Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Yayın Koleksiyonu

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Güncel Gönderiler

Listeleniyor 1 - 20 / 58
  • Öğe
    Türkçe sözlükte Rusça alıntı sözlerin kavram alanı
    (Motif Halk Oyunları Eğitim ve Öğretim Vakfı, 2025) Göztaş, Gülbeyaz
    Medeniyetler siyasi, ticari, kültürel ve sosyal ilişkilerden dolayı iletişim halinde bulunmaktadır. Böylece kültürleri, sosyal hayatları, inançları, toprak bütünlüğü, siyasi durumları ve dilleri etkilenmektedir. Türkler çok geniş bir alana yayılması sebebiyle birçok milletle iletişim halinde bulunmuş, hem bu milletleri etkilemiş hem de bu milletlerden etkilenmiştir. Bu çalışmada Rus medeniyetinin Türkiye Türkleri üzerindeki dilsel etkisi incelenecektir. Bu amaçla Güncel Türkçe Sözlükteki Rusça alıntı sözcükler taranmış ve bu sözcüklerin hangi boşluğu doldurmak amacıyla Türk diline geçtiği araştırılmıştır. Güncel Türkçe Sözlükte Rusçadan Türkçeye geçen 41 sözcüğe rastlanmıştır. İnceleme sonucunda Türk kültür dünyasında yer almayıp Rusçada bulunan kavramların anlam olarak birebir alıntılandığı ve bazılarının da yeni anlamlar yüklendiği görülmüştür. Bu bağlamda yemeiçme, tarım, giyim-kuşam, toplumsal statü ve siyaset, sanayileşme, araç-gereç, inanç kültürleri ile ilgi kavram alanlarına ait sözcüklerin Türkiye Türkçesinde alıntılandığı ve kullanıldığı tespit edilmiştir.
  • Öğe
    Denizden doğaya: Yaman Koray’ın Bumerang romanını ekoeleştirel okuma
    (Yusuf Çetin, 2025) Özbek Giray, Özgül
    Bu çalışmanın amacı çevre ve edebiyat ilişkisini ele alan ekoeleştiri kuramı bağlamında Cumhuriyet Devri yazarlarından Yaman Koray’ın, Bumerang (2006) adlı romanını incelemektir. İnsan, çevreyle etkileşimde ekosisteme zarar veren, iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı ve kirlilik gibi doğanın sürdürülebilirliğini kesintiye uğratan eylemlerde bulunur. Sanayileşmeyle ortaya çıkan çevre sorunlarının bütün dünyayı etkisi altına alması hem insanlar hem de diğer varlıklar için olumsuz sonuçlar doğurur. İnsan için yaşadığı çevreye karşı sorumluluk üstlenme ve ekolojik duyarlılık geliştirme zorunlu hale gelir. Ekolojik duyarlılık sadece fen bilimlerinin değil sosyal ve beşerî bilimlerin de ilgi alanına girer. İnsan ve çevre arasındaki ilişkiyi inceleyen bu disiplinler çevre sorunlarına dikkat çekmek için edebiyat ve kültür çalışmalarından da yararlanır. Ekoeleştiri, edebiyatta çevre tahribatına karşı farkındalık yaratarak toplumsal bilinç oluşturmayı ve böylece doğanın bilinçsizce yok edilmesini önlemeyi amaçlar. Yaman Koray’ın hayatından da izler taşıyan Bumerang, büyük şehirden gönüllü olarak kaçan, denize ve doğaya sığınan bir balıkçının hikâyesidir. Romanda ekoeleştirel yaklaşım “Doğa ve İnsan” “Doğaya Sığınma”, “Bilinçsiz Avlanma ve Çevre Kirliliği”, ve “Modern Dünyanın Eleştirisi” başlıkları altında irdelendi.
  • Öğe
    Köroğlu’nun Çoruh Kolu hikâyesinde kahramanın yolculuğu: Campbell Modeli bağlamında karşılaştırmalı bir inceleme
    (TÜRKİYE DİL VE EDEBİYAT DERNEĞİ, 2025) Bahadır, Sedat
    Bu çalışma, Türk halk anlatılarının önemli örneklerinden biri olan “Köroğlu’nun Çoruh Kolu” hikâyesini Joseph Campbell’in Kahramanın Yolculuğu modeli bağlamında halk anlatılarının evrensel anlatı yapılarıyla nasıl örtüştüğünü analiz etmeyi amaçlamaktadır. Bu makale, âşıklık geleneğinin önemli bir anlatı türü olan halk hikâyelerinden “Köroğlu’nun Çoruh Kolu” hikâyesini ele alır. Hikâye, Çoruh Vadisi’nin zorlu coğrafyasında geçer ve feodal yapı ile aşk temalarını işler. Eyüp Han’ın bir kehanet üzerine Behram ve ailesini sürgün etmesiyle başlayan olaylar, Behram ile Gül Seher Sultan’ın aşkı etrafında gelişir. Hikâyede aşk, zorluklara karşı verilen mücadeleyle birleşir; Behram’ın sazı ve sözüyle çıktığı yolculuk, âşıklık geleneğiyle bütünleşir. Campbell’in “Kahramanın Yolculuğu” modeline göre analiz edilen hikâye; yola çıkış, erginlenme ve dönüş aşamalarını içerir. Behram, bade içerek aşk yolculuğuna başlar ve çeşitli sınavlardan geçerek Köroğlu’nun desteğiyle zafer kazanır. Gül Seher Sultan ise sadece aşkın nesnesi değil, aktif bir kahraman olarak yer alır. Hikâye, bireysel aşkın toplumsal adalet mücadelesine dönüşmesini sembolize eder. Behram, sonunda Artvin Beyi olur ve hem aşkına hem de adalete kavuşur.
  • Öğe
    Anlatının sessiz diyaloğu: Mehlika Sultan’a Âşık Yedi Genç’te metinlerarasılık
    (Gaziantep Üniversitesi, 2025) Özbek Giray, Özgül
    Temelini Rus biçimcilerinden alan metinlerarasılık kavramı bir metnin bir veya birden fazla metinle kurduğu ilişkiyi esas alır. Metinlerarasılık kuramında her metin, kendisinden önce yazılmış başka metinlerle açık ya da örtük biçimde ilişki kurar. Metinlerarasılık, yazarın bilinçli olarak bir metni başka metinlerle ilişkilendirmesiyle değil, aynı zamanda okurun edebi ve kültürel birikimi sayesinde bu ilişkiyi fark edip yorumlamasıyla anlam kazanır. Bu sebeple metinlerarasılığı çözmeye yönelik her okuma ana metinden gönderme yapılan alt metinlere yönelmeyi gerekli kılar. Bu çalışmada ana metin olarak alınan, Nezihe Muhittin’in 3 Mart 1937’de Yedigün mecmuasında yayımlanan, Mehlika Sultan’a Âşık Yedi Genç hikâyesiyle alt metin konumunda yer alan Yahya Kemal’in Mehlika Sultan şiiri ile Edgar Allan Poe’nun Bir Tablo hikâyesi arasındaki metinlerarası ilişki tespit edilmeye çalışılmıştır. Mehlika Sultan’a Âşık Yedi Genç hikâyesi geleneksel Türk edebiyatından ve Batı edebiyatından izler taşır. Hikâyenin konusu geleneksel anlatılarda çoklukla işlenen aşk, yolculuk, engel ve kavuşamama izlekleri ile şekillenir bunlar aynı zamanda alt metin olan Mehlika Sultan şiirinde de kullanılan izleklerdir. Şiirin “düzyazılaştırılması” metnin yeniden bir üretime girmesine ve farklı bir tür olarak anlamlandırılmasına olanak tanır. Hikâyenin sonuç kısmı ise Nezihe Muhittin’in Edgar Allan Poe’dan tercüme ettiği Bir Tablo adlı eserini anımsatır. Böylece yazar Mehlika Sultan’a Âşık Yedi Genç hikâyesiyle Yahya Kemal’in Mehlika Sultan şiiri ve Edgar Allan Poe’nun Bir Tablo hikâyesi arasında metinlerarası ilişki kurar ve bu ilişkiyi “türe dayalı dönüşüm, yeniden yazma, taklit, gönderge ve anıştırma” teknikleri vasıtasıyla yapılandırır.
  • Öğe
    Abdullah Han hikâyesi üzerine ekofolklorik bir analiz
    (Mehmet Özdemir, 2025) Bahadır, Sedat
    Bu makale, Türk halk anlatısı Abdullah Han Hikâyesi’nin ekofolklorik bir analizini sunarak, hikâyenin insan, hayvan ve doğa güçleri arasındaki sembolik etkileşimler aracılığıyla geleneksel ekolojik bilgiyi, ahlaki değerleri ve ilişkisel etiği nasıl etkilediğini ortaya koymaktadır. Ekofolklorun kuramsal çerçevelerine dayanarak yapılan bu çalışmada doğanın yalnızca bir ortam olarak değil, ahlaki eğitim, sınama, iyileştirme ve dönüştürme aracı olarak nasıl işlev gördüğü anlatılmıştır. Anlatı yapısı, hayvan sembolizmi, mevsimsel döngüler ve ritüel uygulamalarının yakından okunması yoluyla çalıştığımız makale, Abdullah Han’ın ekolojik tevazu, karşılıklılık ve dayanıklılığı temsil eden bir figür olarak ekofolklorik bir arketip olarak anlaşılması gerektiğini savunmaktadır. Her bölüm, vahşi doğaya inisiyasyon, insan olmayan varlıklarla akrabalık, karşılıklılık etiği ve döngüsel olarak toplumsal ve kozmik düzenle yeniden bütünleşme gibi kilit temaları incelemektedir. Bu sözlü gelenekte gömülü olan ekolojik bilinci yeniden ortaya çıkaran çalışma; folklor, çevresel beşeri bilimler ve kültürel sürdürülebilirlik alanlarındaki daha geniş tartışmalara katkıda bulunarak, ekolojik kriz çağında etik bir arada yaşama için hikâyeyi yaşayan bir model olarak sunmaktadır. Halkbilim, ekoeleştiri ve karşılaştırmalı mitolojiden yararlanan bu çalışma, hikâyenin dünyada var olmanın etik bir tarzını -ilişkisel ontolojiye ve ekolojik bütünlüğe duyulan saygıya dayanan- nasıl modellediğinin izini sürecektir.
  • Öğe
    Ayşegül Devecioğlu’nun Kış Uykusu kitabındaki öykülerde mekân ve nesnelerin kullanımı
    (Türk Edebiyatı Vakfı, 2025) Doğan, Afet
    Bir anlatıyı oluşturan unsurlardan biri de mekân ve buna bağlı olarak gelişen nesnelerin kullanımıdır. Bir olayın cereyan etmesi için mekâna ihtiyaç olduğu gibi anlatılan yer, karakterlerin analizinde ve psikolojik alt yapılarını belirlemede de büyük rol oynar. İnsanın mekânı şekillendirdiği gibi mekân ve nesneler de insanı şekillendirerek hayata karşı bakışını değiştirebilir. Son yılların üretken yazarlarından olan Ayşegül Devecioğlu, genellikle darbe sonrası travmaları ve toplumsal hafızayı ön plana çıkaran eserler kaleme almıştır. Eserler, tarihî ve sosyolojik boyutta incelenebilir fakat mekân ve nesnelerin odağında bakıldığında bu unsurların olay ve karakter oluşum sürecine hizmet ettiği görülmektedir. Bu nedenle yazarın ilk öykü kitabı olan Kış Uykusu, mekân ve nesnelerin kullanımı bağlamında okunmaya çalışılmıştır. Çalışmada ilk olarak Ayşegül Devecioğlu’nun hayatı, sanatsal yönü ve eserleri hakkında kısa bilgi verilmiş, mekân ve objelerin edebî metinlerdeki yeri, önemi ve çeşitleri ortaya konmuştur. Sonrasında Kış Uykusu kitabında mekânın kullanımı, tasvir, mekânın cinsiyeti, mekân-kültür ilişkisi, mekân-psikoloji ilişkisi ve ekoeleştiri bağlamında mekân analizi yapılmıştır. İkinci bölümde ise kitaptaki nesnelerin kullanımı, mekânlaşan nesneler, metaforik nesneler, çağrışımsal işlevine göre nesneler, kültür-nesne ve psikoloji-nesne ilişkisi incelenmiştir. Mekân ve nesnelerin kişi ve kurgu oluşumuna tesir ettiği, özellikle kültürel ve çağrışımsal işlevde kullanıldığı tespit edilmiştir.
  • Öğe
    Eski Uygur Türkçesi hukuk belgelerinde eş dizimsel ifadeler
    (Cengiz Alyılmaz, 2025) Yıldız, Muharrem; Şirin, İzzet
    Çalışmanın temel amacı, Eski Uygur Türkçesi hukuk metinlerindeki eş dizimsel yapıları tespit ederek bunların anlam üretme mekanizmalarını ve dilsel kalıplaşma süreçlerini ortaya koymaktır. Araştırmada, Berker Keskin’in “Eski Uygur Türkçesi Hukuk Belgeleri” adlı eserinden derlenen metinlerde eş dizimler deyimbilimsel bir yaklaşımla tespit edilmiştir. Makalede, eş dizim kavramı farklı kuramsal yaklaşımlar (sıklık temelli ve deyimbilimsel yaklaşımlar) çerçevesinde tartışılmış, eş dizimlerin tanımı, özellikleri ve sınıflandırılması detaylı bir şekilde incelenmiştir. Ayrıca eş dizimlerin deyimlerden nasıl ayrıldığı, deyimselleşme süreçleri üzerinde durulmuştur. Çalışmada eş dizimlerin dilin kavram üretme ve anlam inşa etme sürecindeki önemi vurgulanmış, bu yapıların tarihsel metinlerin çözümlenmesindeki rolüne dikkat çekilmiştir. Eski Uygur Türkçesine özgü eş dizimsel ifadeler çalışmanın sözlük bölümünde sunulmuştur. Bu araştırma, dil bilimi, tarih ve kültür çalışmalarına katkı sağlamakta ve Eski Uygur Türkçesinin zengin söz varlığını anlamak için kaynak oluşturmaktadır.
  • Öğe
    Geleneksel kültürün yaratımı ve aktarımında aile kurumunun işlevleri
    (Kamu Denetçiliği Kurumu, 2025) Özdemir, Mehmet
    Bu makalede Türk toplumunun en önemli dinamiklerinden olan aile olgusu geleneksel kültürün yaratımı, aktarımı ve korunması kapsamında ele alınmaktadır. Bu kapsamda makalede aile olgusu tahlil edilecek ve günümüzdeki etkileşimlerle birlikte değerlendirilecektir. Bu amaçla başta aile kavramının kapsamı, konumu sorgulanacak ve günümüzde aile olgusu üzerinde çıkarımlarda bulunulacaktır. Bu noktada edebî metinlerin döneme tanıklık ettiği söylenebilir. Halk hayatının yansımaları olan anlatım ve gösterimler birçok gelenek ve göreneği kapsamaktadır. İnsan ve onun toplumsal kurumlarından olan aile yüzyıllar boyunca folklorun temel yaratıcısı, icracısı ve aktarıcısıdır. Aile, bireysel ve toplumsal dinamikleri içermesi bakımından gelenek ve göreneklerin taşınmasında planlayıcı bir kurumdur. Yaşam tarzından, halk ekonomisine, el sanatlarından giyim-kuşama, geçiş törenlerinden mutfak kültürüne, halk müziğinden edebiyatına ve diğer süreçlerde bireyler kültürlerini aile ortamında öğrenmektedir. Dolayısıyla bireyler aile ortamında üstlendikleri rol ve sorumluluklarla kurum kültürünü idrak etmekte ve toplumsallaşma anlamında önemli bir eşiği atlamaktadır. Aile kurma, evlilik çağına gelmiş bireylerin toplumsal kabulünün de önemli bir aşamasıdır. Ailenin kendi içindeki yapısal dinamikleri ve bireylerin kendi aralarında kurduğu ilişkiler ağı, birçoğu yazılı olmayan kültürel öğrenme süreçlerinin bir sonucudur. Günümüzde toplumsal cinsiyet rolleri ve akrabalık sistemi başta olmak üzere birçok özellik kültürel dinamiklerle şekillenmiştir. Dolayısıyla aile, en eski Türk toplumlarından günümüze kültür değişmelerinden etkilenerek çeşitli dönüşümler geçirse de daima birleştirici bir kurum olarak bir bütünlük arz etmektedir.
  • Öğe
    Nilüfer Kuyaş’ın Ada’daki Ev romanında toplumsal cinsiyet
    (Yusuf Çetin, 2025) Doğan, Afet
    Toplumlarda bireyler arasında görülen en belirgin fark, biyolojik açıdan kadın veya erkek oluşlarıdır. Çocukluğun ilk yıllarından itibaren fark edilmeye başlayan bu durumun, ileriki yıllarda biyolojik farklılıktan daha öte bir kavram olduğu anlaşılır. Bireyler zaman geçtikçe cinsiyet özelliklerine göre toplumsal alanda beklentilerle şekillenip karakterlerini bu duruma uygun bir biçimde geliştirmeye çalışacaklardır. Bu kavram toplumsal cinsiyet (gender) ile açıklanabilmektedir. Son dönem Türk yazarlarında (özellikle kadın yazarlarda) toplumsal cinsiyet kavramının öne çıktığı görülmektedir. Nilüfer Kuyaş da romanlarında bu konuyu irdelemiş, kadınlık ve erkeklik görünümlerini genel toplumsal beklentilerin aksi yönünde ele almaya gayret göstermiştir. Çalışmanın “Giriş” kısmında toplumsal cinsiyet algıları ve Türk edebiyatındaki gelişimi kısaca anlatılmıştır. Sonrasında yazar ve eserleri hakkında bilgi verilerek Nilüfer Kuyaş’ın Ada’daki Ev romanındaki kadınlık ve erkeklik görünümleri ile toplumsal cinsiyet rolleri, bu rollerin toplumun beklentilerine uygun olup olmadıkları, ev, aile, özgürlük gibi başlıklarla ele alınmaya çalışılmıştır. Güncel bir konu olan toplumsal cinsiyet ve rollerdeki değişimin, yine güncel bir metin üzerinden ortaya konulmasıyla toplumsal değişimlerin edebi metinler üzerindeki yansımalarının tespit edilmesi, çalışmanın ana amacını oluşturmaktadır.
  • Öğe
    Türk Edebiyatında maktel-i hüseyinler ve Bekâî’nin Kitâb-ı Kerbelâ mesnevisi
    (Atatürk Üniversitesi, 2017) Türkoğlu, Serkan
    Türk edebiyatında kaleme alınan maktel-i Hüseyin'ler ve XVIII. yüzyıl şairlerinden Darendeli Bekâî'nin maktel türündeki eseri Kitâb-ı Kerbelâ'nın tanıtıldığı bu makalenin giriş bölümünde maktel türünün doğuşu ve gelişimi hakkında bir değerlendirme yapılmıştır. Türk edebiyatında öne çıkan makteller tanıtıldıktan sonra Bekâî'nin hayatı ve eserleri üzerinde durulmuştur. Sonraki bölümde ise Kitâb-ı Kerbelâ mesnevisi ele alınmıştır. Eserin adı, yazılış tarihi, türü, vezni tespit edilerek eserin muhtevasına dair bilgiler sunulmuştur. Fuzûlî'nin Hadikatü's-Süedâ'sından mülhem olarak yazılan bu eser, Hadikatü's-Süedâ'nın manzum ve muhtasar bir formudur.
  • Öğe
    Divan şiirine poetik yaklaşımlar: Divan şiirinde saf şiir üslubu
    (Atatürk Üniversitesi, 2016) Erkal, Abdulkadir
    Son zamanlarda batı edebiyatında poesie pur kavramıyla dikkat çeken ve dilimizde 'saf şiir' şeklinde ifade edilen tarz, bundan yüzyıllar öncesinde Divan şiirinde ortaya atılmış ve benimsenmiş üsluplardan biridir. Saf şiir ilk önce Doğu şiirinde ortaya çıkmış bir kavram olup daha sonraları Batı'ya yerleşmiş ve Batılı şairlerin kafalarını meşgul etmiştir. Klasik Türk şiirinde hemen hemen her yüzyılında saf şiir söylemi mevcuttur. Divan şairleri saf şiirle ilgili olarak genellikle pak ve pâkize kelimeleri etrafında kurdukları terkiplerle şiirlerini bu üslup etrafında tavsif etmişlerdir. Divan şairlerinin şiirlerinin saflıklarıyla övünmeleri şiirde anlam duruluğuna, gösterişten uzaklığa ve şiirin özüne gösterdikleri önemi işaret etmesi bakımından önemlidir. Şairlerin safın yanında su imgesini de kullanmaları su ile insan, okuyucu ile şiir ilişkisi bağlamında şiirin fonksiyonunu da ortaya koymaktadır. Bu çalışmada, 15-19. yüzyıllar arası önde gelen şairlerinin saf şiir ile ilgili oluşturdukları terim ve kavramlar ışığında, saf şiir üslubunun özellikleri, anlam dünyası incelenerek, 20. yüzyıl saf şiir anlayışındaki yansımaları ele alınmıştır.
  • Öğe
    Yarım kalan bir hüsn ü aşk naziresi: Mîr Mehmed Dâniş’in Gülşen-i Dâniş mesnevisi
    (Mehmet Dursun Erdem, 2016) Türkoğlu, Serkan
    Genel olarak zemin şiir veya model şiir adı verilen bir şiirin vezin, kafiye gözetilerek benzerinin yazılması şeklinde tanımlanan nazire, klasik Türk şiirinde işlevselliğini sürekli koruyup devam ettirerek zamanla bir gelenek hâline gelmiştir. Etkili bir şiir öğrenme metodu olan nazire yazma / söyleme, edebiyat tarihimizin hemen her döneminde, farklı nazım şekilleriyle varlığını devam ettirmiştir. Gazel ve mesnevi nazım şekilleri, nazirecilik sahasında diğer şiir çeşitlerine göre daha fazla ilgi görmüştür. Bununla birlikte kaside, terci-bend, terkib-bend, murabba, müstezad gibi nazım şekilleriyle yazılmış nazire örneklerinin de büyük bir yekûn oluşturduğu görülmektedirBir şiire / manzumeye nazire yazılabildiği gibi mesnevi, divan, manzum sözlük gibi eserlerin tamamına da nazire yazılabilir. Mesnevilere nazire yazılmasının temelinde Genceli Nizâmî'nin Hamse'sine veya bu Hamse'de yer alan herhangi bir mesnevisine nazire yazmanın gelenek hâlini almış olması vardır. Klasik Türk edebiyatının son döneminde bu geleneğin bir benzerinin Şeyh Gâlib'in Hüsn ü Aşk'ı için de oluşturulma çabası dikkat çekmektedir. Bu doğrultuda yazılan eserlerden biri de Dâniş Bey'in Gülşen-i Dâniş adlı mesnevisidir. Bu çalışmada Osmanlı'nın son dönem şairlerinden Mîr Mehmed Dâniş'in yaşam öyküsü, eserleri ve Şeyh Gâlib'in Hüsn ü Aşk mesnevisine nazire olarak kaleme aldığı fakat ikmal edemediği Gülşen-i Dâniş adlı eseri üzerinde durulmuştur. 593 beyitlik bu eserin transkribeli metni de ilk defa bu makale ile neşredilmiştir.
  • Öğe
    Bulgaristan Tırgovişte’den Osmanlı dönemine ait bir tıp metni
    (Mehmet Dursun Erdem, 2015) Karasu, Abidin
    Anadoluda Türk dilinde yazılan tıp metinlerinin tarihi 14. yüzyıla kadar uzanır. Eski Anadolu Türkçesi dönemi, Türkçe tıp metinleri bakımından oldukça verimlidir. Bu çalışmada, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında, Bulgaristan’ın eski adı Eski Cuma (Tırgovişte) olan şehrinden Kocaeli İli’nin Sapakpınar köyüne göç eden muhacir bir ailenin özel kütüphanesinde tespit ettiğimiz tıp metnini tanıtmayı amaçladık. Eski Anadolu Türkçesi dil özelliklerini gösteren 110 sayfalık el yazma eserin son 16 varaklık bölümünde, bir tıp metni yer almaktadır. Yazma eserin ilk sayfalarından, tıp metninin olduğu bölüme kadar çeşitli dualar, sureler ve dini konularla ilgili bilgiler yer alır. Eserin son bölümü, halk hekimliğine ait çeşitli tedavi yöntemlerini ihtiva etmektedir. 16 varaktan oluşan metnin muhtevası incelendiğinde Türk halk tababetinin eski örnekleri ile karşılaşılır. Metnin muhtevasında çok sayıda rahatsızlıkla ilgili ilaç reçeteleri verilir; her reçeteden sonra bir dua metni yer almaktadır. Bu hastalıklardan bazıları şunlardır: Diz ağrısı, göz, segil, mayasıl, sızı, sarılık, karın şişkinliği, tavuk karası, zehirlenme vb.
  • Öğe
    Noktalama işaretlerinin öğretiminde grup araştırması tekniğinin öğrenci başarısına etkisi
    (Mustafa Kemal Üniversitesi, 2011) Yağmur Şahin, Esin; Maden, Sedat; Kardaş, Mehmet Nuri; Şahin, Abdullah
    İşbirliğine dayalı öğretim yöntemlerinden biri olan grup araştırması tekniği, belirlenen amaç doğrultusunda görev ve sorumlulukları paylaşmak, öğrenciler arasında etkileşimi ve akademik başarıyı artırmak için kullanılan tekniklerdendir. Bu çalışmanın amacı grup araştırması tekniğinin dil bilgisi konularından noktalama işaretlerinin öğretiminde öğrenci başarısına ve öğrenmenin kalıcılığına etkisini belirlemektir. Çalışmada ön test-son test ölçümlerine dayalı kontrol gruplu deneysel desen kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu, Artvin Çoruh Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu Hemşirelik Bölümü’nde 1. sınıfta öğrenim gören ve Türk Dili dersini alan 50 öğrenciden oluşmaktadır. Deney (n=25) ve kontrol (n=25) grubu öğrencilerine 25 soruluk Dil Bilgisi Başarı Testi ön test olarak uygulanmıştır. Öğrencilerin bu testten aldıkları puanlar non-parametrik istatistik tekniklerinden Mann Whitney U ve Z analizi ile çözümlenmiştir. Elde edilen bulgularda deney ve kontrol gruplarının ön test ortalamaları arasında U= 279.00, p>0.05 önem düzeyinde anlamlı bir farkın olmadığı görülmüştür. Ancak son test ortalamaları arasında U=23.50, p<0.05 önem düzeyinde deney grubu lehine anlamlı bir fark olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu sonuç, grup araştırması tekniğinin öğrenci başarısına katkı sağladığını ortaya koymuştur.
  • Öğe
    Mustafa Adil Özder’in Birinci Dünya Savaşı Hicret Anıları ve Muhacirlik Destanı
    (Karadeniz Teknik Üniversitesi, 2025) Bahadır, Sedat
    Halk edebiyatımızda nazım şekliyle yazılan destanlar, toplum ha- yatında derin izler bırakmış önemli olayları anlatan tarihi ve sosyal gerçekleri anlatırlar. Âşık edebiyatımızda nazım biçimiyle yazılan ve icracısı bilinen destanlar, genelde yakın bir tarihte yaşanmış olay- larla ilgili belge niteliğini taşırlar. Rus işgalinden dolayı yaşanan dramın diğer adı olan muhacirlik; sı- layı terk edip bilinmeyen menzile aç, susuz ve korku içinde amansız bir yolculuğa çıkmaktır. 93 Harbi de denilen 1877-78 tarihindeki Os- manlı Rus Harbi sonrasında 1914 yılında Birinci Dünya Harbi’nin ya- şanmasıyla Doğu Karadeniz’in Ruslar tarafından işgalinden sonra Anadolu’nun batısına yapılan göç, zorunlu bir hale gelmiştir. Rusla- rın çekilmesi neticesinde Ermenilerin halka yaptığı zulüm, 1921’in Şubat ayına kadar devam etmiştir. Bu sıkıntıları çocuk yaşlarında ailesiyle birlikte yaşayan şair, hatıralarını 1974 yılında, daktilo ile yazdığı “Artvin ve Yöresi Tarihi ile İlgili Bazı Belgeler-Anılar-Resim- ler” adlı eserinde anlatmıştır. Bu çalışmamızda 40 dörtlükten müte- şekkil “Muhacirlik Destanı”, yazmış olduğu hatıralarla birleştirilip incelenmiştir. Özder’in çocuk yaşlarda yaşadığı hicreti anlatan ilk şiirlerinden biri olan “Muhacirlik Destanı”nda 6 Nisan 1915 tarihinden 1920 tari- hinde Artvin Demirkent’ten Sungurlu’ya kadar olan sıkıntılı hicret ve sonrasında 15 Ekim 1920’de sılaya dönüş, teferruatlı bir şekilde anlatılmaktadır. Demirkentli köylüler, içinde bulunduğu zor coğrafi şartları ve eko- nomik sıkıntılarına rağmen askerlik yaşına gelmiş gençlerini, helal- leştikten sonra, davul-zurna ile Osmanlı ordusuna teslim etmiş; ka- dınlar da muhacirlikten sonra devam eden Ermeni zulmüne karşı mücadele eden milis güçlerine çorap örmekle birlikte don-gömlek dikerek lojistik destek sağlamıştır.
  • Öğe
    The Anatolia reflected from the work Cemo of socialist realist author Bilbaşar
    (Cyprus International University, 2018) Kaya, Elif
    Socialist realism is the reflection of the Marxist ideology on the author and his work. Socialist realistic criticism is a theory which deals with literature in the social conditions in which it is written, and examines it in the ideology of society and which aims to form an aesthetic platform. The fact that it grounds on human, its relation with Marxism brings the political/ideological feature of this theory into the forefront. The current, which was officially recognized in 1934 at the First Congress of Soviet Writers and which was active in Soviet Russia in the same years, brought a breath of fresh air to the Turkish literature. Kemal Bilbaşar is an author who turns this current into a lifestyle and produces work. In the first part of this study, 'Socialist realism' has been examined with its general features, in the second part the 'Cemo' novel of Kemal Bilbaşar has been examined in terms of socialist realism, a region of Anatolia has been given on a realistic platform from a socialist realism perspective and it has been focused on how the author's socialist realistic tendencies are reflected in his novel.
  • Öğe
    Yaşamdan kurguya: Mebrure Alevok’un hikâyelerinde otobiyografik anlatım
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2024) Özbek Giray, Özgül
    Cumhuriyet Devri kadın yazarları arasında yer alan Mebrure Alevok, telif ve tercüme pek çok hikâye, roman, tiyatro eseri, makale ve seyahat yazıları kaleme almış ancak daha çok romanları ve Batı edebiyatından yapmış olduğu tercümelerle ön plana çıkmış bir isimdir. Henüz çocuk denecek yaşta çalışma hayatına atılan, öğretmenlik, tezgâhtarlık, tercümanlık ve yazarlık gibi meslekleri icra ederek hayat mücadelesinden galip çıkan Alevok, hikâyelerin merkezine kendisini yerleştirerek, hayal kırıklıklarını, aldanışlarını ve varolma çabasını anlatır. Hikâyelerini kendi hayatı ve çevresindeki kişilerin onun hayatındaki rolü üzerine kurması onun hikâyelerini büyük ölçüde otobiyografik kılar. Bu çalışmada yazarın hayatıyla ilgili kısa bir giriş yapıldıktan sonra, otobiyografik anlatı hakkında bilgi verilecek, daha sonra da yazarın bir kitapta toplanmayan, farklı gazete ve dergilerde kalmış olan Cadı, Deli, Küçük Kanburun Sırrı, Çıldıran Kadın, Bir Edibenin En Güzel Aşkı, Gözyaşından Kahkahaya, Karımı Ben Öldürdüm, Güneşe Âşık Yarasa, Kaderin Yalanı, Sevginin Yakutu, Lale Perisi, Bir Mektup, Murat Köprüsü, Saadet, Şüphe, Düğümlenen Hülya ve Eşyaların Dili Olsaydı adlı hikâyelerinde hayatına dair ayrıntıların nasıl yansıdığı üzerinde durulacaktır. Sonuçta da yazarın hikâyelerinde kendi hayatından kesitleri, anlatıcı vasıtasıyla aktardığı belirtilerek eserlerinde otobiyografik anlatıma yer verdiği ifade edilecektir.
  • Öğe
    Trabzon'un Sürmene ve Araklı ağızlarının kuşaklararası ağız kullanımı ve ağız ölçünlüleşmesi çerçevesinde incelenmesi
    (Karadeniz Teknik Üniversitesi, 2024) Atakan, Efsanur; Akkuş, Mehmet; Giray, Erhan
    Bu çalışmanın temel amacı; Trabzon ağzının Sürmene ve Araklı değişkelerinde kuşaklararası ağız kullanımı bağlamında ağız ölçünlüleşmesini incelemektir. Bu kuramsal çerçevede çalışmanın dilbilimsel amacı Trabzon ağzının Sürmene ve Araklı değişkeleri konuşurlarının oluşturduğu ağız topluluklarının toplumsal, bireysel, kamusal, sosyo-ekonomik ve demografik durumları dikkate alınarak ağız ölçünlüleşmesi durumunu ve bu durumlara yol açan etmenleri saptayarak incelemektir. Dünyada ağızların kullanımı ölçünlü dile meyleden değişkelerde kuşaklararası olası farkını saptamak amacıyla toplumdilbilimsel incelemeler ağız ölçünlüleşmesi (İng. dialect levelling) kuramı çerçevesinde yapılmıştır. Bu doğrultuda, bu çalışmada yer alan katılımcılar, farklı toplumsal değişkenlerin yanı sıra Trabzon ağzının Sürmene ve Araklı değişkelerini konuşan değişik kuşak gruplarından oluşan bireyler arasından seçilmiştir. Bu bağlamda ilk aşamada katılımcıların ağız geçmişleri hakkında ön bilgi edinmek amacıyla (28 alt kuşak, 39 orta kuşak, 32 üst kuşak) toplamda doksan dokuz katılımcıya bu makale için geliştirilmiş olan bir Ağız Kullanımı Anketi uygulanmıştır. Elde edilen sayısal veriler, nicel çözümleme yazılımı SPSS programı kullanılarak analiz edilmiş ve elde edilen bulgular ilgili alanyazına uygun nicel çözümleme yöntemleriyle yorumlanmıştır. Nicel verileri desteklemek için nitel veri elde etmek amacıyla katılımcılara konuştukları değişkelerin kuşaklararası düzleşmeyi sorgulayan yüz yüze görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bu görüşmelerden elde edilen görüşme verileri yazıya aktarılarak tematik sınıflandırmaları yapılmıştır.
  • Öğe
    Sami, Grek ve Türk toplumlarının inanış ve mitlerinde kadın algısı
    (Motif Halk Oyunları Eğitim ve Öğretim Vakfı, 2024) Bahadir, Sedat
    Serbest çağrışım yöntemiyle hareket eden mitler, doğa güçleri ve doğaüstü varlıklarla ilgili yaşanıldığına inanılan olayları anlattığından toplumların dünya görüşü, kültür politikaları ve milli şuurlarını oluşturmada ehemmiyet taşırlar. Dünyanın oluşumunu sürekli tekrarlanan bir başlangıç olarak gören Grek toplumunda ilk kadın, Toprak ana Gaia’dır. Bir kadının doğum yapması ile topraktan çıkan bitkilerin sürekliliği dikkatlerini çekmiş ve ikisi arasında bir bağ kurarak Gaia’yı tanrısallaştırmışlardır. Grekler, Bronz çağı kabileleri tarafından işgal edildiğinde Gaia’ya dua ederek kurtulacaklarını düşünmüşlerdir. Yunan inanışında Zeus’un emriyle elinde kötülük saçan bir kâseyle yeryüzüne gönderilen ilk ölümlü kadın, Pandora’dır. Bu nedenle Grek inanışında kötülük ve Pandora beraber anılmaktadır. Semitik toplumlar içerisinde varlığını devam ettiren Arap ve İbranilerin kutsal kitaplarında yaratılışla ilgili olarak birçok ortak mekanizmaların olduğunu görmekteyiz. Âdem ile Havva’nın yaratılışı hikâyesinde önce Âdem’in çamurdan yaratılması, kaburga kemiğinden de Havva’nın yaratılması motifi, yasak meyve, şeytanın kandırması sonucu cennetten kovuluşu ve dünyanın altı günde yaratılması hikâyesi ortaktır. Bu ortak motifler içerisinde Kur’an, Tevrat, Zebur ve İncil arasında farklılıkların olduğunu söyleyebiliriz. Bu farklılıklardan biri, Kur’an’da Âdem’den sonra yaratılan Havva’yla ilgili olarak, “Âdem’in kaburga kemiklerinden yaratılan eşi” denilmektedir. Diğer üç kitapta ise Havva ismi, sıkça geçmektedir. İkincisi, Kur’an’da bahsi geçen yasak meyvenin yaratılan ölümlüler arasında önce kimin yediği hakkında bilgiye rastlanılmamasıdır. Diğer üç kutsal kitapta ise önce Havva’nın yediği, sonrasında Âdem’e yedirdiği ve bu nedenle de dolayı cennetten kovuldukları anlatılmaktadır. Türk mitolojisinde kadın algısı, Arap, İbrani ve Yunan anlatımlarının aksine dünyanın yaratılışına ilham veren Ak Ene ve yaratıldıktan sonra koruyucu iye olarak önemli rol üstlenen Umay Ana, olumlu özellikleriyle ön plana çıkmıştır. Çalışmamızda en eski toplumlardan olan Arap, İbrani ve Yunanlıların evren ve insanın yaratılış mitlerinden günümüze kadar gelen kadın algısı incelenmiş, Türk mitolojisi ve kültürüyle karşılaştırılarak aralarındaki farklılıklar, örneklerle ortaya konmuştur.
  • Öğe
    Fakir Baykurt’un haritasında bir nokta: Artvin
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2022) Oktay, Neşe
    Fakir Baykurt, edebiyatımızın köy enstitülü kökenli öğretmen yazarlarındandır. Enstitüden mezun olmasının ardından diğer meslektaşları gibi Fakir Baykurt da Anadolu’nun çeşitli yerlerinde öğretmenlik yapmış bu çerçevede Sivas, Hafik, Şavşat gibi merkezlerde bulunmuştur. Baykurt hem köy kökenli bir aileden gelmesi hem görevi sebepli köyde bulunması dolayısıyla Anadolu halkını, coğrafyasını tanımış ve edebiyatçı gözüyle gerek romanlarında gerek kurgu dışı nesirlerinde anlatmıştır. Anadolu’yu ve mukimlerini; yaşadıkları çevrenin doğa tasvirleriyle, sahip oldukları olanak ve imkansızlıklarıyla, pençesine düştükleri yoksulluk ve geri kalmışlık manzarası içerisinde aktarmaktadır.