Cilt 8 Sayı 1 2022

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Güncel Gönderiler

Listeleniyor 1 - 15 / 15
  • Öğe
    Küresel atmosferik salınımların büyük menderes ve gediz akarsularının akımları üzerindeki etkisi
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2022) Kebapçıoğlu, Emre; Partal, Turgay
    Son zamanlarda yapılan çalışmalar küresel atmosferik salınımların iklim parametreleri üzerinde etkili olduğunu göstermektedir. Bu çalışma, Kuzey Atlantik Salınımı (NAO), Arktik Salınım (AO) ve Güneyli Salınımı (SO) gibi küresel atmosferik salınımları ile Büyük Menderes ve Gediz akımları arasındaki ilişkinin belirlenmesi için yapılmıştır. Büyük Menderes ve Gediz havzalarında bulunan 1970- 2015 yılları arasındaki 45 yıllık dönemde ölçümleri Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından yapılan 5 akım istasyonundaki yıllık ve mevsimlik ortalama akımlar incelenmiştir. Daha sonra, NAO, AO ve SO indeksleri ile yıllık ve mevsimsel akımlar arasındaki ilişki korelasyon analizi ile belirlenmiştir. Ayrıca, istenilen sayıda periyodik bileşenler elde edebilmek için orijinal akım verileri ayrık dalgacık dönüşümü ile bileşenlerine ayrılmıştır. Bulunan dalgacık bileşenleri (D1, D2, D3, D4 ve A) ile atmosferik indeksler arasındaki korelasyonlar incelenmiştir. Sonuç olarak, akımlar ile AO/NAO indeksleri arasında yıllık, kış ve ilkbahar periyotlarında güçlü bir negatif korelasyon vardır. Ayrıca dalgacık periyodik bileşenleri, küresel atmosferik salınımların akım verileri ile ilişkisinin temel faktörlerini göstermiştir.
  • Öğe
    02 Mart 2017 Adıyaman-Samsat depremi (ml=5.7) artçı şokları kullanılarak deprem istatistiği parametrelerinin analizi ve bölgesel değişimleri
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2022) Hoskan, Nihan
    Bu çalışmada 02 Mart 2017 Adıyaman-Samsat Depremi (Ml=5.7) sonrasında meydana gelen artçı sarsıntılar kullanılarak b-değeri ve artçı deprem azalım parametresi p-değerinin istatistiksel analizleri gerçekleştirilmiştir. Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü (KOERI) ile Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) kataloglarından derlenmiş 1345 artçı şok, yerel büyüklük Ml'ye göre derlenmiştir. Sonrasında, kayan pencereleme yöntemi ile tamlık magnitüdü Mc=1.6 elde edilmiş, en büyük olasılık yöntemi kullanılarak tüm bölge için ortalama b-değeri 0.768±0.03 olarak hesaplanmıştır. Bu değer, tektonik depremlerde b için beklenen 1'e yakındır ve Gutenberg-Richter bağıntısı ile uyumludur. Geliştirilmiş Omori yasası ile tüm bölge için p=0.91±0.05 c=0.041±0.030 ve K=25.6±3.21 olarak hesaplanmıştır. Kabuk heterojenitesi, ısı akısı ve tektonik deformasyonla ilgili olabileceği düşünülen p-değerinin 1'den küçük olması artçı şok azalım oranının nispeten yavaş olduğunu yansıtmaktadır. b- ve p-parametrelerinin bölgesel değişim haritaları 0.01 O x 0.01 O grid aralığı ve her düğüm noktasına 450 deprem alınarak hazırlanmıştır. b-değeri 02 Mart 2017 (Ml=5.7) depreminin kuzeydoğu-güneybatı hattında yüksek ve bu depremin güney-güneydoğusunda düşük değer almıştır. Düşük b-değerinin yanında bölgede 24 Nisan 2018 (Ml=5.4) depreminin meydana gelmesi, bölgesel gerilmenin arttığının habercisi olabilir. p-değerinin bölgesel değişimi incelendiğinde, yüksek p-değeri Adıyaman-Samsat depreminin kuzey-kuzeydoğusundadır ve literatürde verilen InSAR haritasındaki deformasyon bölgesi ile hemen hemen uyumludur.
  • Öğe
    Akım kuraklık indeksi yönteminin farklı zaman ölçekleri için hidrolojik olarak değerlendirilmesi: Arsuz ovası örnek çalışması
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2022) Turhan, Evren; Duyan Çulha, Buse; Değerli, Serin
    Kuraklıkların süreleri ve şiddetlerine bağlı olarak ortaya çıkan etkileri nedeni ile kuraklık uzun süredir öncelikli konular arasında yer almaktadır. Hidrolojik kuraklık iklim değişikliği sonucu ortaya çıkan doğada faydalanabileceğimiz temiz su kaynaklarının azalması şeklinde ifade edilmektedir. Bu çalışmada Asi Nehri Havzası'nda tarımsal sit alanlarından biri olan Arsuz Ovası hidrolojik kuraklık analizi için uygulama alanı olarak tercih edilmiştir. Öncelikle birbirine yakın konumda bulunan D19A021, D19A022 ve D19A023 numaralı üç farklı Akım Gözlem İstasyonundan (AGİ) elde edilen 1990-2015 yılları arası aylık ortalama akım verileri kullanılarak debi-zaman ve debi süreklilik eğrileri (DSE) oluşturulmuştur. Yine aynı veriler yardımı ile 3, 6 ve 12 ay gibi farklı zaman ölçekleri için Akım Kuraklık İndeksi (AKİ) değerleri hesaplanmıştır. Çalışma sonucunda, üç istasyonda da pik debi değerlerinin birkaç dönem haricinde birbirine oldukça yakın olduğu görülmüştür. Tüm istasyonlar için 2000 yılı itibariyle havzada Aşırı Kurak ve Aşırı Nemli dönemlerin gerçekleşmeye başladığı gözlemlenmiştir. En nemli dönem 2009 ile 2010 yılları arasında gerçekleşirken, en kurak dönem ise 2014 olarak dikkat çekmektedir. Kuraklığın farklı zaman ölçeklerindeki seyri değerlendirildiğinde son yıllarda kurak dönem sayısında artış gerçekleşmektedir.
  • Öğe
    Sahaya özel zemin davranış analizlerinde profil derinliği değişiminin incelenmesi
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2022) Kara, Fatma İlknur; Şahin, Barış
    Güncellenerek “Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği (TBDY-2018)” ismi ile yürürlüğe giren Türk deprem yönetmeliği, tasarım gözetimi ve kontrolü hizmetinden deprem haritasının güncellenmesine kadar birçok köklü değişiklik içermekte ve uygulamaya yeni koşullar getirmektedir. Getirilen en önemli koşullardan bir tanesi “ZF” yerel zemin sınıfı için “Sahaya Özel Zemin Davranışı Analizi” yapılması gerekliliğidir. Bu çalışmada, yönetmeliğin 16.5.2.3 (a) maddesinde serbest zemin modeli oluşturulması için belirtilen ve özellikle büyük açıklıklı yapı projelerinde pratik olarak uygulaması zor olan ve ek maliyet gerektiren “mühendislik taban kayasının bina temelinden itibaren derinliği, en büyük bina genişliğinin üç katından daha az olmayacaktır” koşulu irdelenmiştir. Bu kapsamda, İzmir ili, Konak ilçesi sınırlarında, zemin değerlendirilmesi yapılmış, bölgenin karakteristik zemin türünü temsil eden “ZF” zemin sınıfına ait bir zemin profili, dört farklı derinlik için oluşturulmuştur. Dört farklı deprem düzeyi için ayrı ayrı olmak üzere tasarım spektrumuna spektral uyuşum sağlanacak şekilde dönüştürülen 11 adet deprem kaydının iki yönlü zaman tanım alanında doğrusal olmayan analiz yöntemi ile analizleri tamamlanmış ve farklı derinliklerinin profil davranışına etkileri incelenmiştir. Analizler sonucunda, çalışma kapsamında dikkate alınan zemin profili için yüksek yapı sınıfına girmeyen ve ileri performans hedefi değerlendirmesi gerektirmeyen yeni yapılacak önüretimli betonarme, yerinde dökme betonarme ve çelik binalar için ZE zemin sınıfı için oluşturulan spektrumun derinlik değişiminden bağımsız olarak davranışı karşıladığı belirlenmiştir.
  • Öğe
    Düzce ilinde ilkokulların iç ve dış ortamlarındaki toz örneklerinde PCB düzeylerinin belirlenmesi
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2022) Tekli, Aslı; Aslan Kılavuz, Seda; Bozkurt, Zehra
    Sanayi, trafik ve konut bölgelerinin iç içe geçtiği Düzce ili hızla gelişmekte ve bu nedenle bölgede çevresel kirlilik yoğun olarak hissedilmektedir. Emisyon kaynaklarından çıkan hava kirleticileri ilin coğrafi konumu sebebi dağılamamakta ve önemli sağlık riskleri oluşturmaktadır. Bu çalışmada bölgesel kirlilik dağılımı ve çeşitli emisyon kaynaklarını açıklayabilmek için farklı konumlarda toz örnekleri toplanmıştır. Çocuklar hava kirleticileri açısından daha hassas risk grubunda yer alması nedeniyle örneklemeler için ilkokulların iç ve dış ortamları seçilmiştir. Toplanan toz örneklerinde PCB düzeyleri belirlenmiştir. Mekanik süpürme tekniği kullanılarak toplanan örneklerde PCB analizleri Gaz Kromatografisi/Kütle Spektrometresi (GC/MS) cihazı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Elde edilen sonuçlarda dış ortam ?PCB konsantrasyonları 0,737-22,307 ng/gr arasında olup, ortalama 3,626 ng/gr olarak bulunmuştur. İç ortam ?PCB konsantrasyonları ise 17,17–294,22 ng/gr arasında olup, ortalama 66,89 ng/gr olarak bulunmuştur. İç ortam örneklerinde yüksek ?PCB konsantrasyonları, iç ortam kaynaklarının katkısının ve dış ortamdan taşınım yolu ile iç ortamlarda gerçekleşen birikimin etkisinin daha fazla olduğunu göstermektedir. Dış ortam kaynaklarına göre yapılan değerlendirmede en yüksek konsantrasyonlar daha çok endüstriye yakın noktalarda elde edilmiştir. En düşük konsantrasyonlar ise kırsal örnekleme noktalarında ölçülmüştür.
  • Öğe
    Lojistik regresyon ve coğrafi bilgi sistemleri kullanılarak orman yangını risk modellemesi: Muğla-Milas örneği
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2022) Atmaca, İlker; Derakhshandeh, Masoud; Işık Pekkan, Özge; Özenen-Kavlak, Mehtap; Tunca, Yavuz Selim; Çabuk, Saye Nihan
    Orman yangınları önemli bir çevre sorunu olmakla beraber tüm ekosistem ve içerisindeki insan ve hayvan yaşamını olumsuz yönde etkilemektedir. Türkiye’de son 20 yılda yaşanan 46.669 orman yangınında toplamda 192.734 hektar orman alanı zarar görmüştür. Bu yangınların ortaya çıkış nedenlerinde ise ilk sırada ihmal-kaza bulunmaktadır. Bu nedenle meydana gelen orman yangınlarının sıklığını en aza indirmek ve zararları önlemek için yangın riski olan alanların belirlenerek, yangın öncesinde, sırasında ve sonrasında alınacak önlemler için hazırlıklı olunması gerekmektedir. Bu çalışmada Muğla ili Milas ilçesi için orman yangını riskini modellemede Lojistik Regresyon (LR) ve Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) kullanılmıştır. Topoğrafik özellikler, meşcere verileri ve kültürel veriler dikkate alınarak, bu faktörlerin yangınların oluşumu ile ilişkisi araştırılmıştır. LR ile yangın risk tahmininin doğruluk analizleri ve farklı özelliklerdeki alanların yangın riskleri Alıcı Çalışma Karakteristiği (ROC) ve Hosmer-Lemeshow testi ile incelenmiştir. Lojistik Regresyon yöntemi ile elde edilen bulgular doğrultusunda CBS ortamında bir orman yangını risk haritası oluşturulmuştur. Burada orman yangını riski “1” çok düşük riskli ve “5” çok yüksek riskli olmak üzere beş seviyede değerlendirilmiştir. Ortaya çıkan orman yangını risk haritasında, çalışma alanında bulunan toplam orman alanlarının %16’sının yüksek ve çok yüksek risk sınıfında bulunduğu sonucuna varılmıştır.
  • Öğe
    Yanmış alanların sentinel-2 msı ve landsat-8 olı ile tespiti ve analizi: Çanakkale/Gelibolu orman yangını
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2022) Yılmaz, Beyza; Demirel, Mehveş; Balçık, Filiz
    Son yıllarda artan orman yangınları bitki örtüsüne ve birçok canlıya ciddi zararlar vermektedir. Uzaktan algılama teknolojisi ve bazı algoritmalar orman yangını sonrası arazinin durumunu incelemek ve çeşitli analizler yapmak için kullanılmaktadır. Farklı özelliklere sahip uydu görüntüleri (Sentinel, Landsat, MODIS, SPOT, vb.), yangın hasarlarını belirlemek ve yanmış alanların haritalarını üretmek için kullanılmaktadır. Bu çalışmada, 6 Temmuz 2020 tarihinde Çanakkale ili Gelibolu ilçesinde meydana gelen orman yangını, Sentinel-2 MSI ve Landsat-8 OLI uydu görüntüleri ve uzaktan algılama indeksleri kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışma bölgesine ait orman yangını öncesi ve orman yangını sonrası görüntüler ile Yanmış Alan İndeksi (BAI), Normalize Edilmiş Nem İndeksi (NDMI), Normalize Edilmiş Yanma Şiddeti (NBR) ve Normalize Edilmiş Fark Bitki Örtüsü İndeksi (NDVI) hesaplanmıştır. Yangın sonrası tahrip olmuş orman alanını hesaplamak amacıyla yangın öncesi ve sonrası için hesaplanan indekslerin farkları alınmıştır. Hata matrisi ile doğruluk değerlendirmesi için genel doğruluk, kullanıcı doğruluğu, üretici doğruluğu ve Kappa istatistiği hesaplanmış ve doğruluk değerlendirme sonuçları karşılaştırılarak Landsat-8 OLI ve Sentinel-2 MSI için performans değerlendirmesi yapılmıştır. Değerlendirme sonucunda hem Landsat-8 OLI hem de Sentinel-2 MSI için en doğru indeksin Fark Normalize Edilmiş Fark Bitki Örtüsü İndeksi (dNDVI) olduğu bulunup Kappa sonuçları sırasıyla 0.94 ve 0.95 olarak hesaplanmıştır.
  • Öğe
    Delphi yöntemi kullanarak afet sonrası geçici barınma alanı seçimi ve planlaması ölçütlerinin belirlenmesi: İzmir/seferihisar örneği
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2022) Dayanır, Hande; Çınar, Ali Kemal; Akgün, Yenal
    Afet sonrası geçici barınma alanlarının gerekli ölçütlere uygun olarak yer seçimlerinin yapılması ve vaziyet planlarının tasarımı, afet ve risk yönetimi çalışmalarının en önemli konularındandır. Türkiye’de bu konu Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı (AFAD) tarafından koordine edilmektedir. AFAD tarafından 2015 yılında ilan edilen “Geçici Barınma Merkezlerinin Kurulması, Yönetilmesi ve İşletilmesi Hakkında Yönerge” ulusal ölçütleri büyük ölçüde tanımlasa da, uluslararası literatürdeki kadar detaylandırılmamış ve ölçütler önemlerine göre derecelendirilmemiştir. Ayrıca, AFAD tarafından İzmir ili için önerilmiş olan afet sonrası geçici barınma alanlarının, ulusal ve uluslararası mevzuata ve literatürdeki çalışmalarda önerilen ölçütlere uygunluğunun değerlendirilmesi de bilinebildiği kadarıyla henüz yapılmamıştır. Bu kapsamda çalışmanın ilk amacı, afet sonrası geçici barınma alanlarının yer seçimi, planlama ve tasarımına dair ölçütlerin Delphi yöntemi kullanılarak derlenmesi, gruplanması, tanımlanması ve derecelendirilmesidir. Delphi yöntemi ile ortaya konan yer seçim-planlama ölçütleri listesi yardımıyla İzmir için önerilmiş olan afet sonrası geçici barınma alanlarının uygunluk analizinin yapılması çalışmanın bir diğer amacıdır. Delphi yöntemi ile yapılan üç aşamalı panel sonucunda oluşan ölçütler listesine göre, İzmir’de sınırlı sayıda alanın gereklilikleri karşılayabildiği tespit edilmiştir. Bu alanlardan biri olan Seferihisar2 alanının neden en uygun alan olduğu açıklanmış, yine Delphi yöntemi ile elde edilen tasarım-uygulama ölçütlerine dayanarak alan üzerinde örnek bir konteyner-kent vaziyet planı yapılmıştır.
  • Öğe
    GRACE misyonu ve GLDAS modeli ile su kütlesi değişimlerinin izlenmesi ve iklimsel faktörlerin değişimlere etkisi: Konya havzası örneği
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2022) Zeray Öztürk, Emel
    Son yıllarda gözlemlenen iklim değişimleri, su kaynaklarının etkin kullanımını gerektirmektedir. Bu bakımdan sürdürülebilir su yönetimi için izlenen politikalar, su hareketliliğinin sürekli izlenmesini zorunlu kılmaktadır. Su kaynaklarının takibini, trend kestirimlerini ve su alanlarındaki değişimin görselleştirilmesine yönelik harita üretimini, son yıllarda uzaktan algılama teknolojisi ile gerçekleştirilebilmek mümkündür. Özellikle uydu gravimetrisi ve global hidrolojik modellerin entegrasyonu ile bu çalışmalar görece hızlı ve düşük maliyetle yürütülebilmektedir. Bu çalışmada GRACE (Gravity Recovery and Climate Experiment) uydu misyonu ve GLDAS (Global Land Data Assimilation System) kara hidroloji model verileri kullanılarak Konya havzasının bulunduğu bölgede su kütlesi değişimleri (TWSA: Total Water Storage Anomaly) irdelenmiştir. Ayrıca iklim değişimlerinin sonuçlar üzerindeki kısa ve uzun dönemdeki etkileri araştırılmıştır. Elde edilen sonuçlar, 2002-2020 yılları arasında çalışma bölgesindeki yeraltı su kütlesi (YSK) ve buna bağlı olarak toplam su kütlesi değişimlerinin uzun dönemde negatif yönlü trende sahip olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, TWSA ile iklim değişkenlerinden sıcaklık ve yağış faktörlerinin iki ve üç aylık gecikme dönemlerinde yüksek korelasyona sahip olduğu anlaşılmaktadır.
  • Öğe
    İzmit Körfezi ve çevresinde bina yoğunluk ve sıvılaşma yayılımının mekânsal analizi
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2022) Erener, Arzu; Aşcı, Metin; Gülsoy, Gül; Üstün, Aydın; Güvenaltın, Muhammet; Şentürk, Erman; Yalvaç, Sefa; Canaslan Çomut, Fatma; Irmak, Tahir Serkan; Konak, Haluk; Küreç Nehbit, Pakize; Kaya, Efdal; Kotan, Burak; Öye, Selin
    2017 yılı Aralık ayından itibaren KOÜ Harita Mühendisliği Bölümü’nün yürütücülüğü ve Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin desteği ile “Çok Bandlı InSAR ve GNSS Tekniği ile Doğu Marmara (İzmit Körfezi) Düşey Yönlü Yer Değiştirmelerin İzlenmesi, Zemin Çökmeleri ile Bina Yoğunluğu ve Sıvılaşma İlişkisinin Araştırılması” başlıklı ve 117Y155 numaralı TÜBİTAK projesi kapsamında İzmit körfez bölgesinde risklerin tespiti için çalışmalara başlanmıştır. Bu bağlamda, proje kapsamında yapılan bina yoğunluk analizleri ve sıvılaşmanın körfez bölgesi çevresindeki mekânsal dağılımı CBS ortamında bütünleşik olarak ele alınarak mekânsal dağılımları incelenmiştir. Zemindeki yüke ait bilgi çıkarımı için binaların 3. boyutu dikkate alınarak bina katlarının mekânsal dağılımları mekânsal otokorelasyon çalışmaları ile irdelenmiştir. Mekansal otokorelasyon analizlerinden Lokal Moran’s I istatistikleri dikkate alınmıştır. Ayrıca körfez ve çevresinde görülen sıvılaşma potansiyeli 0-3 m, 3-6 m, 6-9 m, 9-12m’den 33-35 m derinlikleri için oluşturulmuştur. Sıvılaşma potansiyel eşiklerine göre, farklı derinlikler için, sıvılaşma değerleri kategorize edilerek sıvılaşma alanları ve riskli bölgeler tanımlanmıştır. Sonuç olarak sıvılaşma risk alanlarında bulunan bina tespitleri yapılmıştır. Çalışma; ileriye yönelik doğal afetlere karşı sürdürülebilir önlemlerin alınması, yapılaşma hızı ve yoğunluğu için önlem planlarının hazırlanması, Gölcük ve İzmit Körfez çevresinde bina ve zemin sıvılaşmalarının mevcut durumunun belirlenmesi, risk taşıyan alanlarda mühendislik tedbirlerinin alınarak yapı ve can güvenliğinin sağlanması ve afet değerlendirmelerinde altlık oluşturması açısından önem arz etmektedir.
  • Öğe
    Türkiye’de büyüme derece günlerinin zamansal ve mekânsal trendinin incelenmesi
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2022) Doğan, İlhami; Karabulut, Murat
    Küresel ısınmanın etkileri, dünyanın her bölgesinde aynı şiddette değildir. Doğu Akdeniz Havzasında bulunan Türkiye, bu ısınmadan etkilenen alanlardan birisidir. Yaz kuraklığının önemli derecede hissedildiği Türkiye’de, küresel ısınma nedeniyle iklimsel koşullar sürekli olarak değişmektedir. Bu yüzden, iklim kontrolündeki fenolojik olayların sürekli olarak gözlenmesi gerekmektedir. Fenolojik olayların araştırılmasında, uzaktan algılama sistemleri, meteorolojik gözlemler ve tür bazlı lokal değerlendirmeler gibi çeşitli metotlar kullanılmaktadır. Büyüme derece günleri (BDG), meteorolojik değişkenliği esas alan fenolojik tahmin modellerinden birisidir. Bu çalışmada, Türkiye’de BDG’lerdeki, yıllık ve mevsimsel trendleri belirlemek için 147 adet meteoroloji gözlem istasyonun günlük maksimum ve günlük minimum sıcaklık kayıtları kullanılmıştır. Çeşitli periyotlardaki BDG trendleri, Mann-Kendall sıralı istatistik metoduyla belirlenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, 1970’ten 2018 yılına kadar BDG’deki mevsimsel ve yıllık eğilimler pozitif karakterdedir. İklimsel değişimlerin kontrolündeki bu süreçte, Türkiye’de önemli fenolojik kaymalar meydana gelmiştir. Yaz mevsiminde gözlenen BDG artışları; tarım ve ormancılıkta, kuraklığa dayalı sıcaklık stresini daha da arttırmış olabilir. Çalışmada bulunan pozitif eğilimlerin endüstri, tarım, yerleşme, doğal kaynaklar vasıtasıyla doğal ekosistemler üzerinde etkili olabileceği düşünülmektedir. Bu nedenle sıcaklık ve yağış gibi temel iklimsel parametrelerin daha lokal ölçeklerde toplanması gerekmektedir.
  • Öğe
    Dikey eksende eğilim çözümlemesi yöntemi
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2022) Güçlü, Yavuz Selim
    Sera gazı miktarındaki ciddi artışla birlikte iklim değişikliği daha da hızlanmıştır. Meteorolojik ve hidrolojik veriler incelendiğinde bu değişikliğin etkisi net biçimde ortaya çıkmaktadır. Verilerin incelenmesi için de eğilim çözümleme yöntemleri sıklıkla kullanılmaktadır. Son zamanlarda Şen’in geliştirdiği Yenilikçi eğilim çözümlemesi (YEÇ) yöntemi görselleştirme yaparak verilerin trend durumlarının açığa çıkarılmasına ve tanımlanmasına imkân tanımaktadır. Bu makalenin temel amacı farklı bir grafik gösterimine başvurarak YEÇ yönteminin bir türevini geliştirmektir ve eğilimleri alternatif bir yaklaşım ile ortaya çıkarmaktır. Türkiye'nin Akdeniz, AkdenizKaradeniz geçiş ve karasal iklim bölgelerinde ölçülmüş veriler için uygulanan bu alternatif yöntem klasik YEÇ yaklaşımına göre farklı eğilim bilgilerini ortaya çıkarmaktadır. Bu makalede önerilen dikey eksen trend analiz yaklaşımı YEÇ yönteminden farklı olarak grafik üzerinde veri sayısını göstermektedir ve ölçümlerin yüksek, orta ve düşük değer aralığında nasıl dağıldığını açığa çıkarmaktadır. Bu çalışmada yapılan uygulamalar Türkiye'nin farklı kısımlarında yer alan Kırklareli, Yalova ve Alanya istasyonlarındaki 50 yıllık yağış kayıtlarını içermektedir. Kırklareli verilerinde bütüncül artan trend tespit edilirken önerilen yöntem ile ayrıca ölçümlerin tüm veri aralıklarında homojen dağıldığı görülmüştür. Yalova ve Alanya ölçümlerinde ise bütüncül olmayan azalan trende rastlanırken verilerin dağılımında homojen olmayan durum belirlenmiştir.
  • Öğe
    Yangın alanında uydu görüntüleri ile yer yüzey sıcaklık değişimi gözlemi ve mekânsal alan tespiti
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2022) Cihan, Alperen; Cerit, Kübra; Erener, Arzu
    Ormanların kaybını önlemek amacıyla yangınlarla mücadele son derece önemli bir problemdir. Gelişen teknolojiyle birlikte zaman içerisinde uydu görüntüleri yangınlarla mücadelede için temel gereçlerden biri haline gelmiştir. Çeşitli indeksler kullanılarak, görüntü işleme analizleri ve yüzey sıcaklık analizleri ile uydu görüntüleri üzerinden yanan alanın tespitini yapmak mümkündür. Yersel ölçümlerle yapılan yöntemlerin aksine oldukça hızlı ve nispeten daha az maliyetlidir. Bu çalışmada Landsat-8 uydu görüntüleri kullanılarak 1 Temmuz 2017’de İzmir ili Menderes ilçesinde gerçekleşen ve yaklaşık 67 saat süren Deliömerli orman yangını analiz edilmiştir. Yangın öncesi ve yangın anı için elde edilen görüntülerden yer yüzey sıcaklık haritaları oluşturularak, farklı arazi kullanımları için yüzey sıcaklık farklılıkları incelenmiştir. Buna göre yangın anında yanan alanın yüzey sıcaklığının diğer arazi kullanım alanlarına göre arttığı gözlemlenmiştir. Yangın alanı tespitinde ise üç farklı yöntem kullanılıp yangın alanı mekânsal büyüklüğü karşılaştırılmıştır. Bu kapsamda Normalize Edilmiş Bitki Örtüsü İndeksi (NDVI) ile 1.235 hektar alanın, Normalize Edilmiş Yanma Şiddeti (NBR) indeksleri ile 1.221 hektar alanın ve sınıflandırma çalışması sonrası ise 1.296 hektar alanın yandığı tespit edilmiştir. Sonuçların Orman Genel Müdürlüğü tarafından açıklanan hasar tespit sonuçları ile tutarlı olduğu gözlenmiştir. CORINE arazi kullanım haritası ve yanan alanlar örtüştürülerek yangın sonucunda arazi kullanım sınıflarının yangından ne kadar etkilendiği incelenmiştir. Yapılan örtüşme analizi sonucunda yanan alanın %75,7’sinin iğne yapraklı ormanlar, %19,3’ünün bitki alanları, %4,2’sinin karışık ormanlar ve %0,7’sinin tarım alanları olduğu tespit edilmiştir.
  • Öğe
    Türkiye perspektifinde yeşil mutabakat ve karbon ayak izi: tehdit mi? fırsat mı?
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2022) Ersoy Mirici, Merve; Berberoğlu, Süha
    Küresel ölçekte ekonomik büyüme gerçeği ile ekolojik özümseme kapasitesi arasındaki ilişkiyi ve anlaşmazlığı afetler ve küresel iklim değişikliği ile görmek mümkündür. Ekonominin ekolojik yasalardan muaf tutulması metabolik bir çatlak olarak nitelendirilirken küresel iklim değişikliğini azaltma stratejilerinin ağır-aksak ilerlemesi ve ülkelerin politik bakış açılarının değişkenliği nedeni ile daha hızlı aksiyon alınması için yeşil arayışlar öncelikli gündemdedir. Yeşil arayışlar yalnızca kentsel ve kırsal peyzajlar için değil artık ekonomik dönüşümünde güçlü bir silahı haline gelmiştir. Paris Anlaşması’nın bir uzantısı olarak Yeşil Mutabakat, Avrupa Birliği (AB)’nin çevre kaygılarını tüm politika alanlarına yaygınlaştırmayı hedeflediği güçlü bir çaba ve söylem olarak öne çıkmıştır. Bu söylemin altyapısında ise karbon ayak izi bulunmaktadır. Karbon ayak izi, kişinin, kurumun, ürünün veya endüstriyel bir tesisin doğaya saldığı sera gazı miktarıdır. Bu çalışmada Türkiye gerçeğinde Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın yeri ve konumu irdelenerek mutabakatın altyapısını oluşturan karbon ayak izinin arka planı ortaya koyulmuştur. Bu kapsamda çalışmada karbon ayak izinin hesaplanması konusundaki karışıklıklar sadeleştirilmiştir. Ek olarak, Türkiye’de iklim değişikliği ile mücadele kapsamında yeni ve güncel bakış açılarının geliştirilmesi için AB ülkelerinde yeşil arayışlar olarak öne çıkan mutabakat, pakt ve yeşil alanlar ilişkisi ortaya koyulmuştur. Endüstrinin yeni yeşil devrimi olarak nitelendirilen Avrupa Yeşil Mutabakatı, Türkiye ekonomisi açısından ilk bakışta tehdit gibi görünmesine rağmen ekosistem kaynaklarının sürdürülebilirliği açısından umut verici bir fırsat olarak değerlendirilebilir.
  • Öğe
    Doğal olayların tetiklediği KBRN-p tehlikesi ve riski: Türkiye örneği
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2022) Dökmeci, Ayşe Handan; Akduman, Öznur
    Jeostratejik konumu ve küresel iklim değişikliği nedeniyle ülkemizde son 10 yıldır doğal olaylar daha sık ve şiddetli yaşanmaktadır. Doğa kökenli olayların tetiklemesiyle birlikte ardışık etkilerle ortaya çıkabilecek büyük ölçekli Kimyasal, Biyolojik, Radyolojik, Nükleer ve Patlayıcı (KBRN-p) felaketlerin gerçekleşme olasılığı genellikle düşüktür. Ancak, insanlar, çevre, altyapı, belirli alanların ekonomisi ya da tüm bölge/ülke üzerinde potansiyel etkileri yüksek olmaktadır. Ülkemizde deprem, sel, heyelan ve çığ gibi doğa kökenli olaylara yönelik haritalar bulunmaktadır. Fakat KBRN-p tehlikelerine yönelik hazırlanmış haritalar bulunmamaktadır. İklim değişikliğinin, hava ile ilgili doğal tehlikelerin sıklığını ve yoğunluğunu artırdığı düşünüldüğünde mevcut KBRN-p maddelerinden kaynaklanabilecek tehlikelerin envanterinin bilinmesi risklerin azaltılmasında ve olası faciayı önlemede kilit rol oynayabileceği düşünülmektedir. Çalışmamızda ardışık afet kavramı ve ardışık afetlerden kaynaklanabilecek KBRN-p tehlike ve riskler ele alınmıştır. Ayrıca KBRN-p olaylarının gerçekleşme olasılığı bulunan illerdeki endüstrileri ve enerji tesislerini içeren haritalar, T.C. İçişleri Bakanlığı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) tarafından oluşturulmuş deprem, sel/su basması, heyelan ve çığ tehlike haritaları üzerinde örtüştürülerek hazırlanmış ve ardışık etkiler sonucu açığa çıkabilecek riskler literatür taramasına dayandırılarak değerlendirilmiştir. Bu değerlendirme sonucunda, doğal olaylar ile KBRN-p olaylarının karşılıklı bağımlılıkları; güvenlik açıklarının azaltılması, dirençliliğin artırılması, ikincil afetlerin değerlendirilmesi ve kritik altyapılarda risk azaltma uygulamaları gibi kritik adımların ele alınması gerektiği ve risk değerlendirmesi yaparken karşılıklı etkileşen, birleşik, birbirine bağlı, ardışık tehlikelerin oluşturacağı risklerin göz ardı edilmemesi gerekliliği ortaya konmuştur. Çalışmamızın, ülkemizdeki doğa kökenli olayların tetikleyebileceği KBRN-p olaylarının ardışık afete dönüşmesini önlemede literatüre katkı sağlaması ve KBRN-p tehlike ve risk haritalarının hazırlanmasında yol gösterici olması beklenmektedir.