Cilt 1 Sayı 2 2017

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Güncel Gönderiler

Listeleniyor 1 - 12 / 12
  • Öğe
    [Kitap İncelemesi]: Hz. Peygamber’e yahudi ve hristiyanların yönelttikleri sorular, Aynur Uraler, İstanbul: İFAV, 2016, 399 sayfa.
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2017) Uzun, Semanur
    Aynur Uraler, Hz. Peygamber’e Yahudi ve Hristiyanların Yönelttikleri Sorular isimli çalışmasında, Hz. Muhammed’in peygamberliğinden sonraki dönemde ehl-i kitap mensupları tarafından kendisine sorulan soruları ve Hz. Muhammed’in bu sorulara karşılık verdiği cevapları tespit etmekte ve değerlendirmektedir. Hadis alanında hazırlanan eserde yazar, hadis ilminin sünneti ortaya çıkarma görevinden hareketle Hz. Peygamber’in ehl-i kitap ile ilişkilerini anlamaya yönelik bilgilerin tasnif edilmesini hedeflediğini ifade etmektedir (s.13).
  • Öğe
    Gramer ve semantik anlamlar arasındaki ilişkinin tekâmülü
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2017) Hamedu, Halid
    Makale bir yönden cümle terkipleri ve düşünce, diğer yönden gramatikal anlamla uygulama arasındaki ilişkilerin kesinliğini inceler. Dil düşünceden bağımsız değildir. Düşünce ise birleşik anlam alanından soyutlanarak kelimelerin tekil anlamlarında gerçekleşen bir olgu değildir. Gramer çalışmaları, cümle oluşumlarında ağırlıklı olarak doğru ve yanlışları tespitte yoğunlaştığından, sözü güzelleştiren değişkenlere ve etkenlere gereken önem verilmemektedir. Semantik alanda birbirinden bağımsız düşünülemeyecek iki alan vardır. Bunlar uyumlu ve tutarlı kuralları olan şekil-ses yapısı ile semantik bağa ve tutarlılığa sahip anlamsal yapıdır. Bu münasebetle Dil bilgisine dair sınırlı türlere dair işlevlerin tekil yapılarla etkileşiminin incelenmesi özel bir önem arz etmektedir.
  • Öğe
    Kemalpaşazâde’nin “risale fî iʻcâzi’l-kur’ân” adlı risalesi: inceleme ve tahkik
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2017) Kaya, Erdal
    Bu makalede, Osmanlı İmparatorluğunun Dokuzuncu Şeyhülislâmı 16. asır Osmanlı ilim ve kültür hayatının en büyük mümessillerinden olan Kemalpaşazâde’nin “Risale fî i’câzi’l-Kur’ân” isimli eserinin tahkikli neşri ve kısa bir incelemesi sunulmaktadır. Müellif, risalesinde Kur’ân’ın mucize oluşunu, onun belâğî özellikleri üzerine inşa etmeyi hedeflemektedir.
  • Öğe
    Kur’an’da saldırganlığa karşı insanın sorumlulukları
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2017) Boz, Halit
    Kur’an, Sünnetullah gereği beşeriyet arasında mevcut olan ontolojik farklılıkların insanlar arasında lazım olan adalete, eşitliğe, merhamete, güven ve huzura zarar vermemesi için insanın sorumluluk alanını belirlemiş, yapılması ve uyulması gereken kuralları, geniş bir örnekleme ağıyla sunmaktadır. Yine Kur’an’da, “Hayır, insan kendini yeterli gördüğü için mutlaka azgınlık eder.” (Alak, 6-7) beyanıyla insanın fıtratındaki var olan bu duyguyu törpüleyip ona hakîmiyetini kurması için kendisinde olması gereken kaide ve kurallar açık bir şekilde anlatılmaktadır. Nitekim insanlık ile var olan karşı tarafa tahakküm kurma duygusu, tarihten günümüze kadar büyük savaşlara, mevcut legal yönetimleri devirip dikta rejimlerin oluşmasına ve bu uğurda milyonlarca masum insanın ölümüne sebebiyet vermiştir. Bundan dolayıdır ki Kur’an, bu tür olayların vuku bulmaması için bizlere geçmiş milletlerin kıssalarında örnekler sunar. Çünkü Kur’an’da geçmiş milletlerin kıssalarını detaylı aktarmasının birçok nedeni içerisinde ibret ve ders çıkarmak da mevcuttur. Bu sebeple makalemiz, merkezde Kur’an ayetleri olmakla birlikte iki ana eksen üzerine inşa edilmiştir. Biri, insanın kendi içyapısında yer alan duygulara “ben” karşı sahip olması gereken sorumluluklarını hatırlatmak ve insanın içyapısında mevcut olan saldırganlık ve kıskançlık duygusunun nasıl beşeriyetin faydasına çevrilebileceğini ayetlerle açıklamaktır. Diğeri ise yine Kur’an’da, Habil ve Kâbil, Hz. Salih, Hz. Musa vb. gibi Peygamberlerin, bu diktatör güçlere karşı ortaya koydukları tutumları ve azgın güçlerin insanların beyinlerini nasıl yıkadıklarını ve topluma verdikleri zararları farklı bir metodla irdelemekten ibaret olmuştur.
  • Öğe
    20. Yüzyılın başında londra’da bir islam tebliğcisi: hoca kemaleddin ve woking müslim misyonu
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2017) Bayram, Aydın
    Bu makale, Birleşik Krallık’ta 1889 yılında ilk olarak bir camii formunda ibadete açılan Woking camiinin müdavimlerinden oluşan Woking Müslüman topluluğunu (Woking Muslim Community) ve bu topluluğun aktif liderliğini üstlenen Hint asıllı bir avukat olan Hoca Kemaleddin’i konu edinmektedir. Hindistan’da ortaya çıkan Kadiyanilik ya da Ahmediyye’nin Lahor koluna bağlı olduğu iddia edilen Hoca Kemaleddin, Londra’da vermiş olduğu seminer ve konferanslarla pek çok İngiliz’in hidayetine vesile olması ile dikkat çekmektedir. Araştırmamız, bir dava lideri olarak Hoca Kemaleddin üzerine yoğunlaşmakla beraber Londra’nın Woking kasabasında açılan caminin açılış ve tarihi sürecini ele almaktadır. Makalede, ayrıca Hoca Kemaleddin’in kurucusu olduğu Woking Müslim Misyonu’nu ve Hindistan’ın Kadiyan kasabasında ortaya çıkan Ahmediyye hareketinin bu misyon üzerindeki faaliyetleri incelenmektedir.
  • Öğe
    Ahlâkta duyguların yerine ilişkin bir değerlendirme
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2017) Başok Diş, Sebile
    İnsana dair yapılan tanımlarda sürekli olarak onun akıl sahibi olma ve düşünebilme özellikleri vurgulanmaktadır. Ancak insan yalnızca rasyonel bir varlık değildir, o aynı zamanda duyguları da olan, hisseden bir varlıktır. Sahip olduğumuz bu duygular bize hem yaşadığımızı duyumsatırlar hem de diğer insanlarla ve nesnelerle ilişkilerimizde belirleyici bir rol oynarlar. Bu gerçeğe rağmen ideal insan tasvirlerinde akıl mutlaklaştırılırken, duygularımızın hayatımızdaki yeri ve önemi hafife alınmakta veya görmezden gelinmektedir. Bu tavır, insanı bütüncül bir şekilde ele almadığı için kusurlu bir yaklaşımdır. Sevgi, merhamet, sevinç, üzüntü, keder, minnet, öfke gibi duyguların yaşanmadığı bir hayat hemen herkes tarafından zenginlik ve canlılıktan yoksun olarak görülebilir. Buna rağmen özellikle bazı filozoflar tarafından insanlardan irrasyonel saydıkları duygularını bastırmaları istenmektedir. Özellikle ahlâk alanında kendisini duyuran bu talep, ahlâkîliği duyguların hiçbir etkide bulunmadığı eylemlere indirgemektedir. Bu çalışmada bir taraftan neden duygulara olumsuz bir şekilde yaklaşıldığı sorusuna yanıt aranırken, diğer taraftan duyguların insan hayatındaki ve ahlâkındaki yerine ilişkin bir değerlendirme yapılmaya çalışılacaktır.
  • Öğe
    İbnü’l-mukaffa’nın kur’an’a mu’âraza yaptığına dair iddiaların değerlendirilmesi
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2017) Çakır, Numan
    Kur’ân, kendisinin Allah kelamı olduğunu ispat etmek için bütün inkârcılara meydan okumuş ve onları kendi benzeri bir kitap veya on sure ya da bir sure getirmeye çağırmıştır. Tarihte farklı zamanlarda Kur’ân’ın bu meydan okumasına cevap vermek ve onun benzerini getirmek isteyenler olmuş; ancak şimdiye kadar hiç kimse ona mu’âraza yapamamıştır. Bazıları birtakım sözlerle Kur’ân’a mu’âraza yaptıklarını iddia etmişler; bazılarının ise böyle bir amacı ve iddiası olmadığı halde başkaları tarafından Kur’ân’a mu’âraza yapmakla itham olunmuşlardır. Kaynaklarda bu konuda birçok rivayet, haber ve iddia bulunmaktadır. Biz de bu makalemizde o iddialardan en yaygın olan birini, İbnü’l-Mukaffa’nın Kur’ân’a mu’âraza yaptığına dair iddiaları ele alıp değerlendireceğiz
  • Öğe
    Roman ve değerler eğitimi ilişkisi hakkında uygulamalı bir yorum denemesi: Huzur ve Tutunamayanlar romanlarında hayatı tecrübe etmek
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2017) Öncü, Ali
    Bu çalışmada romanların değerler eğitimine etkileri irdelenmiştir. Bir estetik deneyim olarak romanın, bireyin kendisini ve çevreyi tanımasında önemli olabileceği, karakterleri aracılığıyla ona rol modeller sunabileceği belirtilmiştir. Yorum kısmında ise Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar ve Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur romanları, yaşama yükledikleri değer bağlamında karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Yapılan incelemede iki romanın da hayatı yaşayarak tecrübe etmenin önemine vurgu yaptığı tespit edilmiştir. Sonuç bölümünde ise roman ve değerler eğitimi ilişkisi hakkında bir takım önerilere yer verilmiştir.
  • Öğe
    Cabir b. Abdullah’ın siyasî kişiliği ve dönemin tartışmalı konuları karşısındaki tutumu
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2017) Abdurrahman, Ece
    Hicrî birinci asır, İslam’ın sınırlarının hızla genişlediği bir asır olmanın yanında, Müslümanlar üzerinde etkilerinin halen devam ettiği birçok siyasî olay ve tartışmalı konuların gündeme geldiği önemli bir dönemdir. Bu dönemin en önemli aktörleri şüphesiz sahâbîlerdir. O dönemin siyâsî olaylarına şahit olmuş sahâbîleri ve sergiledikleri tavırlarını bilmek, hem Kur’an ve Sünnet’i doğru anlamaya hem de söz konusu dönemin siyasi ve sosyal hadislerini daha doğru analiz etmeye katkı sağlayacaktır. Câbir b. Abdullâh, Medine’li ilk Müslümanlardan biri olmanın yanında Resûlullah’ın (s.a.s.) vefatından sonra da uzun bir ömür yaşamış ve ilmiyle de kendi isminden söz ettirmiş sahâbenin önde gelenlerinden biridir. Bu çalışmada, Hicrî birinci asrın ilk üççeyreğinde yaşanan siyasî hadiselere tanık olan bu sahâbînin, siyasî kişiliği ve o dönemde ortaya çıkan büyük günah ve şefaat, kader, ihticâb ve Allah’ın kelâm sıfatı gibi tartışmalı konular karşısındaki tutumu ortaya konmaya çalışılmıştır
  • Öğe
    18. Yüzyıl osmanlı ulemâsı nazarında cihâd: mirzazâde mehmed sâlim efendi ve neylü’r-reşâd fî emri’lcihâd isimli risâlesi
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2017) Eraslan, Şule
    Modern dönemde hakkında en çok tartışılan mevzulardan birisi İslâm’da cihâdın mahiyetidir. Oryantalist çalışmalar, Müslümanların gayr-ı müslimlerle ilişkilerinin esasını savaş ahkâmının teşkil ettiğini vurgulamak suretiyle modern dönemdeki terör eylemlerinin kaynağı olarak cihâd kavramına işaret ederler. Buna mukâbil modern dönem Müslüman aydınlarının ekseriyetinin, İslâm’ın diğer devletlerle ilişkilerinin esas itibariyle barışçıl bir karakter arzettiğini iddia ettikleri ve İslâm’da cihâdı sırf müdâfa savaşı olarak kurgulama gayreti içerisine girdikleri dikkat çekmektedir. Makalenin girişinde İslâm’da cihâdın mahiyetine dair yürütülen bu tartışmalara ve tartışmaların muhtemel sebeplerine değindikten sonra bir 18. yy. Osmanlı aliminin zihin dünyasında cihâdın hangi muhtevayla yer işgal ettiğini ve referans kaynaklarını tespite çalışacağız. Makalede esas vurgumuz ise modern dönemdeki gayr-ı müslimlerle ilişkilerde barışın esas olduğunu Hanefi ulemâya referansla ileri sürme gayretlerinin aksine, Mirzazâde Mehmed Sâlim Efendi’nin, gayr-ı müslimlerle ilişkilerde savaşın esas olduğunu Hanefi ulemânın temel metinlerine referansla savunmasına olacaktır
  • Öğe
    Son dönem osmanlı ulemasından gürcizâde ahmed efendi
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2017) Gür, Süleyman
    Gürcistan’dan göç edip Trabzon’un Of-Çaykara bölgesine yerleşen bir aileye mensup olan Gürcizâde Ahmed Efendi, Osmanlının son döneminde yetişen alimlerden biridir. Yöredeki hocalardan ilim tahsil etmiş, çeşitli medreselerde müderrislik yapmış ve çok sayıda talebe yetiştirmiştir. Ayrıca irşad hizmetlerinde de bulunmuştur. Bu çalışmada onun Of sahili ile Bayburt şehri arasında kalan bölgede geçen hayat hikayesi ana hatları ile ele alınacak, tahsil hayatı, ilmi kişiliği, eğitim faaliyetleri, icâzetnâmeleri, kütüphanesi, görev yaptığı medreseler konusunda daha detaylı bilgiler verilecektir.
  • Öğe
    Osmanlı dönemi batumlu âlimler ve arap dili konulu eserleri: mirzazâde mehmed sâlim örneği*
    (Artvin Çoruh Üniversitesi, 2017) Sula, Murat
    Bu makalede, Batumlu bir aileden gelen Osmanlı dönemi Arap dili âlimi Mirzazâde Mehmed Sâlim Efendi’nin hayatı ile başta Arap dili konulu olmak üzer eserlerinin tanıtımı amaçlanmıştır. Sâlim Efendi, on beş yaşlarında Batum’dan İstanbul’a göç eden Şeyhülislam Miza Mustafa Efendi’nin (ö. 1722) yedinci çocuğu olarak 1688 yılında İstanbul’da doğmuştur. İlk eğitimini mahalle mektebinden almaya başlamış ve ardından döneminde geçerli olan sisteme göre tahsiline devam etmiştir. Resmi ve özel hocaların yanında babasından da farklı zaman dilimlerinde okuyarak eğitimini sürdürmüştür. Erken yaşta mülazim olan Sâlim Efendi, 1714 tarihine kadar farklı medreselerde müderrislik görevlerinde bulunmuş ardından kadılık görevini tercih etmiş ve Rumeli kazaskerliğine kadar yükselmiştir. Daha çok Tezkiretü’ş- şuarâ’siyle meşhur olan müellif, başta Arap dili olmak üzere farklı konularda irili ufaklı telif kitapların yanında şerh ve haşiye türünden çalışmalar da kaleme almış ancak bunların bir kısmı günümüze ulaşamamıştır. Bu tür çalışmaların haricinde Salim Efendi, döneminde devlet tarafından yürütülen ve desteklenen tercüme heyetlerinin birinde görev almış ve Bedreddin Aynî’nin (ö. 855/1451) tarihinin birkaç bölümünü Türkçeye aktarmıştır. Dönemin önemli bilginlerinden olan Sâlim Efendi, Rumeli kazaskerliği görevinden sonra emeklilik dönemini sürdürürken 1743 tarihinde vefat etmiş ve İstanbul’da Kalenderhane Camii yakınındaki mezarlığa defnedilmiştir