Yazar "Kul, Muhittin" seçeneğine göre listele
Listeleniyor 1 - 4 / 4
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
Öğe Artvin’in ilk mebusu Ömer Hilmi Bey ve faaliyetleri(Artvin Çoruh Üniversitesi, 2022) Yavuz, Nuri; Kul, MuhittinOsmanlı Devleti’nin en sorunlu dönemi olarak nitelendirilebilecek olan 19. Yüzyıl, devletin kendini yenileme ve dönüştürme çabalarının da nirengi noktasını oluşturmaktaydı. Özellikle batıdan geri kalındığı düşüncesi bu dönemde bürokrasi ve aydın kesiminde yerleşmişti. Bu durumun çözümü için siyasi, iktisadi, ticari gibi çok çeşitli alanlarda yenileşme adımları yüzyılın başından beri yapılagelmiştir. Bu alanların içinde ilk ve temel olarak düşünülenlerden birisi ise batıda da var olan anayasanın getirilmesi ve meclis (parlemento) gibi kurumların oluşturulmasıdır. Elbette ki bu türden kuruluş ve düzenlemelerin benzerleri insanlık tarihi boyunca hayatiyet kazanmıştır. Batıda modern anlamda yasama meclislerinin ilk örneklerini oluşturan danışma kurulları başlangıcı Yunan ve Roma’ya ama en temelde Avrupa’daki Krallık Meclislerine kadar uzanır. Türklerde ise bu türden yapılar birtakım farklılıklar taşısa da tarih sahnesine çıktıkları ilk dönemlerden beri vardır. İslamiyet öncesi Türk siyasasında “toy” ile görülen bu yapılar, İslamiyet sonrası ise “istişare” kavramı ile birlikte Şura’ya, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Divan’a, 18. yüzyılla birlikte meşveret meclislerine dönüşmüştür.19. yüzyıl’da sultan II. Mahmut ile birlikte yenileşme girişimlerinin etkisiyle devlet mekanizmasının daha işlerlik kazanması adına Meclis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliye oluşturulmuştur.Öğe Karlofça Antlaşması sonrası Venedik işgalinden kurtarılan İnebahtı şehrinde yapılan tamirat ve düzenlemeler(2022) Kul, MuhittinViyana muhasarası sonrasında hızlı bir geri çekilme yaşayan Osmanlı Devleti, uzun yıllar elinde tuttuğu birçok şehri kaybetmeye başlamıştı. Önceleri batı cephesinde karada yaşanan toprak kayıpları Venedik Devleti’nin Sacra Liga yani Kutsal İttifak’a girmesiyle denizlerde de meydana geliyordu. Venedik, Osmanlıların karada yaşadığı mağlubiyetini fırsata çevirerek Dalmaçya, Adalar Denizi ve Mora’da birçok şehri işgal etti. Özellikle Mora’yı tamamen ele geçirmeyi amaçlayan Venedik, burada kalıcılığı sağlamak için hayati bir konumda olan İnebahtı ve Körfez’ini ele geçirmeyi temel amaç olarak görmüş ve bunu da başarmıştı. İnebahtı, Venedik Devleti’nin elinde 14 yıllık bir işgal dönemi yaşadı. Savaşın sona erdiğinin ilanı olan Karlofça Antlaşması İnebahtı’nın tekrar Osmanlı Devleti’ne geçişini sağlıyordu. Osmanlı Devleti, Karlofça’da Kutsal İttifak üyelerinin “uti posidetis” ilkesi temelinde işgal ettikleri yerleri vermemek için bütün direnişlerine rağmen akıllıca bir siyaset izleyerek İnebahtı’ya tekrar sahip olmasıyla Rumeli’nin ve İnebahtı Boğazı’nın korunmasında önemli bir üs edinmiştir. Devlet, Venedik’ten teslim aldığı şehri önce güvenli hâle getirmiş, akabinde savaş sebebiyle şehirden ve sancaktan boşalan nüfusu geri getirmeye çalışmıştır. Bununla birlikte, yoğun bir yıpranma geçiren şehir ve kaleyi hızlı bir şekilde tamir etmeye gayret göstermiştir. Bu makale, Viyana Muhasarası sonrası Osmanlı Devleti’nin elinden çıkan, Karlofça Barışı sonrasında ise yeniden topraklarına dâhil ettiği İnebahtı’nın geri alınış süreci ve sonrasında yapılanları konu edinmektedir.Öğe Karlofça Antlaşması sonrası Venedik işgalinden kurtarılan inebahtı şehrinde yapılan tamirat ve düzenlemeler(Abidin Temizer, 2022) Kul, MuhittinViyana muhasarası sonrasında hızlı bir geri çekilme yaşayan Osmanlı Devleti, uzun yıllar elinde tuttuğu birçok şehri kaybetmeye başlamıştı. Önceleri batı cephesinde karada yaşanan toprak kayıpları Venedik Devleti’nin Sacra Liga yani Kutsal İttifak’a girmesiyle denizlerde de meydana geliyordu. Venedik, Osmanlıların karada yaşadığı mağlubiyetini fırsata çevirerek Dalmaçya, Adalar Denizi ve Mora’da birçok şehri işgal etti. Özellikle Mora’yı tamamen ele geçirmeyi amaçlayan Venedik, burada kalıcılığı sağlamak için hayati bir konumda olan İnebahtı ve Körfez’ini ele geçirmeyi temel amaç olarak görmüş ve bunu da başarmıştı. İnebahtı, Venedik Devleti’nin elinde 14 yıllık bir işgal dönemi yaşadı. Savaşın sona erdiğinin ilanı olan Karlofça Antlaşması İnebahtı’nın tekrar Osmanlı Devleti’ne geçişini sağlıyordu. Osmanlı Devleti, Karlofça’da Kutsal İttifak üyelerinin “uti posidetis” ilkesi temelinde işgal ettikleri yerleri vermemek için bütün direnişlerine rağmen akıllıca bir siyaset izleyerek İnebahtı’ya tekrar sahip olmasıyla Rumeli’nin ve İnebahtı Boğazı’nın korunmasında önemli bir üs edinmiştir. Devlet, Venedik’ten teslim aldığı şehri önce güvenli hâle getirmiş, akabinde savaş sebebiyle şehirden ve sancaktan boşalan nüfusu geri getirmeye çalışmıştır. Bununla birlikte, yoğun bir yıpranma geçiren şehir ve kaleyi hızlı bir şekilde tamir etmeye gayret göstermiştir. Bu makale, Viyana Muhasarası sonrası Osmanlı Devleti’nin elinden çıkan, Karlofça Barışı sonrasında ise yeniden topraklarına dâhil ettiği İnebahtı’nın geri alınış süreci ve sonrasında yapılanları konu edinmektedir.Öğe Yolların kesiştiği bir Osmanlı şehri: Tırhala’da ticaret, vergi ve üretim (15–16. Yüzyıllar)(ERZURUM TEKNİK ÜNİVERSİTESİ, 2025) Kul, MuhittinBu çalışma, 15-16. yüzyıllarda Tırhala şehrinin iktisadi yapısını arşiv belgeleri (tahrir defterleri, vakfiyeler, kanunnameler) ve dönemin seyahatname kayıtları üzerinden incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma bulguları, Tırhala’nın Osmanlı taşra ekonomisi içinde bölgesel bir ticaret merkezi olarak konumlandığını göstermektedir. Şehrin Tesalya ovasının merkezinde ve Via Egnatia yol ağının önemli bir kolu üzerinde bulunması, Tırhala’yı Balkanlar’daki ticari hareketliliğin kesişim noktası hâline getirmiştir. Bu stratejik konum, şehirde çarşı, bedesten, kervansaray ve han gibi ticari yapıların gelişmesini teşvik etmiş; vakıflar bu yapıların finansmanında önemli rol oynamıştır. Tarım, bağcılık ve hayvancılık üzerine kurulu üretim faaliyetleri, pazara inen ürün çeşitliliği ve monopolye uygulamasına bağlı vergiler, şehrin ekonomik canlılığını desteklemiştir. Esnaf tahrirleri, deri ve tekstil sektörlerinin şehir ekonomisinin temel üretim alanları olduğunu, zaman içinde bazı sektörlerde müslim-gayrimüslim esnafın ağırlığının değiştiğini göstermektedir. Sonuç olarak Tırhala, coğrafi avantajı, üretim çeşitliliği ve vakıf destekli ticari altyapısı sayesinde Osmanlı şehir ekonomisinin dinamik, çok kültürlü ve ticaret odaklı bir örneğini temsil etmektedir.












