6.803.967 ton, toplam karbon miktarı (toprak karbonu dahil) 14.589.276 ton olduğu ve hektardaki karbon miktarının 31,3 ton/ha ile 121,6 ton/ha arasında değiştiği görülmüştür. Toplam yıllık net karbon üretim miktarı ise 139.852 ton olup hektarda 0,26 ton/ha ile 0,67 ton/ha arasında değiştiği bulunmuştur. Bulgulara göre, karbon etkinlik değeri hesaplanarak sıralamanın en iyiden kötüye doğru verimli orman, boşluklu kapalı orman, tarım ve mera şeklinde olduğu görülmüştür. Toprak üstü biyokütle miktarlarının uydu görüntüsü verileri yardımıyla etkili bir şekilde tahmin edilebileceği görülmüştür.Öğe Orman kaynaklarının toplam ekonomik değerinin tahmini: Camili biyosfer rezerv alanı örneği(Artvin Çoruh Üniversitesi, 2017) Demirci, Ufuk; Öztürk, AtakanOrman kaynaklarının sağlamakta olduğu ürün ve hizmetlerin büyük bir kısmı doğrudan pazara sahip olmasa da, aslında önemli ekonomik değere sahiptirler. Bu ürün ve hizmetlerin ekonomik değeri ortaya konularak, sürdürülebilir orman kaynakları yönetimi sağlanabilir, daha etkin bir işlevsel planlama yapılabilir, ormanların ulusal ekonomiye olan katkısı daha gerçekçi bir şekilde ortaya konabilir. Bu çalışmada Türkiye'de orman kaynaklarının sahip olduğu pazarı olan ve olmayan ürün ve hizmetler ile bunların ekonomik değerini belirlemede kullanılan değer belirleme yöntemleri hakkında kavramsal çerçeveyi oluşturmak ve ülkemizin ilk ve tek biyosfer rezerv alanı olan Camili Biyosfer Rezerv Alanı örneğinden hareketle, orman kaynaklarının toplam ekonomik değerini mümkün olduğunca fazla bileşenle ortaya koymak amaçlanmıştır. Çalışmada odun kökenli ürünlerin, odun dışı bitkisel ürünlerin, bal üretiminin, otlatmanın ve karbon tutmanın ekonomik değerleri pazar fiyatlarına göre; toprak ve su havzası koruma ile tıbbi bitkiler için seçenek değerinin ekonomik değerleri fayda transfer yöntemi göre, rekreasyon işlevinin değeri seyahat maliyeti ve koşullu değer belirleme yöntemlerine göre ve kullanım dışı değerlerin ekonomik değeri ise koşullu değer belirleme yöntemine göre tahmin edilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın neticesinde alt sınır değerlerine göre kullanım değerlerinde öne çıkan işlevlerin arıcılık ve bal üretimi (%51,89), karbon tutma (%21,48) ve rekreasyon (%16,93) olduğu belirlenmiştir. Ayrıca işlevsel orman kaynakları yönetiminin sağlanması için ekosistem hizmetlerinin değerinin belirlenmesi, ilgili planlarda ve yönetmelikte bu hususlara yer verilmesi ve değer belirlemede karşılaşılan veri eksikliği sorununun ortadan kaldırılması gerektiği tespit edilmiştir.Öğe Borçka barajı havzasında su rejimi, su kalitesi ve sediment veriminin SWAT kullanarak belirlenmesi ve modellenmesi(Artvin Çoruh Üniversitesi, 2018) Yıldırımer, Saim; Özalp, MehmetSu kaynaklarının üretiminde hayati role sahip olan ormanlık havzaların özellikle yukarı kısımları, son yıllarda madencilik, taş ocakçılığı, nehir tipi hidroelektrik santral (NT-HES) tesisleri ile yol inşaatları gibi çok sayıda yatırım ve proje nedeniyle bazı olumsuz ekolojik ve çevresel değişimlere uğramaktadır. Bu araştırmanın çalışma alanını oluşturan Borçka Barajı Havzası (BBH) da yukarıda sıralanan müdahalelerin benzerleri ile karşı karşıyadır. Ancak söz konusu bu müdahalelerin BBH üzerinde nasıl etkileri olduğu konusunda yeterli bilimsel araştırma yapılmamıştır. Bu nedenle, BBH rezervuarına ulaşan suyun rejimi ve kalitesi ile sediment miktarının hem yersel ölçümlerle tespit edilmesi hem de SWAT (Soil and Water Assessment Tool) programı ile modellenmesi bu araştırmanın amacını oluşturmaktadır. BBH'nı oluşturan dört alt havzada (Murgul, Hatila, Fabrika ve Godrahav) belirlenen toplam 43 örnekleme noktasında Temmuz 2016 – Haziran 2017 arasında aylık pH, çözünmüş oksijen (DO), toplam çözünmüş madde (TDS), askıda katı madde (AKM), amonyum azotu (NH4-N), nitrat azotu (NO3-N), tuzluluk, iletkenlik, sıcaklık, sülfat (SO4), fosfat fosforu (PO4-P) ve toplam azot (TN) değerleri ölçülmüştür. Sonuçlar BBH bünyesindeki suların genel anlamda temiz olduğunu göstermesine rağmen, Murgul ve Fabrika alt havzalarının -özellikle bazı ölçüm noktalarında ve zamanlarında- Godrahav ve Hatila alt havzalarına nazaran anlamlı seviyede kirli yüzey sularına sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Beklendiği üzere, madencilik faaliyetleri, HES ve yol inşaatları ile ciddi müdahalelere maruz kalan Murgul'a ait yıllık ortalama iletkenlik (227 ?s/cm), tuzluluk (0.15 ppt), TDS (209 mg/l), AKM (64 mg/l) ve SO4 (202 mg/l) değerleri diğer alt havzalardaki yüzey sularından istatiksel olarak yüksek çıkmıştır. Bunun yanında, 0.85 ile 0.91 arasında değişen yüksek R2 değerleri ile SWAT modelinin de su rejimi ve kalitesi ile sediment verimi değerlerini güvenilir bir şekilde tahmin ettiği ortaya koymuştur. Ayrıca, sediment verimi hesaplamaları göstermiştir ki ortalama 61855 ton/yıl ile Murgul diğer alt havzalara oranla istatiksel olarak rezervuara daha fazla miktarda sediment taşımaktadır.Öğe Artvin, Erzurum ve Bayburt illerindeki bazı mikro havzalarda bozuk orman ve mera alanlarında bazı toprak özelliklerinin belirlenmesi, uydu görüntüleri ile ilişkilendirilmesi ve modellenmesi(Artvin Çoruh Üniversitesi, 2017) Duman, Ahmet; Tüfekçioğlu, AydınBu çalışmada, Erinç iklim sınıflarına göre Çoruh Havzasının farklı arazi kullanımlarındaki bazı fiziksel ve kimyasal toprak özelliklerinin belirlenmesi ve karşılaştırılması, Landsat 8 OLI/TIRS uydu görüntüsüne ait bantların DN (dijital numara) değerleri, indis değerleri ve bazı ekolojik faktörler ile ilişkilendirilmesi ve modellenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla; Çoruh Nehri Havzası Rehabilitasyon Projesi kapsamında belirlenen 12 adet mikro havzanın bozuk orman ve mera rehabilitasyon sahası katmanları esas alınarak katmanlı rastgele örnekleme yöntemine göre belirlenmiştir. 471 adet örnekleme noktasından (bozuk orman (316 adet) ve mera (155 adet)) derinlik kademesi esasına (0-15 cm (471 adet) ve 15-30 cm (407 adet)) göre toplam 878 adet toprak örneği alınmıştır. Arazi kullanımı ve iklim kuşaklarına göre araştırma alanındaki bütün yüzey topraklarının tekstür bileşenleri, toprak reaksiyonu ve toprak aşınım faktörü değerlerinin tahmini için, Landsat 8 OLI/TIRS uydu görüntüsü, indis değerleri ve bazı ekolojik faktörler yardımıyla, çoklu doğrusal regresyon analizinin stepwise metoduna göre anlamlı modeller geliştirilmiştir. Yapılan istatistiki analiz ve modelleme çalışmaları sonucu elde edilen bazı özet bulgular şunlardır; 1. Mikro havzalarda, bazı toprak özellikleri, arazi kullanımı ve iklim kuşaklarına göre istatistiki anlamda önemli (P<0.05) farklılıklar göstermiştir. 2. Geliştirilen modellerin belirtme katsayıları (R2); kum için 0.17-0.61, kil için 0.21-0.77, toz için 0.11-0.42, kireç için 0.14-0.38, toprak reaksiyonu için 0.28-0.68, toprak aşınım faktörü için 0.23-0.66, dispersiyon oranı için 0.35-0.45, kil oranı için 0.19-0.48, hacim ağrılığı için 0.07-0.33 arasında değişmektedir. 3. Sonuç olarak, Landsat 8 OLI/TIRS uydu görüntüsü, indis değerleri ve ekolojik faktörler yardımıyla bazı toprak özellikleri tahmin edilebilmektedir.Öğe Borçka Barajı Yağış Havzası'nda meydana gelen toprak erozyonu ve sediment veriminin wepp erozyon tahmin modeli ve cbs teknikleri kullanılarak belirlenmesi(Artvin Çoruh Üniversitesi, 2015) Yüksel, Esin Erdoğan; Özalp, MehmetDoğal kaynaklarımızın yıllardır süregelen aşırı ve bilinçsiz kullanımı ile bitki, toprak ve su arasındaki doğal denge bozulmuş ve bunun sonucunda da hızlandırılmış toprak erozyonu, sel ve taşkın olaylarında artış ile sedimantasyon gibi sorunlar ciddi boyutlara ulaşmıştır. Bu sorunlara karşı gerekli önlemlerin alınması gerekmektedir ancak bu amaca ulaşmak için öncelikle bu sorunların boyutları ve nedenleri ile ilgili verilerin ortaya konulması şarttır. Toprak erozyonunun bir alandaki miktar ve şiddetini ortaya koymak için iklim, toprak özellikleri, topoğrafik koşullar, bitki örtüsü ile insan faaliyetleri olmak üzere 5 ana faktörün etki derecelerinin belirlenmesi gerekmektedir. Ancak, bu faktörlerin her birinin çok sayıda alt faktörü de olduğu göz önünde bulundurulduğunda özellikle arazi koşullarında toprak kayıplarını tahmin etmenin zamansal ve finansal açıdan büyük güçlükler içerdiği açıktır. Bu nedenle, USLE (Universal Soil Loss Equation) ile başlayan ve daha sonraları ise RUSLE (Revised Universal Soil Loss Equation), WARSEM (Washington Road Surface Erosion Model) ve WEPP (Water Erosion Prediction Project) gibi giderek artan sayıdaki modelleme yöntemleri ile devam eden süreçte bir havza üzerindeki erozyonun tahmini çalışmaları bilgisayar ve CBS teknikleri kullanılarak tahmin edilmeye ve modellenmeye başlanmıştır. Önemli ölçüde kolaylıklar getiren bu yeni tekniklerin ülkemizde kullanımı ise oldukça sınırlıdır. Bu modellemelerin sıkça kullanıldığı alanlardan birisi de büyük baraj havzalarıdır çünkü bu baraj rezervuarlarına ulaşan sediment miktarına dair verilerin kısa sürede ve hızlı bir şekilde belirlenmesi hem barajların elektrik üretimindeki işletim ömürleri hem de rezervuar havzasındaki sorunlu alanların ortaya çıkarılarak gerekli önlemlerin alınması açılarından oldukça önemlidir. Üzerinde büyük baraj projelerinin planlandığı Çoruh Nehri Havzası (ÇNH) söz konusu modelleme tekniklerinin uygulanabileceği çok sayıda örnek alan içermektedir ki bunlardan biri olan Borçka Barajı Havzası bu araştırmada çalışma alanı olarak seçilmiştir. Bu çalışmanın ana amaçları; havzada oluşan toprak kaybı ve sediment verimi miktarlarının WEPP modeli ve CBS teknikleri kullanılarak kısa sürede ve az masrafla hesaplanması ve böylece Çoruh Nehri Havzası'nda bir erozyon tahmin modellemesi uygulayarak toprak erozyonu olgusunun havza bazında irdelenmesi çalışmalarının başlatılması olarak belirlenmiştir. Yağış havzasında ana kaya, arazi kullanımı, eğim ve bakı faktörleri dikkate alınarak 15 model havza seçilmiştir. Seçilen bu model havzaların tamamından 240 adeti 0-10 cm, ve 240 adeti 10-30 cm derinlik kademesinden olmak üzere toplam 480 adet bozulmuş (poşet), 480 adet de bozulmamış (silindir) toprak örneği alınmıştır. Alınan örnekler üzerinde tekstür, hacim ağırlığı, geçirgenlik, su tutma kapasitesi, toprak reaksiyonu, organik madde içeriği gibi bazı fiziksel, hidro-fiziksel ve kimyasal analizler yapılmıştır. Çalışma sonucunda, 86576.83 ha'lık bir alana sahip olan Borçka Barajı Havzası'nda yıllık toplam sediment miktarı 360431.70 ton, yıllık ortalama sediment miktarı ise havza genelinde toplam 242.41 ton/ha/yıl olarak bulunmuştur. Birim alandan (ha bazında) ise yılda 4.16 ton sediment verimi gerçekleştiği hesaplanmıştır. Ayrıca, analizi yapılan toprak özellikleri seçilen model havzalar, ana kaya gurubu, arazi kullanımı ve toprak derinliği bakımından karşılaştırılmış ve karşılaştırmaların önemli kısmının istatistiksel anlamda farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Bu çalışma sonucunda elde edilen veriler Çoruh Nehri Havzasında planlanan diğer baraj projeleri için de benzer modellerin uygulanabilmesi açısından önemli bir örnek teşkil edecektir.Öğe Kırsal alanların turizm potansiyelinin belirlenmesi - Artvin ili Arhavi ilçesi örneği(Atatürk Üniversitesi, 2014) Akyol, Ceyhun; Güner, Sinan; Oğan, Yener; Aydın, Ekrem; Yüce, Rahime; Uluyurt, TuncayArtvin iline bağlı olan Arhavi ilçesi; tarihi, kültürel ve yöresel değerler ve tahrip edilmemiş doğal yapısıyla turizme açılabilecek önemli kırsal alanlara sahiptir. Arhavi’nin kırsal turizme açılabilecek alanlarını keşfetmek, yörenin tarihi, kültürel ve geleneksel de- ğerlerini açığa çıkararak tanıtımını sağlamak, il ve ilçeye önemli katkılar sağlayacaktır. Çalışmamızın ilk bölümünde kırsal turizmin gelişme nedenleri ile kırsal turizmin kırsal kalkınmaya etkileri üzerinde durulmuştur ve ikinci bölümde Arhavi’nin turistik çekici- likleri, Arhavi köylerinin potansiyel kırsal turizm değerleri ile mevcut kültürel değerle- ri hakkında detaylı bilgi verilmiştir. Çalışmamızın son bölümünde ise sonuç ve öneriler üzerinde değerlendirme yapılmıştır. Araştırmamızın yöntem kısmında ilk olarak kapsamlı literatür taraması yapılarak veri toplanmıştır. Sonraki aşamada, Arhavi ilçesine bağlı toplam 30 köyde yörenin ileri gelenleri (muhtar, öğretmen, köy imamı vb.) ile görüşmeler yapılarak elde edilen bilgiler doğrultusunda yörenin turistik ürün değeri taşıyan tarihi ve doğal yapıların konumları tespit edilmiştir. Çalışma sonucunda, Arhavi’nin keşfedilme- miş kırsal turizm değerlerinin açığa çıkarılarak turistik hareketlerin bu yörelere çekilme- si beklenmektedir. Böylelikle hem kırsal alanlar turizme açılacak, hem de yerli ve yabancı turistlere gezilecek yerler açısından yarar sağlamış olacaklardır. Köy halkının turizmden gelir elde etmesi de bu çalışmanın beklenen sonuçları arasındadır.Öğe Türkiye'de ormancılık ve orman ürünleri endüstrisinde sertifikasyon: Sektörel durum ve farkındalık çözümlemesi(Artvin Çoruh Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2016) Komut, Osman; Öztürk, AtakanBu çalışma, Türkiye'de devlet orman işletmeleri ve orman ürünleri endüstrisi işletmeleri yönetici ve çalışanlarının orman ve orman ürünleri sertifikasyon farkındalığının çeşitli değişkenlerle incelenmesi amacıyla ele alınmıştır. Bu kapsamda, devlet orman işletmeleri için 55 ve orman ürünleri endüstrisi işletmeleri için 43 maddelik veri toplama aracı geliştirilmiştir. Veri toplama araçları, 71 adet devlet orman işletme müdürlüğünde 146 ve 377 adet orman ürünleri endüstrisi işletmesinde birer katılımcıya uygulanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, devlet orman işletmelerindeki katılımcıların orman ve orman ürünleri sertifikasyonuna ilişkin görüşlerinde; katılımcıların sertifikasyon sürecinde görev alması ve sertifika belgelerini tanıma durumu ile işletmenin coğrafi bölgesi, sertifika sahipliği ve kullandığı satış yöntemi değişkenlerinde anlamlı farklılıklar olduğu; katılımcının eğitim durumu, görevi ve çalışma süresi değişkenlerine göre anlamlı farklılık bulunmadığı anlaşılmıştır. Orman ürünleri endüstrisi işletmeleri katılımcılarının ise orman ve orman ürünleri sertifikasyonuna ilişkin görüşlerinde; katılımcının görevi ve sertifika belgelerini tanıma durumu ile işletmenin coğrafi bölgesi, faaliyet alanı, üretim tekniği, ürün grubu, çalışan sayısı, hedef pazarı, yıllık geliri, sertifika sahipliği, müşteri sertifika talep durumu, müşteri gelir grubu, nihai tüketici hedef kitlesi ve dağıtım kanalları değişkenlerine göre anlamlı farklılıklar olduğu; faaliyet süresi ve yarı mamul tedarik değişkenlerine göre anlamlı farklılığın olmadığı tespit edilmiştir. Çalışma sonuçlarına bağlı olarak sertifikasyon sürecinde farkındalığın ve etkinliğin artırabilmesi için; devlet orman işletmelerinde sertifikasyon uygulamalarına geçiş öncesinde yönetici ve teknik çalışanların mevcut iş yüklerinin ve sürece ilişkin görüşlerinin dikkate alınması, özelikle küçük ölçekli orman ürünleri endüstrisi işletmelerinde ise işletme sahipleri ve yöneticilerinin bilgilendirilmesine dönük faaliyetlere ağırlık verilmesi önem arz etmektedir.Öğe Çoruh Vadisi ve Verçenik Dağı yaban hayatı geliştirme sahalarındaki barajların yaban keçisi üzerine etkileri(Artvin Çoruh Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2016) Uçarlı, Yasin; Sağlam, BülentBarajlar yaban hayatı habitatlarında özellikle bozulmalara, parçalanmalara ve kayıplara neden olabilmektedir. Çoruh Vadisi ve Verçenik Dağı Yaban Hayatı Geliştirme Sahalarındaki barajların yaban hayatına ve özellikle Yaban Keçisi (Capra aegagrus)'ne etkilerinin tespit edilmesi ve çözüm önerilerinin ortaya konulması çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Bu çalışmada GPS'li tasmalar, fotokapanlar, yakalama kafesleri, arazi gözlemleri ve envanterlerden faydalanılmıştır. Araştırma süresince 15 Yaban Keçisi bireyi yakalanmış ve bunlardan 10 yetişkin bireye GPS'li tasma takılmış, 5 adet oğlak ise numara verilerek salınmıştır. GPS'li tasma ve arazi gözlemleri Çoruh Nehri kenarındaki eğimi yüksek alanların özellikle Yaban Keçisi için beslenme ve doğumda öncelikli olduğunu göstermiştir. Yaban Keçisi'nin yaşam alanı büyüklüğü erkeklerde yaklaşık 30 km2, dişilerde ve oğlaklarda ise ortalama 10 km2 olarak belirlenmiştir. Populasyon analizleri, Yaban Keçisi populasyonlarının artış eğiliminde olduğunu ve her iki sahanın da henüz taşıma kapasitesine ulaşmadığını göstermiştir. Çoruh Vadisi YHGS'nin optimum taşıma kapasitesinin Yaban Keçisi için ortalama 3000, Verçenik Dağı YHGS'nin ise 2000 dolaylarında olduğu tahmin edilmektedir. Populasyon yaşayabilirlik analizleri ise Yaban Keçisi populasyonlarının mevcut habitatları kullanım durumlarının devam ettiği sürece populasyon yaşayabilirlik oranının yüksek (%80-90) olacağını göstermiştir. Habitat uygunluk modelleri, Arkun Barajı ve yeni yollar ile Verçenik Dağı YHGS'de yaklaşık 730 ha büyüklüğündeki Yaban Keçisi için uygun nitelikteki habitatların sular altında kaldığını ve habitatlarda parçalanmalar olduğunu göstermiştir. Çoruh Vadisi YHGS'de ise inşaatı devam eden Yusufeli Barajı tamamlandığında yaklaşık 3670 ha büyüklüğünde Yaban Keçisi için öncelikli alanın sular altında kalacağı tahmin edilmektedir. Barajların çevreye olan etkilerinin en az düzeyde tutulabilmesi için projelere ve çevre etki değerlendirme raporlarına inşaat esnasında ve sonrasında mutlaka uyulmalıdır. Barajların tehditlerinin yanında yaban hayvanlarına yönelik sahada devam eden kaçak avcılık kesin olarak önlenmelidir.Öğe Mersin yöresi saf Kızılçam (Pinus brutia Ten.) meşcerelerinde hasılat araştırmaları(Artvin Çoruh Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2015) Şahin, Abdurrahman; Sönmez, TuranBu çalışmada Mersin Orman Bölge Müdürlüğü sınırları içerisindeki doğal gelişmiş, saf Kızılçam meşcerelerinden alınan 243 örnek alan ve bu alanları temsil eden 488 adet örnek ağaç ölçümlerine bağlı olarak meşcere ve tek ağaç büyüme modelleri geliştirilmiştir. Örnek alanlar belirlenirken farklı yaş sınıfı, bonitet sınıfı ve sıklık derecesinden 3'er adet olacak şekilde dağıtılmıştır. Elde edilen verilerin değerlendirilmesi sonucu, Mersin Yöresindeki Saf Kızılçam meşcerelerinin; a) Genelleştirilmiş Cebirsel Fark Yaklaşımına (GCFY) dayanan bonitet endeks modeli, b) Ağaç hacim modelleri c) Meşcere modelleri d) Toprak üstü biyokütle modelleri ile e) Odun ürün çeşitleri modelleri geliştirilmiş ve tabloları düzenlenmiş, f) Karbon depolama ve oksijen üretim kapasiteleri belirlenmiştir. Çalışma kapsamında belirlenen bonitet endeks modelinin (Strand'ın GCFY modeli) belirtme katsayısı (R2) 0,984, tahminin standart hatası (Syx) 11,670 m; ağaç hacim modellerinin belirtme katsayıları tek girişli için 0,904, bonitete dayalı tek girişli için sırasıyla 0,912, 0,904, 0,907 ve çift girişli için 0,980; tahminin standart hataları ise tek girişli için 144,364 dm3, bonitete dayalı tek girişli için sırasıyla 155,943, 144,526, 111,790 dm3 ve çift girişli için 99,600 dm3; tek girişli biyokütle modellerinin belirtme katsayıları (gövde, kabuk, dal, ibre ve toplam TÜBK) sırasıyla 0,934, 0,892, 0,830, 0,733 ve 0,957, tahminin standart hataları ise sırasıyla 63,619, 25,186, 28,568, 7,087 ve 88,988 kg; çift girişli biyokütle modellerinin belirtme katsayıları 0,965, 0,893, 0,842, 0,778 ve 0,960, tahminin standart hataları ise sırasıyla 62,908, 25,044, 31,822, 7,014 ve 71,858 kg; son olarak tek girişli odun ürün çeşitleri modellerinin belirtme katsayıları 0,840, 0,700, 0,856 ve 0,972, tahminin standart hataları ise sırasıyla %6,771, %0,188, %0,152 ve %0,401'dir. Bunun yanısıra, çalışma sonuçları; Kızılçamda yapılmış olan diğer çalışmalarla kıyaslanmıştır. Geliştirilen tek ağaç hacim ve biyokütle modelleri de bağımsız bir veri grubu ile kontrol edilmiş ve ? = 0,05 önem düzeyinde kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.Öğe Farklı eğim ve bakı gruplarında bulunan meşe meşcerelerinde ve mera alanlarında azot mineralizasyonu ve toprak solunumunun belirlenmesi(Karadeniz Teknik Üniversitesi, 2013) Küçük, Mehmet; Altun, LokmanArtvin ili Seyitler mevkiinde bitki örtüsünün, eğimin ve bakının toprak özellikleri, toprak solunumu ve azot mineralleşmesi üzerine etkileri araştırılmıştır. Araştırmada, iki eğim grubu iki bakı grubu ve meşe ve mera olmak üzere ikide bitki örtüsü seçilmiştir. Toplam 30 örnekleme alanında çalışılmıştır. Toprak özellikleri ve azot mineralleşmesini belirlemek için arazide 1 yıl boyunca örneklemeler yapılmıştır. Toprak solunumu için 16 aylık bir ölçüm yapılmıştır. Toprak özelliklerinden, tekstür, pH, organik madde, toplam azot, hacim ağırlığı iskelet içeriği, C/N oranı analizleri yapılmıştır. Toprak solunumu için solunum örneklemesi ile birlikte nem ve sıcaklık ölçümleride yapılmıştır. Azot mineralleşmesi için Amonyum ve Nitrat ölçümleri yapılmıştır. Toprak solunumu, yıl içinde mera alanlarında 0,30 ile 5,17 g C m-2 gün-1, meşe alanlarında 0,08 ile 4,86 g C m-2 gün-1 arasında değişim göstermiştir. 0-15 cm derinlik kademesinde yıllık azot mineralizasyonu, mera alanlarında 57,3 kg ha-1 yıl-1, meşe alanlarında ise 42,0 kg ha-1 yıl-1 olarak bulunmuştur. Yapılan çalışma sonucunda, mera alanlarındaki mikroorganizma faaliyetlerinin meşe alanlarına göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. Toprak özellikleri, solunum ve mineralizasyon üzerinde eğim bakı ve bitki örtüsü farklılığın etkisi görülmüştür. Özellikle nem ve pH değişimi azot mineralleşmesinde belirleyici faktör olmuştur.












